Bunlar teklifin TBMM'ye sunulduğu ilk hâlidir. Komisyon ve Genel Kurul görüşmelerinde değişmiş olabilir; kanunun yürürlükteki metni Resmî Gazete'dedir.
Madde 1ekliyor2004 sayılı
9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununa 34 üncü maddesinden
sonra gelmek üzere aşağıdaki madde eklenmiştir,
"idareye başvuru zorunluluğu;
MADDE 34/a- Yargıtay, bölge adliye mahkemeleri ve ilk derece mahkemelerince
verilen bir miktar para ile vekâlet ücreti ve yargılama giderlerine ilişkin ilamlar, idare tarafından
gecikmeksizin yerine getirilir. Hükmedilen tutarın ödenmesine ilişkin alacaklı veya vekilinin
idareye yazılı şekilde banka hesap numarasını bildirerek yapacağı başvuru tarihinden itibaren
en geç bir ay içinde ilamda belirtilen alacağın ilamda belirtildiği şekilde varsa ödeme tarihine
kadar işleyecek faizi ve diğer fer'ileriyle birlikte ödenmediği takdirde ilamlı icra takibi
yapılabilir. Bu başvuru yapılmaksızın doğrudan doğruya ilamlı icra yoluna başvurulamaz."
Gerekçe: Maddeyle, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununa yeni bir madde
eklenmektedir.
Yargıtay, bölge adliye mahkemeleri ve ilk derece mahkemelerince verilen bir miktar
para ile vekâlet ücreti ve yargılama giderlerine ilişkin ilamlar, başvuru yapılarak idareye ödeme
imkânı verilmeden alacaklı taraf veya vekilince doğrudan icra takibine konu edilebilmektedir.
Bu durum idareye ilave mali külfet oluşturmakla beraber gereksiz icra takibi yapılmasına neden
olmaktadır.
Düzenlemeyle, idare aleyhinde hükmedilen bir miktar para ile vekâlet ücreti ve
yargılama giderlerine ilişkin ilamlar bakımından icra takibi yapılmadan önce idareye yazılı
başvuruda bulunma ve ödeme için hesap numarası bildirme zorunluluğu getirilerek,
alacaklıların icraya başvurmak zorunda kalmaksızın alacağını daha kısa sürede tahsil
edebilmesi, bu suretle icra dairelerinin iş yükünün azaltılması amaçlanmaktadır. Buna göre,
idareye verilen bir aylık ödeme süresi içinde, idare-tarafından ilamda belirtilen tüm alacak
kalemlerinin, anapara ve varsa ödeme tarihine kadar işleyecek faizi ve diğer fer'ileriyle birlikte
ödenmemesi halinde, idare aleyhine cebri icra takibi yapılabilecektir.
Böylelikle, icra dairelerinin gereksiz yere meşgul edilmesi önlenerek idareye ifa imkânı
tanınması, kamu kaynaklarının daha verimli kullanılması ve alacaklının da alacağını daha hızlı
bir şekilde tahsil edebilmesi sağlanmış olacaktır.
Madde 2değiştiriyor2004 sayılı6183 sayılı
2004 sayılı Kanunun 114 üncü maddesinin ikinci fıkrasına aşağıdaki cümle
eklenmiş ve yedinci fıkrasının (6), (8) ve (9) numaralı bentleri aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
"Tüm maliklerin miras yoluyla edindikleri ve mirasçılar dışında üçüncü kişilerin mülkiyet
hakkının bulunmadığı taşınmazlar bakımından ortaklığın satış suretiyle giderilmesine karar
verilmesi hâlinde yapılacak açık artırmalarda birinci artırma sadece malik olan mirasçılar
arasında yapılır. Sadece malik olan mirasçılar arasında yapılacak bu artırma usulü bir defaya
mahsus olmak üzere uygulanır."
"6. Satış talep eden ve artırmaya katılmak isteyen alacaklı, en geç artırma süresinin
bitiminden önceki iş günü mesai bitimine kadar satışı yapan icra dairesine müracaat etmesi
hâlinde alacağın teminatı karşıladığı miktar kadar kendisinden teminat alınmayacağı, açık
artırmalarda Hazinenin teminat göstermekten muaf olduğu.
8. Elektronik satış portalında verilecek tekliflerin haczedilen malın muhammen
kıymetinin yüzde ellisi, ortaklığın satış suretiyle giderilmesinde birinci artırmanın sadece malik
olan mirasçılar arasında yapıldığı durumlarda muhammen kıymetin yüzde yüzü, ikinci
artırmada ise muhammen kıymetin yüzde ellisi ile o malla güvence altına alınan ve satış
isteyenin alacağına rüçhanı olan alacakların toplamından hangisi fazla ise bu miktarı ve ayrıca
bu miktara ilave olarak paraya çevirme ve paylaştırma masraflarını geçmesi gerektiği.
9. İhale alıcısının en yüksek teklifi verip de süresi içinde ihale bedelini yatırmaması
hâlinde, alınan teminatın iade edilmeyip öncelikle satış masraflarından mahsup edileceği, kalan
miktarın icra dosyaları bakımından alacaklarına mahsuben hak sahiplerine ödeneceği, süresi
içinde ihale bedelini yatırmayan ihale alıcısının satış isteyen alacaklı olması durumunda,
muhammen bedelin yüzde onunun kendi alacağından mahsup edileceği ve bu satış için yapılan
masrafın kendisi üzerinde bırakılarak borçluya yüklenmeyeceği; ortaklığın satış suretiyle
giderilmesinde en yüksek teklifi verip de ihale bedelini süresi içinde yatırmayan ihale
alıcısından alman teminatın kendisine iade edilmeyerek satış masrafları mahsup edildikten
sonra paydaşlara payları oranında ödeneceği, süresi içinde ihale bedelini yatırmayanın paydaş
olması durumunda ise alınan teminatın tamamının diğer pay sahiplerine payları oranında
ödeneceği; ayrıca en yüksek teklifi verip de süresi içinde ihale bedelini yatırmayan ihale
alıcısına, teklif ettiği bedelin yüzde beşi oranında satışı yapan icra dairesince veya satış
memurunca idari para cezası verileceği, verilen bu cezanın 6183 sayılı Kanun hükümleri
uyarınca tahsili için tahsil dairesine bildirileceği."
Gerekçe: Maddeyle, 2004 sayılı Kanunun 114 üncü maddesinin ikinci fıkrası ile
yedinci fıkrasının (6), (8) ve (9) numaralı bentlerinde değişiklik yapılmaktadır.
Maddenin ikinci fıkrasına eklenen cümleyle, miras yoluyla intikal eden taşınmazlarda
ortaklığın satış suretiyle giderilmesinde ilk defa yapılacak birinci açık artırmanın sadece malik
olan mirasçılar arasında yapılacağı hüküm altına alınmaktadır. Düzenlemeyle, ortaklığın satış
suretiyle giderilmesi dosyalarında yapılan satışlarda uygulamada ortaya çıkan suiistimallerin
önlenmesi ve miras yoluyla intikal eden taşınmazlarda mirasçıların hukuki menfaatlerinin
azami düzeyde korunması amaçlanmaktadır. Bu kapsamda yapılacak ilk satış yalnızca malik
olan mirasçılar arasında yapılacak, bu satışta muhammen kıymetin tamamı ve satış masraflarını
karşılayacak şekilde teklif verilebilecektir. Diğer bir anlatımla ihalede teklif verme bedeli malın
kıymetinin tamamı üzerinden başlayacaktır. Mirasçılar arasında yapılacak ilk açık artırmada
alıcı çıkmazsa ikinci açık artırma genel hükümlere tabi olarak herkese açık bir şekilde
yapılacaktır. Mirasçıların mülkiyet hakkı ilk açık artırmada malın kıymetinin tamamı üzerinden
yapılması suretiyle korunmakta diğer taraftan ilk açık artırmada mirasçılar dışında alıcıların
girmesi engellenerek malın öncelikle mirasçılar arasında kalması sağlanmaktadır.
Maddenin yedinci fıkrasının (6) numaralı bendinde yapılan değişiklikle, ortaklığın satış
suretiyle giderilmesinde artırmaya katılmak isteyen pay sahibinin payı oranında teminat
yatırmaktan muaf olmasına ilişkin hüküm yürürlükten kaldırılmaktadır. Uygulamada birçok
soruna neden olan zaman zaman da teminat yatırmamanın sağladığı imtiyazdan yararlanarak
fahiş oranda en yüksek teklifi sunmak suretiyle ihalenin kendisinde kalmasını sağlayan pay
sahibinin sonradan ihale bedelini ödemeyerek ihalenin iptaline neden olduğu
gözlemlenmektedir. Gerek hesaplanmasında ortaya çıkan güçlükleri gidermek, gerekse uzun
bir yargılama sonrası satışına karar verilen taşınmazların satışının kötü niyetli olarak
engellenmesini önlemek amacıyla paylı veya elbirliği mülkiyetinde pay sahiplerinin de teminat
yatırarak açık artırmaya katılması sağlanmaktadır. Maddede yapılan diğer bir değişiklikle
Hazinenin tüm açık artırmalarda (hacizli malın satışına ilişkin açık artırmalar ile ortaklığın satış
suretiyle giderilmesine ilişkin açık artırmalar) teminattan muaf olduğu açıkça hüküm altına
alınmaktadır.
Maddenin yedinci fıkrasının (8) numaralı bendinde yapılan değişiklikle, ikinci fıkrada
yapılan düzenlemeye bağlı olarak miras yoluyla elde edilen taşınmazlarda ortaklığın satış
suretiyle giderilmesinde yapılacak ve sadece malik olan mirasçıların katılabileceği ilk açık
artırmalarda, verilebilecek en düşük teklifin malın muhammen kıymetinin yüzde yüzü ile malla
güvence altına alınan ve satış isteyenin alacağına rüçhanı olan alacakların toplamından hangisi
fazla ise bu miktarı ve ayrıca bu miktara ilave olarak paraya çevirme ve paylaştırma masraflarını
karşılaması gerekeceğine ilişkin düzenleme yapılmaktadır.
Maddenin yedinci fıkrasının (9) numaralı bendinde yapılan değişiklikle, ihale alıcısının
en yüksek teklifi verip de süresi içinde ihale bedelini yatırmaması hâlinde, alınan teminatın iade
edilmeyip öncelikle satış masraflarından mahsup edileceği, kalan miktarın icra dosyaları
bakımından alacaklarına mahsuben hak sahiplerine ödeneceği, süresi içinde ihale bedelini
yatırmayan ihale alıcısının satış isteyen alacaklı olması durumunda, muhammen bedelin yüzde
onunun kendi alacağından mahsup edileceği ve bu satış için yapılan masrafın kendisi üzerinde
bırakılarak borçluya yüklenmeyeceği düzenlenmektedir. Ayrıca, ortaklığın satış suretiyle
giderilmesinde en yüksek teklifi verip de ihale bedelini süresi içinde yatırmayan ihale
alıcısından alman teminatın kendisine iade edilmeyerek satış masrafları mahsup edildikten
sonra paydaşlara payları oranında ödeneceği, süresi içinde ihale bedelini yatırmayanın paydaş
olması durumunda ise alman teminatın tamamının diğer pay sahiplerine payları oranında
ödeneceği hüküm altına alınmaktadır. Öte yandan, gerek icra dosyaları gerekse ortaklığın satış
suretiyle giderilmesine ilişkin' satış dosyalarında en yüksek teklifi verip de süresi içinde ihale
bedelini yatırmayan ihale alıcısına, teklif ettiği bedelin yüzde beşi oranında satışı yapan icra
dairesince veya satış memurunca idari para cezası verileceği, verilen bu cezanın 6183 sayılı
Kanun hükümleri uyarınca tahsili için tahsil dairesine bildirileceği bir yenilik olarak
düzenlenmektedir.
Yapılan tüm bu değişikliklerle, açık artırmalarda en yüksek teklif verilip, sonradan ihale
bedelinin yatırılmaması sebebiyle ihalenin iptalinin doğurduğu sorunlar giderilecek ve bu
suretle ihlal edilen hukuki yararların tesisi sağlanmış olacaktır. Gerek haczedilen malın açık
artırma suretiyle satılmasında gerekse ortaklığın satış suretiyle giderilmesinde son safha açık
artırma safhasıdır. Alacaklının alacağına kavuşması ile borçlunun borcundan kurtulması ve
sürdürülemeyen ortaklığın giderilmesinin son safhası satış aşamasıdır. Birçok emek ve masraf
sarf edilerek uzunca bir zaman sonra ulaşılabilen bu aşamanın kötüniyetli olarak sabote
edilmesi, temelde menfaatleri bu satışa bağlı olanların mülkiyet hakkını önemli ölçüde ihlal
etmektedir. Bu durumun ortadan kaldırılması amacıyla söz konusu düzenlemeler yapılmaktadır.
Madde 3değiştiriyor1512 sayılı
18/1/1972 tarihli ve 1512 sayılı Noterlik Kanununun 55 inci maddesi
aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
"MADDE 55-Noterlik evrak ve defterleri mahkeme, sulh ceza hâkimliği ve
Cumhuriyet başsavcılıklarınca veya resmî daireler tarafından yahut konusu da belirtilmek
suretiyle noterlikte soruşturmaya yetkili kılınan kimselerce incelenebilir.
Mahkeme, sulh ceza hâkimliği veya Cumhuriyet başsavcılığı tarafından, noterlik
evrakının aslının istenmesi hâlinde ilgili noter, evrakın bir örneğini çıkarıp aslına uygunluğunu
onaylar. Noter, onayladığı örneği aslının yerinde saklar ve evrakın aslını ilgili mercie gönderir.
Mahkeme, sulh ceza hâkimliği. Cumhuriyet başsavcılığı veya soruşturmaya yetkili
kılınan resmî daire tarafından noterlik evrakının onaylı bir örneğinin istendiği durumlarda,
noter istenilen evrakın aslını elektronik ortamda taramak ve güvenli elektronik imzayla
imzalamak suretiyle oluşturduğu onaylı örneği ilgili mercie elektronik ortamda gönderir.
Elektronik ortamda gönderme imkânı bulunmayan durumlarda evrakın aslına uygunluğunu
onaylayarak onaylı örneği ilgili mercie gönderir.
Bu madde uyarınca yapılan işlemler için yevmiye numarası verilmez. Posta masrafı ve
yol masrafı hariç olmak üzere harç, vergi, değerli kâğıt ücreti dâhil herhangi bir ücret alınmaz."
Gerekçe: Maddeyle, 1512 sayılı Noterlik Kanununun 55 inci maddesi
değiştirilmektedir.
Düzenlemeyle, noterlik evrak ve defterlerinin gizliliği korunarak, bunların mahkeme,
sulh ceza hâkimliği. Cumhuriyet başsavcılığı ve soruşturmaya yetkili mercilere gönderilmesine
ilişkin mevcut uygulamanın kolaylaştırılması sağlanmaktadır.
Maddenin birinci fıkrasında yapılan düzenleme uyarınca, noterlik evrak ve defterleri
mahkeme, sulh ceza hâkimliği ve Cumhuriyet başsavcılıklarınca veya resmî daireler tarafından
yahut konusu da belirtilmek suretiyle noterlikte soruşturmaya yetkili kılınan kimselerce
incelenebilecektir.
Maddenin ikinci fıkrasına göre mahkeme, sulh ceza hâkimliği veya Cumhuriyet
başsavcılığı tarafından, noterlik evrakının aslının istenmesi hâlinde; ilgili noter, evrakın bir
örneğini çıkarıp aslına uygunluğunu onayladıktan sonra bu örneği aslının yerinde saklayarak,
evrakın aslını talep eden mercie gönderecektir.
Maddenin üçüncü fıkrasına göre mahkeme, sulh ceza hâkimliği, Cumhuriyet
başsavcılığı veya soruşturmaya yetkili kılınan resmî daire tarafından noterlik evrakının onaylı
bir örneğinin istendiği durumlarda, noter tarafından evrakın aslı elektronik ortamda taranıp,
güvenli elektronik imzayla imzalandıktan sonra onaylı örnek ilgili mercie elektronik ortamda
gönderilecektir. Evrakın elektronik ortamda gönderilmesine imkân bulunmadığı durumlarda ise
aslına uygunluğu onaylanan fiziki örneği ilgili mercie gönderilecektir.
Ayrıca, bu madde uyarınca yapılan işlemler için yevmiye numarası verilmeyeceği, posta
masrafı ve yol masrafı hariç olmak üzere harç, vergi, değerli kâğıt ücreti dâhil herhangi bir ücret
alınmayacağı hüküm altına alınmaktadır.
Madde 4ekliyoribare değişikliği2575 sayılı
6/1/1982 tarihli ve 2575 sayılı Danıştay Kanununun geçici 27 nci
maddesinin onüçüncü fıkrasında yer alan "on yıl" ibaresi "on dört yıl" şeklinde değiştirilmiş ve
maddenin onyedinci fıkrasına aşağıdaki cümle eklenmiştir.
"Bu fıkra hükümleri, 23/7/2030 tarihine kadar uygulanmaz."
Gerekçe: Maddeyle, 2575 sayılı Danıştay Kanununun geçici 27 nci maddesinin
onüçüncü ve onyedinci fıkralarında değişiklik yapılmaktadır.
1/7/2016 tarihli ve 6723 sayılı Kanunla, Danıştay Kanununun 13 üncü maddesinin
birinci fıkrasında değişiklik yapılmış ve aynı Kanuna geçici 27 nci madde eklenmiştir. İstinaf
kanun yolunun uygulanmasına 20 Temmuz 2016 tarihi itibarıyla başlanacak olmasının
Danıştayın iş yükünü önemli oranda hafifleteceği öngörülerek, söz konusu 13 üncü maddede
yapılan değişiklikle, on yedi olan daire sayısı ona indirilmiştir. Geçici 27 nci maddenin
onüçüncü fıkrasında yapılan düzenlemeyle de 6723 sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten
itibaren en geç üç yıl içinde peyderpey Başkanlık Kurulunca daire kapatılmasına karar vermek
suretiyle daire sayısının ona indirileceği hükme bağlanmıştır. Ancak daha sonra yapılan
değişikliklerle üç yıllık süre on yıla çıkarılmıştır. Danıştayda hâlihazırda on iki daire
bulunmaktadır. Danıştayın daire sayısının en geç 23 Temmuz 2026 tarihine kadar on daireye
indirilmesi gerekmektedir.
Düzenlemeyle, Danıştayın mevcut iş yükü dikkate alınarak daire sayısının 2575 sayılı
Kanunun 13 üncü maddesinde öngörülen sayıya indirilmesi için tanınan azami süre dört yıl
uzatılmaktadır. Ayrıca, Danıştay daire sayısının dört yıl daha azalmayacak olması nedeniyle,
boşalan her iki üyelik için bir üye seçimi yapılması uygulamasından da bu maddeyi ihdas eden
Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren 23/7/2030 tarihine kadar vazgeçilmesi
öngörülmektedir. Böylelikle bu tarihe kadar Danıştay meslek mensubu kadro sayısında
herhangi bir azalma olmaması ve boşalan her bir üye kadrosu için aynı sayıda seçim yapılması
amaçlanmaktadır.
Madde 5değiştiriyoribare değişikliği
6/1/1982 tarihli ve 2576 sayılı Bölge İdare Mahkemeleri, İdare
Mahkemeleri ve Vergi Mahkemelerinin Kuruluşu ve Görevleri Hakkında Kanunun 7 nci
maddesinin birinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve ikinci fıkrasında yer alan
"yirmibeşbin" ibaresi "dört yüz seksen altı bin" şeklinde değiştirilmiştir.
"1. Düzenleyici işlemlere karşı açılanlar hariç, aşağıda sayılan davalar idare mahkemesi
hâkimlerinden biri tarafından çözümlenir:
a) Konusu dört yüz seksen altı bin Türk Lirasını aşmayan; idari işlemlere karşı açılan
iptal davaları ve tam yargı davaları.
b) İlköğretim, ortaöğretim ve yükseköğretim öğrencileri hakkında tesis edilen
uzaklaştırma ve ilişik kesme sonucunu doğuranlar hariç disiplin cezası ile sınıf geçme, not
tespiti, yurt, kredi ve burs işlemlerine karşı açılan davalar.
c) Kamu görevlileri hakkında tesis edilen geçici görevlendirme, yolluk, lojman ve izin
işlemlerine karşı açılan davalar.
d) Kamu görevlilerine verilen uyarma cezasına karşı açılan davalar.
e) Mesleki faaliyeti geçici veya sürekli olarak engelleyenler hariç olmak üzere, kamu
kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının üyeleri hakkında verdiği disiplin cezalarına karşı
açılan davalar.
f) 1/7/1976 tarihli ve 2022 sayılı 65 Yaşını Doldurmuş Muhtaç, Güçsüz ve Kimsesiz
Türk Vatandaşlarına Aylık Bağlanması Hakkında Kanunun uygulanmasından doğan davalar."
Gerekçe: Maddeyle, 2576 sayılı Kanunun 7 nci maddesinde değişiklik yapılmaktadır.
İdare ve vergi mahkemeleri kural olarak heyet halinde çalışan mahkemelerdir. Bununla
birlikte maddenin mevcut birinci fıkrasına göre konusu yirmi beş bin Türk Lirasını geçmeyen
(2026 yılı için 486.000 TL) iptal ve tam yargı davaları tek hâkimle çözümlenmektedir. Mahiyeti
itibarıyla heyette tartışılması gerekmeyen uyuşmazlıkların tek hakimle görülmesi yargılamanın
hızlanmasına olumlu yönde etki edebilmektedir.
Maddede değişiklik yapılarak, idare mahkemelerinde tek hâkimle çözümlenecek
davalar genişletilmekte ve uygulamada içtihadın yerleştiği, niteliği itibarıyla heyet tarafından
incelenmesi zarureti bulunmayan bazı uyuşmazlıkların tek hâkim tarafından görülmesi
sağlanmaktadır.
Madde 6değiştiriyor2577 sayılı
6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 45 inci
maddesinin üçüncü ve beşinci fıkraları aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
"3. Bölge idare mahkemesi, ilk derece mahkemesinin kararma ilişkin yaptığı inceleme
sonunda;
a) Kararı hukuka uygun bulursa,
b) Kararın sonucu hukuka uygun olmakla birlikte gösterilen gerekçeyi doğru bulmaz
veya eksik bulursa kararın gerekçesini değiştirerek,
c) Karardaki maddi yanlışlıkların düzeltilmesi mümkün ise gerekli düzeltmeyi yaparak.
istinafbaşvurusunun reddine karar verir."
"5. Bölge idare mahkemesi;
a) İlk inceleme üzerine verilen kararlar ile usule ilişkin verilen diğer nihai kararlara karşı
yapılan istinaf başvurusunu haklı bulması,
b) Davaya görevsiz veya yetkisiz mahkeme yahut reddedilmiş veya yasaklanmış hâkim
tarafından bakılmış olması,
c) Dilekçenin reddine karar verilmesi gerekirken bu karar verilmeksizin dava hakkında
karar verilmesi,
d) Dosyanın eksik veya yanlış hasımla tekemmül ettirilerek karar verilmesi,
e) Talep hakkında karar verilmemesi yahut eksik hükümle karar verilmesi,
f) Keşif veya bilirkişi incelemesi yaptırılması gerektiği hâlde yaptırılmadan karar
verilmesi,
g) Duruşma yapılması gerektiği hâlde duruşma yapılmadan karar verilmesi,
hallerinde, istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının
kaldırılmasına ve dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine kesin olarak karar verir.
Ancak bölge idare mahkemesi, (f) ve (g) bentlerindeki eksikliği kendisi gidererek karar
verebilir. Bu fıkrada sayılan haller dışında kararın kaldırılarak dosyanın kararı veren
mahkemeye gönderilmesine karar verilemez."
Gerekçe: Maddeyle, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 45 inci
maddesinde değişiklik yapılmaktadır.
Maddenin mevcut üçüncü fıkrasında bölge idare mahkemesinin istinaf başvurusunun
reddine karar vereceği haller düzenlenmiştir. Buna göre bölge idare mahkemesi, ilk derece
mahkemesinin kararını hukuka uygun bulursa veya karardaki maddi yanlışlıkların düzeltilmesi
mümkünse gerekli düzeltmeyi yaparak istinaf başvurusunun reddine karar vermektedir. Ancak
uygulamada bölge idare mahkemelerince incelenen kararın sonucu hukuka uygun bulunmakla
birlikte gösterilen gerekçenin doğru bulunmaması veya eksik bulunması halinde ne şekilde
karar verileceği hususunda tereddüt bulunduğu görülmektedir. Uygulamadaki tereddütlerin
giderilmesi amacıyla bu tür durumlarda kaldırma kararı verilmeksizin kararın gerekçesi
değiştirilerek istinaf başvurusunun reddine karar verileceği hüküm altına alınmaktadır.
Böylelikle, karar sonucunun hukuka uygun olduğu hallerde sırf gerekçedeki eksiklik veya
yanlışlık nedeniyle kararın kaldırılması yerine, istinaf merciinin gerekçeyi düzelterek veya
değiştirerek uyuşmazlığı sonuçlandırmasına imkân tanınmaktadır.
Maddenin mevcut beşinci fıkrasında bölge idare mahkemesinin dosyayı ilk derece
mahkemesine göndereceği haller düzenlenmiştir. Ancak uygulamada, yargılamanın
mahiyetinden kaynaklanan sebeplerle, bölge idare mahkemelerince maddede sayılan haller
dışında da dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesine ihtiyaç duyulduğu görülmektedir.
Bu nedenle uygulamada ortaya çıkan ihtiyaçların giderilmesi amacıyla bölge idare
mahkemelerinin dosyayı ilk derece mahkemesine gönderebileceği bazı haller kanun metnine
eklenmektedir.
Beşinci fıkrada yapılan düzenlemeyle mevcut geri gönderme sebeplerine ilave olarak;
usule ilişkin verilen bazı nihai kararlara karşı yapılan istinaf başvurusunun haklı bulunması,
dilekçenin reddine karar verilmesi gerekirken bu karar verilmeksizin dava hakkında karar
verilmesi, dosyanın eksik veya yanlış hasımla tekemmül ettirilerek karar verilmesi, talep
hakkında karar verilmemesi yahut eksik hükümle karar verilmesi halleri bölge idare
mahkemesince dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesini gerektiren yeni sebepler
olarak belirlenmektedir.
Örneğin; ilk derece mahkemesince davanın açılmamış sayılması, incelenmeksizin ret,
karar verilmesine yer olmadığı veya dilekçenin iptali gibi maddenin beşinci fıkrasının (a)
bendinde belirtilen usule ilişkin nihai kararların verilmesi halinde, bölge idare mahkemesince
istinaf başvurusu haklı bulunursa dosya ilk derece mahkemesine geri gönderilecektir.
Buna karşılık keşif veya bilirkişi incelemesi ile duruşma yapılması gerekirken
yapılmayan hallerde bölge idare mahkemesinin dosyayı geri göndermeksizin karar
verebilmesine imkân tanınmaktadır. Böylelikle her usulî eksikliğin zorunlu olarak kararın
kaldırılması ve dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesi sonucunu doğurması
önlenmekte, işin niteliğine göre istinaf merciine usul ekonomisine uygun biçimde hareket etme
yetkisi verilmektedir.
Ayrıca ilk derece mahkemesi kararının maddede sayılan haller dışında kaldırılarak
dosyanın ilgili mahkemeye geri gönderilemeyeceği açıkça hüküm altına alınmakta ve geri
gönderme sebeplerinin genişletilemeyeceği vurgulanmak suretiyle dosyanın ilk derece
mahkemesine gönderilmesi istisnai bir yol olarak belirlenmektedir.
Madde 7ekliyoribare değişikliği6458 sayılı2577 sayılı
2577 sayılı Kanunun 46 ncı maddesinin birinci fıkrasının başına "1. "
ibaresi eklenmiş, (c) bendi yürürlükten kaldırılmış ve maddeye aşağıdaki fıkra eklenmiştir.
"2. Birinci fıkra kapsamında olmayan davalarda bölge idare mahkemesinin istinaf kanun
yolu incelemesinde ilk derece mahkemesi kararını kaldırması üzerine yeniden verdiği kararlar,
tebliğinden itibaren otuz gün içinde Danıştayda temyiz edilebilir. Ancak, aşağıda sayılan dava
ve işler bakımından kaldırma kararı üzerine yeniden bir karar verilmiş olsa dahi temyiz yoluna
başvurulamaz;
a) İdare ve vergi mahkemelerinde tek hâkimle görülen davalar.
b) 2/7/1941 tarihli ve 4081 sayılı Çiftçi Mallarının Korunması Hakkında Kanunun
uygulanmasından kaynaklanan davalar.
c) 4/12/1984 tarihli ve 3091 sayılı Taşınmaz Mal Zilyedliğine Yapılan Tecavüzlerin
Önlenmesi Hakkında Kanunun uygulanmasından kaynaklanan davalar.
d) 4/4/2013 tarihli ve 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanununun
uygulanmasından kaynaklanan davalar.
e) Sadece vekalet ücreti ve yargılama giderlerine ilişkin verilen kararlar."
Gerekçe: Maddeyle, 2577 sayılı Kanunun 46 ncı maddesinde değişiklik
yapılmaktadır.
Mevcut düzenlemede, bölge idare mahkemelerinin maddede sayılan davalar hakkında
verdikleri kararların temyiz edilebileceği hüküm altına alınmıştır. Bu kapsamda düzenleyici
işlemlere karşı açılan iptal davaları, konusu belirli parasal sınırı aşan vergi davaları, tam yargı
davaları ve idari işlemler hakkında açılan davalar ile uyuşmazlığın niteliği itibarıyla kanun
koyucu tarafından temyiz incelemesine tabi tutulması gerekli görülen dava türleri Damştayda
temyiz edilebilmektedir.
Bölge idare mahkemeleri yalnızca ilk derece mahkemesi kararlarının hukuka
uygunluğunu denetleyen bir merci olarak değil, bazı hallerde ilk derece mahkemesi kararını
kaldırarak yeniden karar veren bir yargı mercii olarak görev yapmaktadır. Bu yönüyle bölge
idare mahkemesinin, istinaf başvurusunu kabul ederek ilk derece mahkemesi kararını
kaldırması ve yeni bir hüküm kurması hâlinde verilen karar, taraflar bakımından doğrudan
sonuç doğuran yeni bir yargısal değerlendirme niteliği taşımaktadır.
Anayasa Mahkemesinin 27/3/2025 tarihli ve E: 2024/189, K: 2025/83 sayılı kararıyla,
2577 sayılı Kanunun 45 inci maddesinin altıncı fıkrasında yer alan ve bölge idare
mahkemelerinin 46 ncı maddeye göre temyize açık olmayan kararlarının kesin olduğunu
öngören kural, "istinaf başvurusunun kısmen veya tümden kabulü hali" yönünden iptal
edilmiştir. Anayasa Mahkemesi söz konusu kararında, bölge idare mahkemesinin ilk derece
mahkemesi kararını kaldırarak yeni bir karar verdiği hallerde, bu kararın taraflar ve hukuk
düzeni bakımından doğuracağı sonuçlar gözetilmeksizin temyiz yolunun kategorik olarak
kapatılmasının hükmün denetlenmesini talep etme hakkına ölçüsüz bir sınırlama oluşturduğunu
belirtmiştir.
Bununla birlikte Anayasa Mahkemesi kararında, bölge idare mahkemelerinin bazı
kararlarının kesin sayılmasını kural olarak Anayasaya aykırı bulmamış; bazı kararların kesin
sayılmasını, davaların makul sürede ve en az giderle sonuçlandırılması, usul ekonomisinin
sağlanması, Danıştayın iş yükünün azaltılması ve içtihat mahkemesi rolünün güçlendirilmesi
gerekçeleriyle meşru sebepler olarak kabul etmiştir.
Düzenlemeyle, Anayasa Mahkemesinin anılan kararında ortaya konulan ölçütler
gözetilerek, bölge idare mahkemeleri tarafından istinaf kanun yolu incelemesinde kaldırma
kararı üzerine yeniden verilen kararların, kural olarak tebliğinden itibaren otuz gün içinde
Danıştayda temyiz edilebilmesi öngörülmektedir. Böylelikle, ilk derece mahkemesi kararının
kaldırılması üzerine bölge idare mahkemesince yeni bir hüküm kurulan hallerde, bu kararın
hukuka uygunluğunun Danıştay tarafından denetlenmesine imkân tanınmakta ve hükmün
denetlenmesini talep etme hakkının daha etkili biçimde korunması sağlanmaktadır.
Bununla birlikte, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılması üzerine bölge idare
mahkemesince yeniden verilen her kararın mutlak şekilde temyiz incelemesine tabi tutulması;
idari yargıda kanun yolu sisteminin işleyişi, makul sürede yargılanma hakkı, usul ekonomisi ve
Danıştayın iş yükü bakımından sakıncalar taşımaktadır. Bu sebeple ikinci fıkranın ikinci
cümlesiyle bir istisna getirilerek tek hakimle görülen davalar ile niteliği itibarıyla Danıştayın
temyiz incelemesine zaruret bulunmadığı değerlendirilen dava ve işlerde bölge idare
mahkemelerince kaldırma karan üzerine yeniden bir karar verilmiş olsa dahi bu kararların
temyiz edilemeyeceği düzenlenmektedir. Belirtmek gerekir ki, bölge idare mahkemesinin 45
inci maddenin üçüncü fıkrasının (b) ve (c) bentleri kapsamında istinaf başvurusunu reddettiği
hallerde ilk derece mahkemesinin karan kaldırılmamış olacağından, bu kararlar bakımından
temyiz yolu açılmamıştır. Örneğin; 45 inci maddenin üçüncü fıkrasının (b) bendi uyarınca bölge
idare mahkemesinin, ilk derece mahkemesi kararının sonucunu hukuka uygun bulmakla birlikte
gösterilen gerekçeyi doğru bulmaması veya eksik bulması nedeniyle gerekçeyi değiştirerek
istinaf başvurusunu reddettiği hallerde, gerekçenin değiştirilmiş olması bizatihi kararın temyiz
edilebilmesi sonucunu doğurmayacaktır.
Diğer yandan, kural olarak bölge idare mahkemesinin ilk derece mahkemesinin kararını
kaldırıp yeniden verdiği kararlar temyize açıldığından, aynı sonucu halihazırda konusu sadece
para olan davalar bakımından sağlayan birinci fıkranın (c) bendine ihtiyaç kalmamıştır. Bu
sebeple anılan bent yürürlükten kaldırılmaktadır.
Belirtmek gerekir ki, maddenin birinci fıkrasında sayılan davalarda verilen kararlar her
halükârda temyize açık olmaya devam edecektir.
Düzenleme, Anayasa Mahkemesinin iptal kararında ortaya konulan anayasal ölçütler
doğrultusunda hükmün denetlenmesini talep etme hakkı ile davaların makul sürede ve en az
giderle sonuçlandırılması ilkeleri arasında ölçülü bir denge kurmayı amaçlamaktadır. Bu
çerçevede, bölge idare mahkemelerince kaldırma kararı üzerine yeniden verilen kararların
temyiz edilebilirliği açıkça düzenlenmekte; temyize kapalı tutulacak dava ve işler ise kanunda
ayrıca gösterilerek kanun yolu sisteminin belirli, öngörülebilir ve uygulanabilir hâle getirilmesi
sağlanmaktadır.
Madde 8
14/4/1982 tarihli ve 2659 sayılı Adli Tıp Kurumu ile İlgili Bazı
Düzenlemeler Hakkında Kanunun mülga 26 ncı maddesi başlığıyla birlikte aşağıdaki şekilde
yeniden düzenlenmiştir.
"Atama ve görev süresi:
MADDE 26- Adli tıp ihtisas kurulu başkan ve üyeliklerine atanmak için en az tıpta veya
diş hekimliğinde uzmanlık belgesi ya da alanında doktora derecesi almış olmak şarttır.
Adli tıp ihtisas kurulu başkan ve üyeleri ile adli tıp grup başkanları ve adli tıp ihtisas
dairesi başkanlarının görev süresi dört yıldır. Yeni atanan veya görevlendirilenler göreve
başlayıncaya kadar süresi dolanların görevi devam eder."
Gerekçe: Maddeyle, 2659 sayılı Adli Tıp Kurumu ile ilgili Bazı Düzenlemeler
Hakkında Kanunun mülga 26 ncı maddesi başlığıyla birlikte yeniden düzenlenmektedir.
9/10/2024 tarihli ve 165 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesiyle, 4 sayılı Bakanlıklara
Bağlı, İlgili, İlişkili Kurum ve Kuruluşlar ile Diğer Kurum ve Kuruluşların Teşkilatı Hakkında
Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinde değişiklikler yapılarak. Adli Tıp Kurumunun bilimsel ve
idari kapasitesinin güçlendirilmesine yönelik önemli düzenlemeler yapılmıştır.
4 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin "Adli tıp ihtisas kurulları" başlıklı 8 inci
maddesinde, Adli Tıp Kurumu İhtisas Kurullarının oluşumu düzenlenmiştir. Maddenin her bir
bendinde hangi ihtisas kurulunda hangi uzmanların yer alacağı düzenlenirken, uzmanlığın
niteliği konusunda açık bir düzenlemeye yer verilmemiştir. Maddede ihtisas kurullarının
belirtilen alanlardaki uzmanlardan oluşacağı düzenlendiği için, uygulamada tıp dalları
bakımından ihtisas kurullarına atanacak ilgililerin tıpta uzmanlık yapmış olmaları aranmış
olmakla birlikte, tıp dalları dışındaki alanlar bakımından uzmanlığın niteliğinin nasıl
belirleneceği konusunda tereddüt hasıl olmuştur. Bu tereddütlerin giderilmesi amacıyla 165
sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesiyle İhtisas Kurulu başkanlıklarına ve üyeliklerine
atanmak için en az tıpta veya diş hekimliğinde uzmanlık belgesi ya da alanında doktora derecesi
almış olma şartı aranacağı düzenlenmiştir. Aynı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesiyle ihtisas
kurul başkan ve üyelerinin görev sürelerine yönelik düzenleme de yapılmıştır.
Anayasa Mahkemesi, 8/10/2025 tarihli ve B: 2024/214, K: 2025/197 sayılı kararıyla
İhtisas Kurulu başkanlıkları ve üyeliklerine atanma şartları ile görev süresine yönelik
düzenlemeler öngören kuralların, Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle düzenlenemeyecek yasak
alan içinde kaldığı ve Anayasanın 128 inci maddesinin ikinci fıkrası bağlamında münhasıran
kanunla yapılması gereken düzenleme niteliği taşıdığı gerekçesiyle iptaline karar vermiştir.
Düzenlemeyle, Anayasa Mahkemesinin iptal gerekçesi dikkate alınarak, adli tıp
hizmetlerinin bilimsel yeterlilik, mesleki uzmanlık ve akademik donanım temelinde
yürütülmesi amacıyla ihtisas kurulu başkan ve üyeliklerine atanmak için en az tıpta veya diş
hekimliğinde uzmanlık belgesi ya da alanında doktora derecesi almış olma şartı getirilmekte ve
hukuki belirlilik ilkesi bağlamında ihtisas kurul başkan ve üyeleri için dört yıllık görev süresi
belirlenmektedir. Ayrıca adli tıp grup başkanları ve adli tıp ihtisas dairesi başkanlarının da dört
yıl süreyle görev yapmaları hükme bağlanmaktadır.
Madde 9değiştiriyoribare değişikliği2802 sayılı
24/2/1983 tarihli ve 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanununun 10 uncu
maddesinin mevcut üçüncü, ondördüncü ve onbeşinci fıkralarından sonra gelmek üzere
sırasıyla aşağıdaki fıkralar eklenmiş, mevcut onikinci fıkrasında yer alan "onaltıncı" ibaresi
"ondokuzuncu" şeklinde ve mevcut onsekizinci fıkrasında yer alan "sözlü sınavlara ilişkin
hususlar Türkiye Adalet Akademisince çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir." ibaresi "sözlü
sınavlara ilişkin diğer hususlar Türkiye Adalet Akademisince çıkarılacak yönetmelikle
düzenlenir." şeklinde değiştirilmiştir.
"Adli yargı hâkim ve savcı yardımcıları ile idari yargı hâkim yardımcılarına ilgisine
göre; Anayasa ve insan hakları hukuku, ceza hukuku, özel hukuk, idare hukuku, vergi hukuku
ve usul hukuku alanları ile duruşma yönetimi, karar ve gerekçeli karar yazımı, adalet
hizmetlerinin yönetimi ve denetimi, uluslararası kuruluşlar ve sözleşmeler, sık karşılaşılan
davalar ve kişisel gelişim konularında eğitim verilir."
"Yazılı sınavlarda eğitim verilen konulardan soru sorulur. Sınavlar, yüz tam puan
üzerinden değerlendirilir. Mazereti sebebiyle yazılı sınavlara katılamayan hâkim ve savcı
yardımcıları, mazeretlerinin ortadan kalktığı günden itibaren durumlarını en geç beş iş günü
içinde Türkiye Adalet Akademisine bildirir. Yazılı sınav kurulunca mazereti haklı görülenlerin
yazılı sınavı, Akademi tarafından belirlenen tarihte yapılır. Yazılı sınav sonuçları, yazılı sınav
kurulunca tutanağa bağlanır ve Akademiye teslim edilir."
"Sözlü sınavda hâkim ve savcı yardımcısının;
a) Eğitim konularına ilişkin mevzuat, içtihat ve uygulama bilgisi,
b) Mesleki yeterliliği, hukuki meseleleri kavrama, çözme ve ifade etme yeteneği,
c) Özgüveni, temsil kabiliyeti ve davranışlarının mesleğe uygunluğu,
ç) Türkçeyi etkin bir şekilde kullanma becerisi ile genel kültür ve yetenek düzeyi,
değerlendirilir. Sözlü sınav, bu fıkrada belirtilen hususların her biri yirmibeşer puan
üzerinden değerlendirilerek yapılır. Sözlü sınav kurulunun her bir üyesi tarafından verilen
puanlar ayrı ayrı tutanağa geçirilir. Sözlü sınav puanı, üyelerin yüz üzerinden verdikleri
puanların aritmetik ortalamasıdır. Sözlü sınav sonuçları, sözlü sınav kurulunca tutanağa
bağlanır ve Akademiye teslim edilir. Mazereti sebebiyle sözlü sınava katılamayan hâkim ve
savcı yardımcıları, mazeretlerinin ortadan kalktığı günden itibaren durumlarını en geç beş iş
günü içinde Türkiye Adalet Akademisine bildirir. Sözlü sınav kurulunca mazereti haklı
görülenlerin sözlü sınavı. Akademi tarafından belirlenen tarihte yapılır."
Gerekçe: Maddeyle, 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanununun 10 uncu
maddesinde değişiklik yapılmaktadır.
Anayasa Mahkemesi, 10/7/2025 tarihli ve E: 2022/107, K: 2025/146 sayılı kararıyla
2802 sayılı Kanunun 10 uncu maddesinin on sekizinci fıkrasında bulunan "yönetmelikle"
ibaresini Anayasaya aykırı bularak iptal etmiş ve iptal kararının Resmî Gazete'de
yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra yürürlüğe girmesine hükmetmiştir. Bu karar,
9/12/2025 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanmıştır.
Maddeyle, Anayasa Mahkemesinin kararı dikkate alınarak Türkiye Adalet
Akademisince verilecek eğitim konuları ile yapılacak sınavlara ilişkin usul ve esaslar
belirlenmektedir. Öte yandan, sınavların yüz tam puan üzerinden değerlendirilmesi kabul
edilmekte ve mazereti sebebiyle sınavlara katılamayan hâkim ve savcı yardımcıları bakımından
yapılacak mazeret sınavına ilişkin hükümler de ihdas edilmektedir.
Madde 102802 sayılı
2802 sayılı Kanunun 63 üncü maddesinin ikinci fıkrasına (e) bendinden
sonra gelmek üzere aşağıdaki bent eklenmiş ve diğer bent buna göre teselsül ettirilmiştir.
"f) Mesleğin gerektirdiği hukuki bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda
bilirkişiye başvurmak,"
Gerekçe: Maddeyle, 2802 sayılı Kanunun 63 üncü maddesinde değişiklik
yapılmaktadır.
Düzenlemeyle, hâkimlik ve savcılık mesleğinin gerektirdiği hukuki bilgiyle
çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurulması halinde uyarma cezası
verileceği açıkça hükme bağlanmaktadır.
Hâkimlik ve savcılık mesleğinin temel unsurlarından biri, uyuşmazlıkların hukuki bilgi
ve değerlendirmeyle çözümlenmesidir. Yargılama faaliyetinde bilirkişiye başvuru, teknik veya
özel bilgi gerektiren hâllerle sınırlı olup, hukuki nitelendirme ve değerlendirme yetkisi
münhasıran hâkim ve savcıya aittir.
Bu itibarla, bilirkişilik müessesesine amacına uygun olarak başvurulmasını sağlamak,
hâkim ve savcıların yargılama faaliyetindeki asli rolünü güçlendirmek ve yargılamaların etkin,
hızlı ve ekonomik şekilde yürütülmesine katkıda bulunmak amacıyla; bilirkişi seçimi ve
görevlendirilmesi sırasında kanuni kurallara aykırı davranılması yanında, hâkimlik ve savcılık
mesleğinin gerektirdiği hukuki bilgiyle çözümlenebilecek konularda bilirkişiye başvurulması
açıkça disiplin yaptırımına bağlanmaktadır.
Madde 11değiştiriyor6098 sayılı6102 sayılı
4/12/1984 tarihli ve 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin
Kanunun 1 inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
"MADDE 1- 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu ile 13/1/2011 tarihli
ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununa göre faiz ödenmesi gereken hallerde, miktarı sözleşme
ile tespit edilmemişse bu ödeme yıllık, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının önceki yılın 31
Aralık günü kısa vadeli kredi işlemlerinde uyguladığı reeskont oranının yüzde sekseni
üzerinden yapılır. Söz konusu reeskont oranı, 30 Haziran günü önceki yılın 31 Aralık günü
uygulanan reeskont oranından beş puan veya daha çok farklı ise, yılın ikinci yarısında 30
Haziran günü belirlenen oranın yüzde sekseni geçerli olur,"
Gerekçe: Maddeyle, 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanunun
1 inci maddesinde değişiklik yapılmaktadır.
Anayasa Mahkemesinin 22/7/2025 tarihli ve E: 2024/24, K: 2025/164 sayılı kararıyla,
maddenin "Sözleşmeden kaynaklanmayan borç ilişkileri" yönünden iptaline ve iptal kararının
Resmî Gazete'de yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra (1/9/2026) yürürlüğe girmesine
karar verilmiştir.
Anayasa Mahkemesi söz konusu kuralı; borcun geç Ödenmesi nedeniyle belli bir oranda
faiz Ödenmesi öngörülmekle birlikte paranın değerinde oluşacak aşınmayı telafi eden
mekanizmaların ÖngÖrülmemesini ve hukuk sisteminde alacağın değer kaybının önlenmesi için
etkili bir hukuk yolunun bulunmamasını mülkiyet hakkına aykırı bulmuştur.
Yapılan düzenlemeyle, Anayasa Mahkemesinin iptal kararının gerekçesini de
karşılayacak bir biçimde, faiz ödenmesi gereken hallerde miktarı sözleşme ile tespit
edilmemişse bu ödemenin yıllık, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının önceki yılın 31
Aralık günü kısa vadeli kredi işlemlerinde uyguladığı reeskont oranının yüzde sekseni
üzerinden yapılacağı ve söz konusu reeskont oranının, 30 Haziran günü önceki yılın 31 Aralık
günü uygulanan reeskont oranından beş puan veya daha çok farklı olması halinde, yılın ikinci
yarısı için belirlenen oranın yüzde sekseninin geçerli olacağı hüküm altına alınmaktadır.
Düzenlemeyle, alacaklı ve borçlunun menfaatleri arasında adil bir dengenin kurulması
amaçlanmaktadır.
Madde 12ekliyoribare değişikliği4721 sayılı
22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 440 ıncı
maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesine "talimat uyarınca," ibaresinden sonra gelmek
üzere "Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemine entegre elektronik satış portalmda" ibaresi
eklenmiştir.
Gerekçe: Maddeyle, 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 440 ıncı maddesinin
birinci fıkrasında düzenleme yapılmaktadır.
Düzenlemeyle, kısıtlıya ait taşınır malın Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemine entegre
elektronik satış portalı üzerinden satılması suretiyle fiziki yer kısıtlamasına maruz kalmaksızın
çok daha fazla kişinin pey sürmesi sağlanarak, kısıtlıya ait taşınır malın rekabetçi bir ortamda
en yüksek değerden satılmasının sağlanması öngörülmektedir. Böylelikle, kısıtlının
menfaatinin en yüksek derecede korunması amaçlanmaktadır.
Madde 13değiştiriyor4721 sayılı
4721 sayılı Kanunun 444 üncü maddesinin ikinci fıkrası aşağıdaki şekilde
değiştirilmiştir.
"Satış, Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemine entegre elektronik satış portalmda açık
artırmayla yapılır ve ihale vesayet makamının onamasıyla tamam olur; onamaya ilişkin kararın
ihale gününden başlayarak on gün içinde verilmesi gerekir."
Gerekçe: Maddeyle, 4721 sayılı Kanunun 444 üncü maddesinin ikinci fıkrasında
değişiklik yapılmaktadır.
Düzenlemeyle, kısıtlıya ait taşınmaz malın Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemine entegre
elektronik satış portalı üzerinden satılması suretiyle fiziki yer kısıtlamasına maruz kalmaksızın
çok daha fazla kişinin pey sürmesi sağlanarak, kısıtlıya ait taşınmaz malın rekabetçi bir ortamda
en yüksek değerden satılmasının sağlanması öngörülmektedir. Böylelikle, kısıtlının
menfaatinin en yüksek derecede korunması amaçlanmaktadır.
Madde 14ekliyor5271 sayılı
4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 80 inci
maddesinin ikinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve maddeye aşağıdaki fıkralar
eklenmiştir.
"(2) İnceleme sonuçları kimlik bilgilerinden arındırılmış şekilde mahsus bir sisteme
kaydedilir ve bir örneği dosyasında delil olarak saklamak üzere soruşturma veya kovuşturma
makamına gönderilir. Sisteme kaydedilen ve dosyada delil olarak saklanan bilgiler,
kovuşturmaya yer olmadığı kararına itiraz süresinin dolması, itirazın reddi, beraat veya ceza
verilmesine yer olmadığı kararı verilip kesinleşmesi hâllerinde derhâl, diğer hallerde mahkeme
kararının kesinleşmesinden itibaren yirmi yıl geçmesiyle Cumhuriyet savcısının huzurunda yok
edilir ve bu husus dosyasında muhafaza edilmek üzere tutanağa geçirilir. Bilgisi sisteme
kaydedilen kişi bu süre içinde kişisel verinin saklanmasını gerektiren amacın ortadan kalkması
veya haklı bir nedenin bulunması halinde hâkim veya mahkemeden bu bilgilerin silinmesini
talep edebilir."
"(3) Bu madde uyarınca sisteme kaydedilen bilgiler, yürütülmekte olan bir soruşturma
veya kovuşturma kapsamında maddî gerçeğin ortaya çıkarılması amacıyla mahkeme, hâkim
veya Cumhuriyet savcısı kararıyla kullanılabilir. Mahkeme veya hâkim kararlarına karşı itiraz
yoluna; Cumhuriyet savcısının kararına karşı ise sulh ceza hâkimliğine başvurulabilir.
(4) İnceleme sonuçlarının mahsus sistemde kaydedilmesi, saklanması ve imhası ile bu
kayıtlardan yararlanmaya ilişkin esas ve usûller, Adalet Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı
tarafından müştereken çıkarılacak yönetmelikle belirlenir."
Gerekçe: Maddeyle,5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 80 inci maddesinde
değişiklik yapılmaktadır.
Anayasa Mahkemesi 25/12/2025 tarihli ve E: 2025/141, K: 2025/274 sayılı kararıyla,
5271 sayılı Kanunun 80 inci maddesinin ikinci fıkrasındaki düzenlemeyi, genetik inceleme
sonucunda elde edilen bilgilerin kovuşturmaya yer olmadığı kararına itiraz süresinin dolması,
itirazın reddi, beraat veya ceza verilmesine yer olmadığı karan verilip kesinleşmesi hâllerinde
yok edileceğinin öngörülmesine rağmen, söz konusu kararların verilmesi ve kesinleşmesine
kadar geçen süreç ile bu kararlar dışında kalan mahkûmiyet, davanın reddi veya düşmesi gibi
kararların verilmesi hâlinde genetik inceleme sonucunda elde edilen bilgilerin ne kadar süreyle
ve ne şekilde saklanacağı, imha edilip edilmeyeceği ve imha sırasında izlenecek usul gibi
konularda kanunda herhangi düzenlemeye yer verilmediği, moleküler genetik inceleme
sonucunda elde edilen verilerin korunmasına yönelik yeterli güvenceler ve temel ilkeler
öngörülmeksizin kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına sınırlama getiren kuralın
kanunilik şartım sağlamadığı gerekçeleriyle iptal etmiş ve iptal kararının Resmî Gazete'de
yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra yürürlüğe girmesine karar vermiştir. Söz konusu
iptal kararı, 18/3/2026 tarihli ve 33200 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanmıştır. Anayasa
Mahkemesinin iptal kararı sonrasında maddede düzenleme yapılması zorunluluğu ortaya
çıkmıştır.
Değişiklikle, moleküler genetik inceleme sonuçlarının nasıl ve ne kadar süreyle
saklanacağına, imha sürecine ve ne amaçlarla kullanılabileceğine ilişkin açık düzenlemeler
yapılmaktadır.
Maddenin ikinci fıkrasında yapılan değişikliğe göre, moleküler genetik inceleme
sonuçları kimlik bilgilerinden arındırılmış şekilde mahsus bir sisteme kaydedilecek ve bir
örneği dosyasında delil olarak saklamak üzere soruşturma veya kovuşturma makamına
gönderilecektir. Sisteme kaydedilen veya dosyada delil olarak saklanan bilgiler, kovuşturmaya
yer olmadığı kararına itiraz süresinin dolması, itirazın reddi, beraat veya ceza verilmesine yer
olmadığı kararı verilip kesinleşmesi hâllerinde derhâl, mahkûmiyet, davanın reddi ve davanın
düşmesi gibi diğer hallerde mahkeme kararının kesinleşmesinden itibaren yirmi yıl geçmesiyle
Cumhuriyet savcısının huzurunda yok edilecek ve bu husus dosyasında muhafaza edilmek
üzere tutanağa geçirilecektir. Ayrıca, bilgisi sisteme kaydedilen kişinin bu süre içinde kişisel
verinin saklanmasını gerektiren amacın ortadan kalkması veya haklı bir nedenin bulunması
halinde hâkim veya mahkemeden bu bilgilerin silinmesini talep edebileceği açıkça
düzenlenmektedir.
Maddeye eklenen üçüncü fıkrayla, bu madde uyarınca sisteme kaydedilen bilgilerin,
yürütülmekte olan soruşturma ve kovuşturma kapsamında maddî gerçeğin ortaya çıkarılması
amacıyla mahkeme, hâkim veya Cumhuriyet savcısı kararıyla kullanılabileceği hükme
bağlanmaktadır.
Maddeye eklenen dördüncü fıkrayla, inceleme sonuçlarının mahsus sistemde
kaydedilmesi, saklanması ve imhası ile bu kayıtlardan yararlanmaya ilişkin esas ve usûllerin,
Adalet Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı tarafından müştereken çıkarılacak yönetmelikle
belirleneceği düzenlenmektedir.
Madde 15değiştiriyor5271 sayılı
5271 sayılı Kanunun 134 üncü maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
"MADDE 134- (1) Bir suç dolayısıyla yapılan soruşturmada, somut delillere dayanan
kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı ve başka surette delil elde etme imkânının bulunmaması
halinde, hâkim veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısı tarafından
şüphelinin kullandığı bilgisayar ve bilgisayar programlan ile bilgisayar kütüklerinde arama
yapılmasına, bilgisayar kayıtlarından kopya çıkarılmasına, bu kayıtların çözülerek metin hâline
getirilmesine karar verilir. Cumhuriyet savcısı tarafından verilen kararlar yirmi dört saat içinde
hâkim onayına sunulur. Hâkim kararını en geç yirmi dört saat içinde verir. Sürenin dolması
veya hâkim tarafından aksine karar verilmesi hâlinde çıkarılan kopyalar ve çözümü yapılan
metinler derhâl imha edilir.
(2) Bilgisayar, bilgisayar programları ve bilgisayar kütüklerine şifrenin
çözülememesinden dolayı girilememesi veya gizlenmiş bilgilere ulaşılamaması ya da işlemin
uzun sürecek olması halinde çözümün yapılabilmesi ve gerekli kopyaların alınabilmesi için, bu
araç ve gereçlere elkonulabilir. Şifrenin çözümünün yapılması ve gerekli kopyaların alınması
halinde, elkonulan cihazlar gecikme olmaksızın iade edilir.
(3) Bilgisayar veya bilgisayar kütüklerine elkoyma işlemi sırasında, sistemdeki bütün
verilerin yedeklemesi yapılır.
(4)Üçüncü fıkraya göre alınan yedekten bir kopya çıkarılarak şüpheliye veya müdafiine
verilir ve bu husus tutanağa geçirilerek imza altına alınır.
(5) Bilgisayar veya bilgisayar kütüklerine elkoymaksızın da, sistemdeki verilerin
tamamının veya bir kısmının kopyası alınabilir. Kopyası alınan veriler kâğıda yazdırılarak, bu
husus tutanağa kaydedilir ve ilgililer tarafından imza altına alınır.
(6) Bu tedbirin uygulanması suretiyle elde edilen veriler, adlî emanette saklanır ve
korunması için gerekli tedbirler alınır. Bu veriler, kovuşturmaya yer olmadığı kararı veya
mahkeme kararının kesinleşmesinden itibaren onbeş yıl sonunda Cumhuriyet savcısının
huzurunda yok edilir ve bu husus dosyasında muhafaza edilmek üzere tutanağa geçirilir.
İlgililer bu süre içinde verilerin saklanmasını gerektiren amacın ortadan kalkması veya haklı bir
nedenin bulunması halinde hâkim veya mahkemeden verilerin silinmesini talep edebilir."
Gerekçe: Maddeyle, 5271 sayılı Kanunun 134 üncü maddesi yeniden
düzenlenmektedir.
Anayasa Mahkemesinin 12/2/2026 tarihli ve E: 2023/128, K: 2026/36 sayılı kararıyla,
5271 sayılı Kanunun 134 üncü maddesini, bilgisayarlarda, bilgisayar programlarında ve
kütüklerinde arama, kopyalama ve elkoyma sonucu elde edilen deliller arasında bulunan kişisel
verilerin saklanması ve silinmesi ile bu hususların sürelerine ve usullerine, silinmediği halde
verilerin sınırlandırılma gerekçe ve yöntemine, verileri alınan kişinin veriler üzerindeki
haklarına dair düzenlemelerin bulunmadığı gerekçeleriyle iptal edilmiş ve iptal kararının Resmî
Gazete'de yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra yürürlüğe girmesine karar verilmiştir.
Söz konusu iptal karan, 25I5I2026 tarihli ve 33264 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanmıştır.
Anayasa Mahkemesinin söz konusu düzenlemeyle ilgili verdiği iptal kararı sonrasında maddede
düzenleme yapılması zorunluluğu ortaya çıkmıştır.
Ceza Muhakemesi Kanununun 134 üncü maddesinin tamamının iptal edilmiş olması
sebebiyle madde yeniden düzenlenmektedir. Değişiklikle, maddenin mevcut hükümleri aynen
tutulmakta ve maddeye yeni bir fıkra eklenmektedir.
Maddeye eklenen altıncı fıkrayla, maddede düzenlenen bilgisayarlarda, bilgisayar
programlarında ve kütüklerinde arama, kopyalama ve elkoyma tedbirinin uygulanması sonucu
elde edilen verilerin adli emanette saklanacağı ve korunması için gerekli tedbirlerin alınacağı
kabul edilmektedir. Saklanan bu veriler ise kovuşturmaya yer olmadığı kararının veya
mahkeme kararının kesinleşmesinden itibaren onbeş yıl sonuna kadar muhafaza edilecek ve bu
sürenin sonunda Cumhuriyet savcısı huzurunda tutanağa bağlanarak yok edilecektir. Ayrıca,
onbeş yıllık süre içinde ilgili kişilere, verilerin saklanmasını gerektiren amacın ortadan
kalkması veya haklı bir nedenin bulunması halinde hâkim veya mahkemeden verilerin
silinmesini talep edebilme imkânı tanınmaktadır. Böylelikle, Anayasa Mahkemesinin iptal
kararı doğrultusunda, kişisel verilerin nasıl ve ne kadar süreyle saklanacağına,
sınırlandırılacağına, imha sürecine ve veri sahibinin haklarına ilişkin açık düzenlemeler
yapılmak suretiyle kişisel veri güvenliğinin sağlanması amaçlanmaktadır.
Madde 16değiştiriyor5271 sayılı
5271 sayılı Kanunun 231 inci maddesinin beş ilâ ondördüncü fıkraları
aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
"(5) Sanığa yüklenen suçtan dolayı yapılan yargılama sonunda hükmolunan ceza, iki yıl
veya daha az süreli hapis veya adlî para cezası ise; mahkemece, hükmün açıklanmasının geri
bırakılmasına karar verilebilir. Uzlaşmaya ilişkin hükümler saklıdır. Hükmün açıklanmasının
geri bırakılması, müsadereye ilişkin hükümler hariç, kurulan hükmün sanık hakkında bir hukukî
sonuç doğurmamasını ifade eder.
(6) Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilmesi için;
a) Sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm olmamış bulunması,
b) Mahkemece, sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları göz
Önünde bulundurularak yeniden suç işlemeyeceği hususunda kanaate varılması,
c) Suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamunun uğradığı zararın; aynen iade, suçtan
önceki hâle getirme veya tazmin suretiyle tamamen giderilmesi,
gerekir.
(7) Açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilen hükümde, mahkûm olunan hapis
cezası ertelenemez ve kısa süreli olması hâlinde seçenek yaptırımlara çevrilemez.
(8) Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararmın verilmesi hâlinde sanık, beş yıl
süreyle denetim süresine tâbi tutulur. Denetim süresi içinde, kişi hakkında kasıtlı bir suç
nedeniyle bir daha hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilemez. Bu süre içinde
bir yıldan fazla olmamak üzere mahkemenin belirleyeceği süreyle, sanığın denetimli serbestlik
tedbiri olarak;
a) Bir meslek veya sanat sahibi olmaması hâlinde, meslek veya sanat sahibi olmasını
sağlamak amacıyla bir eğitim programına devam etmesine,
b) Bir meslek veya sanat sahibi olması hâlinde, bir kamu kurumunda veya özel olarak
aynı meslek veya sanatı icra eden bir başkasının gözetimi altında ücret karşılığında
çalıştırılmasına,
c) Belli yerlere gitmekten yasaklanmasına, belli yerlere devam etmek hususunda
yükümlü kılınmasına ya da takdir edilecek başka yükümlülüğü yerine getirmesine,
karar verilebilir. Denetim süresi içinde dava zamanaşımı durur.
(9) Altıncı fıkranın (c) bendinde belirtilen koşulu derhal yerine getiremediği takdirde;
sanık hakkında mağdura veya kamuya verdiği zararı denetim süresince aylık taksitler hâlinde
ödemek suretiyle tamamen gidermesi koşuluyla da hükmün açıklanmasının geri bırakılması
kararı verilebilir.
(10) Denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlenmediği ve denetimli serbestlik
tedbirine ilişkin yükümlülüklere uygun davranıldıgı takdirde, açıklanması geri bırakılan hüküm
ortadan kaldırılarak, davanın düşmesi karan verilir.
(11) Denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlemesi veya denetimli serbestlik
tedbirine ilişkin yükümlülüklere aykırı davranması hâlinde, mahkeme hükmü açıklar. Ancak
mahkeme, kendisine yüklenen yükümlülükleri yerine getiremeyen sanığın durumunu
değerlendirerek; cezanın yarısına kadar belirleyeceği bir kısmının infaz edilmemesine ya da
koşullarının varlığı hâlinde hükümdeki hapis cezasının ertelenmesine veya seçenek
yaptırımlara çevrilmesine karar vererek yeni bir mahkûmiyet hükmü kurabilir. Açıklanan veya
yeni kurulan hükme itiraz edilebilir. İtiraz mercii ancak bu fıkradaki koşullarla sınırlı olarak bir
değerlendirme yapabilir.
(12) 272 nci maddenin üçüncü fıkrası hükümleri saklı kalmak üzere, hükmün
açıklanmasının geri bırakılması kararına karşı istinaf yoluna başvurulabilir. Bölge adliye
mahkemesi tarafından verilen kararlar hakkında 286 ncı madde hükümleri uygulanır.
272 nci maddenin üçüncü fıkrası hükümleri saklı kalmak üzere, hükmün açıklanmasının geri
bırakılması kararının ilk derece mahkemesi sıfatıyla bölge adliye mahkemesi veya Yargıtay
tarafından verilmesi hâlinde temyiz yoluna gidilebilir. İstinaf ve temyiz yolunda karar ve
hüküm, usul ve esasa ilişkin hukuka aykırılıklar yönünden incelenir.
(13) Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı, bunlara mahsus bir sisteme
kaydedilir. Bu kayıtlar, ancak bir soruşturma veya kovuşturmayla bağlantılı olarak Cumhuriyet
savcısı, hâkim veya mahkeme tarafından istenmesi hâlinde, bu maddede belirtilen amaç için
kullanılabilir.
(14) Bu maddenin hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin hükümleri, işkence
ve eziyet suçlan ile kamu görevlisinin görevi sebebiyle işlediği ve Anayasanın 17 nci maddesi
kapsamında kötü muamele kabul edilebilecek suçlar hakkında uygulanmaz."
Gerekçe: Maddeyle, 5271 sayılı Kanunun 231 inci maddesinde değişiklik
yapılmaktadır.
Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu, Anglo-Sakson hukuk sisteminde
ortaya çıkmış, Türk hukukunda ise 2005 yılında Çocuk Koruma Kanununda yapılan
düzenlemeyle yalnızca çocuklar yönünden düzenlenmiştir. 2006 yılında 5560 sayılı Kanunla
Ceza Muhakemesi Kanununda yapılan değişiklik sonucu, çocuk ve yetişkin ayrımı olmaksızın
tüm sanıklar bakımından hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu kabul edilmiştir.
Hükmün açıklanmasının geri bırakılması, her ne kadar Ceza Muhakemesi Kanununda
düzenlenmiş ise de; sadece usul hukuku kurumu olmayıp, Yargıtay kararlarında da değinildiği
üzere niteliği itibarıyla bünyesinde iki karar barındıran karma bir kurumdur. Şöyle ki bir
mahkumiyet kararı bulunmakla birlikte bu mahkumiyet karan, açıklanmasının geri
bırakılmasına karar verilmesi nedeniyle hukuken varlık kazanamamakta ve bu nedenle hüküm
ifade etmemektedir.
Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu, yaklaşık yirmibir yıllık uygulaması
süresince özellikle çocuklar bakımından "lekelenmeme hakkı" başta olmak üzere birçok faydalı
görev ifa etmiştir. Nitekim kurumun bu işlevi dikkate alınarak. Anayasa normları başta olmak
üzere hukuki güvenlik ve belirlilik ilkesine uygun olarak Devletin suç ve ceza politikasını
belirleyen kanun koyucu tarafından kurumun daha etkin ve verimli uygulanabilmesi amacıyla
zaman içinde bazı değişiklikler yapılmıştır.
Bununla birlikte. Anayasa Mahkemesi 10/7/2025 tarihli ve E: 2024/98, K: 2025/149
sayılı kararıyla Ceza Muhakemesi Kanununun 231 inci maddesinin beş ilâ ondördüncü
fıkralarını, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumunun kamu görevlisinin görevi
sebebiyle işlediği ve Anayasanın 17 nci maddesi bağlamında işkence, eziyet ve kötü muamele
kabul edilen suçlar bakımından uygulanmayacağına dair yasal bir düzenleme bulunmadığı,
Anayasanın 17 nci maddesinin Devlete yüklemiş olduğu faillere fiilleriyle orantılı cezalar
verilmesi ve mağdurlar açısından uygun giderimin sağlanması şeklindeki usul yükümlülüğüyle
bağdaşmadığı gerekçesiyle iptal etmiş ve iptal kararının Resmî Gazete'de yayımlanmasından
başlayarak dokuz ay sonra yürürlüğe girmesine karar vermiştir. Söz konusu iptal kararı,
31/12/2025 tarihli ve 33124 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanmıştır. Anayasa Mahkemesinin
söz konusu düzenlemeyle ilgili verdiği iptal kararı sonrasında maddede düzenleme yapılması
zorunluluğu ortaya çıkmıştır.
Düzenlemeyle, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin hükümlerin, işkence
ve eziyet suçları ile kamu görevlisinin görevi sebebiyle işlediği ve Anayasanın 17 nci maddesi
kapsamında kötü muamele kabul edilebilecek suçlar bakımından uygulanmayacağı hüküm
altına alınmaktadır.
Maddeyle, 231 inci maddenin uygulanma imkânı kalmadığı gerekçesiyle Anayasa
Mahkemesince iptal edilen bağlantılı diğer fıkraları da yeniden düzenlenmektedir.
Madde 17değiştiriyor5271 sayılı
5271 sayılı Kanunun 247 nci maddesinin üçüncü fıkrası aşağıdaki şekilde
değiştirilmiştir.
"(3) Kaçak sanık hakkında kovuşturma yapılabilir. Ancak, daha önce sorgusu
yapılmamış ise, mahkûmiyet ve ceza verilmesine yer olmadığı kararı verilemez. Güvenlik
tedbirine karar verilmesi halinde kaçak sanık, savunma hakkını kullanmak istediğini belirterek
bizzat hazır bulunmak kaydıyla yargılamanın yenilenmesini talep edebilir."
Gerekçe: Maddeyle, 5271 sayılı Kanunun 247 nci maddesinin üçüncü fıkrası
değiştirilmektedir.
Anayasa Mahkemesi 10/7/2025 tarihli ve E: 2024/98, K: 2025/149 sayılı kararıyla, 5271
sayılı Kanunun 247 ncİ maddesinin üçüncü fıkrasındaki düzenlemenin, kaçak sanık hakkında
aleyhe sonuçlar doğurabilecek nitelikteki güvenlik tedbirine hükmedilmesine imkân vermesine
karşın kaçak sanığın, yargılamadan kaçma niyetinin bulunmadığını ve/veya duruşmada hazır
bulunma ve savunma hakkından feragatin şartlarının oluşmadığını öne sürerek yeniden
değerlendirme yapılmasını ya da yargılamanın yenilenmesini talep etme imkânını güvence
altına alan usule ilişkin etkili bir yolun bulunmadığı gerekçesiyle 247 nci maddenin üçüncü
fıkrasını iptal etmiş ve iptal kararının Resmî Gazete'de yayımlanmasından başlayarak dokuz ay
sonra yürürlüğe girmesine karar vermiştir. Söz konusu iptal kararı, 31/12/2025 tarihli ve 33124
sayılı Resmî Gazete'de yayımlanmıştır. Anayasa Mahkemesinin iptal kararı sonrasında
maddenin üçüncü fıkrasında düzenleme yapılması zorunluluğu ortaya çıkmıştır.
Düzenlemeyle, kaçak sanık hakkında güvenlik tedbirine karar verilmesi halinde kaçak
sanığa, savunma hakkını kullanmak istediğini belirterek mahkemede bizzat hazır bulunmak
kaydıyla yargılamanın yenilenmesini talep edebilme hakkı tanınmaktadır. Böylelikle, savunma
hakkını kullanmak isteyen kaçak sanık hakkında yeniden yargılama yapılabilmesine imkân
sağlanmaktadır.
Madde 18ekliyor5271 sayılı
5271 sayılı Kanunun 308 inci maddesinin birinci fıkrası aşağıdaki şekilde
değiştirilmiş ve maddeye aşağıdaki fıkra eklenmiştir.
"(1) Yargıtay ceza dairelerinin yargı yeri belirlenmesi ve görevsizlik kararları hariç
olmak üzere tüm kararlarına karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, re'sen veya istem üzerine,
dosyanın kendisine teslim edildiği tarihten itibaren üç ay içinde Ceza Genel Kuruluna itiraz
edebilir. Sanığın lehine itirazda süre aranmaz."
"(4) İstem, sanık veya sanık adına kanun yoluna başvurma hakkı olanlar ile katılan,
katılma isteği karara bağlanmamış ya da katılan sıfatını alabilecek surette suçtan zarar görmüş
bulunanlar tarafından yapılır."
Gerekçe: Maddeyle, 5271 sayılı Kanunun 308 inci maddesinin birinci fıkrası
değiştirilmekte ve maddeye yeni bir fıkra eklenmektedir.
Maddenin mevcut haline göre, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı itiraz yetkisini re'sen
veya istem üzerine kullanabilmektedir. Uygulamada itiraza konu kararların türü, başvuru süresi
ve dosyaların birimler arasındaki intikali gibi konularda itiraz yolunun işleyişine ilişkin
aksaklıklar yaşandığı görülmektedir.
Maddenin birinci fıkrasında yapılan değişiklikle, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının
itiraz yetkisinin daha işlevsel hale getirilmesi ve hak arama hürriyetinin genişletilmesi amacıyla
itirazın kapsamı ve itiraz süresi yeniden belirlenmektedir. Buna göre itirazın, ceza dairelerinin
yargı yeri belirlenmesi ve görevsizlik kararları hariç olmak üzere onama, düzeltilerek onama,
bozma, ret, düşme, incelenmeksizin iade ve tevdi dâhil tüm kararlarına karşı yapılabileceği
düzenlenmektedir. Yerleşik uygulamalar dikkate alınarak itiraz süresinin ilamın verilmesinden
itibaren değil, dosyanın fiziki olarak Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına verilmesinden
itibaren başlaması öngörülmektedir. Ayrıca, bir aylık sürenin çok sanıklı ve kapsamlı
dosyaların incelenmesi ile katılanların itirazı bakımından yeterli olmaması nedeniyle üç aya
çıkarılması kabul edilmektedir.
Maddenin dördüncü fıkrasında yapılan düzenlemeyle, istemin kimler tarafından
yapılacağı da açıklığa kavuşturulmaktadır. Böylelikle, müessesenin daha etkin ve verimli
çalışması sağlanmakta ve olağanüstü kanun yolu denetiminin niteliğine uygun bir itiraz
inceleme mekanizması oluşturulmaktadır.
Madde 19ekliyor6098 sayılı
11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 55 inci
maddesine aşağıdaki fıkralar eklenmiştir.
"Çalışma gücünün azalmasından ya da yitirilmesinden doğan kayıplar ile ölenin
desteğinden yoksun kalan kişilerin bu sebeple uğradıkları kayıplar nedeniyle, zarar görenin
veya destekte bulunan kişinin kazancının bilindiği döneme ilişkin hesaplanan tazminat
miktarının toplamına haksız fiil veya zarar doğuran olayın meydana geldiği tarihten; zarar
görenin veya destekte bulunan kişinin kazancının bilinemediği döneme ilişkin hesaplanan
tazminat miktarının toplamına ise karar tarihinden itibaren kanuni faiz işletilir.
Çalışma gücünün azalmasından ya da yitirilmesinden doğan kayıplar ile ölenin
desteğinden yoksun kalan kişilerin bu sebeple uğradıkları kayıplara bağlı tazminatlar için ifa
amacıyla tahkikat başlayıncaya kadar ödenen bedel, ödeme tarihine göre belirlenecek tazminat
miktarından oransal olarak mahsup edilir."
Gerekçe: Maddeyle, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 55 inci maddesine yeni
fıkralar eklenmektedir.
Kanunun 117 nci maddesinde, haksız bir fiil neticesinde meydana gelen zararları tazmin
etmekle yükümlü bulunan borçlunun, haksız fiilin işlendiği gün temerrüde düşeceği açıkça
belirtilmiştir. Bu düzenleme uyarınca haksız fiil veya zararı doğuran olay nedeniyle
mahkemelerce hüküm altına alınan tazminatlara haksız fiilin işlendiği veya zarar doğuran
olayın gerçekleştiği günden itibaren temerrüt faizi işletilmektedir. Ancak, destekten yoksun
kalma tazminatı ile çalışma gücünün azalmasından veya yitirilmesinden doğan tazminatlarda
söz konusu hükmün ayrıca değerlendirilmesi gerekmektedir. Çalışma gücünün azalmasından
ya da yitirilmesinden doğan tazminatlar, zarara uğrayanların olay tarihinden sonra
malvarlıklarında ve kazançlarında meydana geleceği varsayılan eksilme üzerinden; ölenin
desteğinden yoksun kalan kişilerin bu sebeple uğradığı zararlara bağlı tazminatlar ise haksız fiil
veya zarar doğuran olayın mağdurunun gelecekte elde edeceği varsayılan kazancı üzerinden
hesaplanmaktadır. Her iki durumda da henüz elde edilme zamanı gelmeyen kazançlar da
karşılanması gereken zarar olarak kabul edilmekte ve peşin olarak ödenmesine
hükmedilmektedir. Dolayısıyla henüz elde edilme zamanı gelmeyen ve varsayıma dayalı olarak
belirlenen bu tazminatın toplamına olay tarihinden itibaren faiz işletilmesi, tazminat yükünü
ciddi oranda ağırlaştırmaktadır.
Bu kapsamda maddeye eklenen üçüncü fıkrayla, çalışma gücünün azalmasından ya da
yitirilmesinden doğan kayıplar ile ölenin desteğinden yoksun kalan kişilerin bu sebeple
uğradıkları kayıplar nedeniyle, zarar görenin veya destekte bulunan kişinin kazancının bilindiği
döneme ilişkin hesaplanan tazminat miktarının toplamına olay tarihinden; zarar görenin veya
destekte bulunan kişinin kazancının bilinemediği döneme ilişkin hesaplanan tazminat
miktarının toplamına ise karar tarihinden itibaren kanuni faiz işletileceği esası kabul
edilmektedir. Fıkra metninde faiz işletilmesinde esas alınan dönemler olarak belirtilen bilinen
dönem ifadesiyle kastedilen, hesaplamanın yapıldığı tarih itibarıyla zarar görenin veya destekte
bulunanın kazancının belirlenmesine esas alınan verilerin açık olarak bilindiği dönemdir.
Bilinemeyen dönem olarak ifade edilen kavram ise zarar görenin veya destekte bulunanın
kazancının belirlenmesine esas alman verilerin açık olarak bilinememesi nedeniyle bilinen son
ücretten hareketle hesaplanan dönemdir.
Mağdurun gelecekte kazanç elde edebileceği varsayılan yaşam süresi içindeki muhtemel
kazancı üzerinden hesaplanan toplam tazminata olay tarihinden itibaren faiz işletilmesi
uygulamasına son verilerek, uygulamada bilinmeyen dönem olarak kabul edilen geleceğe
yönelik kazanç hesabı bakımından hesaplanan tazminat tutarına karar tarihinden itibaren faiz
işletilmesi esası kabul edilmektedir.
Haksız fiil veya zarar doğuran olay nedeniyle meydana gelen zararın giderilmesi
amacıyla karar verilmeden Önce yapılan ödemelerin, hükmedilecek tazminat miktarından ne
şekilde mahsup edileceği hususunda farklı uygulamalar bulunduğu görülmektedir. Uygulamada
benimsenen birinci yöntemde, yapılan ödeme hükme esas alınan hesap raporu tarihine kadar
hesap edilecek yasal faiziyle birlikte toplam tazminattan mahsup edilmek suretiyle
hükmedilecek tazminat miktarı belirlenmektedir. İkinci yöntemde ise ödemenin yapıldığı tarih
itibarıyla davacının zararı belirlenmekte ve davacıya yapılan ödemenin belirlenen zararı hangi
oranda karşıladığı hesaplanarak, hükme esas alınan hesap raporunun düzenlendiği tarih
itibarıyla belirlenen toplam tazminat miktarından tespit edilen oranda mahsup yapılması
suretiyle tazminat miktarı belirlenmektedir.
Maddeye eklenen yeni dördüncü fıkrayla, çalışma gücünün azalmasından ya da
yitirilmesinden doğan kayıplar ile ölenin desteğinden yoksun kalan kişilerin bu sebeple
uğradıkları kayıplara bağlı tazminatlardan mahsup edilmek üzere, tahkikat başlayıncaya kadar
ifa amacıyla yapılan ödemelerin, ödeme tarihine göre belirlenecek tazminat miktarından oransal
olarak mahsup edileceği hüküm altına alınmaktadır. Oransal mahsup yöntemi, taraflar
arasındaki menfaat dengesinin sağlanması bakımından daha elverişli olması nedeniyle tercih
edilmiş olup, kanuni düzenlemeyle uygulama birliğinin sağlanması ve zararın bir an önce
karşılanması amaçlanmıştır. Oransal mahsup yönteminin tahkikata kadar yapılan ödemelerle
sınırlandırılması, sürekli bilirkişi raporu almak zorunda bırakılarak davaların öngörülemez bir
biçimde uzamasının Önlenmesi ve zararın bir an önce giderilmesi amacını taşımaktadır.
Belirtmek gerekir ki, tahkikatın başlamasından sonra yapılan ödemeler bakımından oransal
mahsup hesabı yapılmayacak, yapılan ödeme işlemiş kanuni faiziyle birlikte toplam
tazminattan mahsup edilecektir. Yapılacak mahsup işlemi tabiatı gereği öncelikle bilinen
dönem için hesaplanan tazminattan yapılması gerekmektedir.
Söz konusu düzenlemelerle, hukuki belirlilik ve öngörülebilirlik ile hukuki güvenliğin
sağlanması ve uygulamadaki farklılıkların giderilmesi amaçlanmaktadır.
Madde 20yürürlükten kaldırıyor6100 sayılı
12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 107 nci
maddesi yürürlükten kaldırılmıştır.
Gerekçe: Maddeyle, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 107 nci maddesi
yürürlükten kaldırılmaktadır.
6100 sayılı Kanunla kabul edilen belirsiz alacak davası yürürlüğe girdiği tarihten
itibaren uygulamada çeşitli tartışmalara neden olmuştur. Özellikle hangi alacaklar için belirsiz
alacak davası açılabileceği noktasında tereddüt bulunmaktadır. Bu durum yargılamaların
uzamasına neden olabilmektedir. Diğer yandan Anayasa Mahkemesi, bireysel başvuru üzerine
verdiği çeşitli ihlal kararlarında belirsiz alacak davası olmadığı halde bu şekilde açılan davaların
reddedilmesini, Anayasanın 36 ncı maddesinde düzenlenen hak arama hürriyetine aykırı
bulmuştur. Zira yargılama bu şekilde kesinleştiğinde alacağın zamanaşımına uğraması söz
konusu olabilmektedir.
Alacağın tam ve kesin olarak belirlenemediği durumlara özgü olarak açılan belirsiz
alacak davası, özellikle alacağın tamamı bakımından zamanaşımını kesmektedir. Bu husus,
belirsiz alacak davası açan tarafın en önemli hukuki yararlarından biridir. Teklifle, Kanunun
109 uncu maddesinde yapılması öngörülen değişiklikle, kısmi dava açan tarafa ıslah hakkını
kullanmaksızın bir defaya mahsus olmak üzere alacağın kalan kısmını talep etme hakkı
verilmekte ve zamanaşımının davanın açıldığı tarihten itibaren kesileceği hükme
bağlanmaktadır. Bu nedenle, belirsiz alacak davasının sağlamış olduğu hukuki yarar, kısmi
dava ile sağlanmış olacağından madde yürürlükten kaldırılmaktadır.
Madde 21ekliyor6100 sayılı
6100 sayılı Kanunun 109 uncu maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir.
"(4) Alacağın sadece bir kısmının dava edildiği durumlarda talep konusu, aynı davada
bir defaya mahsus olmak üzere iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın tahkikatın sona
ermesine kadar artırılabilir. Bu durumda zamanaşımı, artırılan kısım bakımından da dava
tarihinden itibaren kesilmiş sayılır."
Gerekçe: Maddeyle, 6100 sayılı Kanunun 109 uncu maddesine yeni bir fıkra
eklenmektedir.
Kısmi dava açılması durumunda zamanaşımı dava edilen kısım yönünden kesilmekte,
bakiye alacak yönünden işlemeye devam etmektedir. Bu nedenle, tahkikat aşamasının uzun
sürdüğü davalarda kısmi dava açan tarafın geri kalan alacağı, zamanaşımı tehdidiyle karşı
karşıya kalabilmektedir. Hatta kısa süreli zamanaşımına tabi alacaklarda bakiye alacak
zamanaşımına uğramaktadır. Maddeyle, alacağın sadece bir kısmının dava edildiği durumlarda
dava açan tarafa, ıslah hakkını kullanmaksızın tahkikatın sona ermesine kadar alacağın geri
kalan kısmını talep etme hakkı verilmekte ve zamanaşımının artırılan kısım bakımından da
davanın başından itibaren kesileceği düzenlenmektedir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin
Yargı/Türkiye kararında, kısmi davada alacağın talep edilmeyen kısmı için zamanaşımının
kesilmemesini ve bu nedenle bilirkişi raporu alınıncaya kadar alacağın talep edilmeyen kısmı
bakımından zamanaşımına uğramasını Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6 ncı maddesinin
birinci fıkrasında yer alan mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır. Yine
Anayasa Mahkemesi, bireysel başvuru üzerine verdiği Çetin Akboğa kararında, kısmi davada
alacağın başlangıçta talep edilmeyen kısmı için zamanaşımına uğramasını adaletin iyi yönetim
ilkesiyle bağdaşmadığını belirterek bu şekilde bir uygulamanın Anayasanın 141 inci
maddesinde düzenlenen davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılmasının
yargının görevi olduğu hükmüne aykırı bulmuştur.
Aynca Teklifle, Kanunun 107 nci maddesinde düzenlenen belirsiz alacak davası
kaldırıldığından, bu davanın koruduğu hukuki yarar, yapılan değişiklikle kısmi davada
korunmaktadır.
Düzenlemeyle, hak arama hürriyetinin daha etkin bir şekilde korunması sağlanmış
olacaktır.
Madde 22ekliyor6100 sayılı
6100 sayılı Kanunun 147 nci maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir.
"(3) Duruşmalar arasındaki süre üç aydan daha uzun olamaz, İşin niteliği gereği bilirkişi
incelemesinin uzaması veya istinabe yoluyla tahkikat işlemlerinin yürütülmesi gibi zorunlu
hâllerde, hâkim gerekçesini belirterek daha uzun bir süre belirleyebilir."
Gerekçe: Maddeyle, 6100 sayılı Kanunun 147 nci maddesine yeni bir fıkra
eklenmektedir.
Anayasanın 36 ncı maddesinde adil yargılanma hakkı, temel bir hak olarak
belirlenmiştir. Uygulamada bu hakkın etkin bir şekilde kullanılmasının bir unsuru da makul
sürede yargılanma hakkının temin edilmesidir. Davaların makul bir sürede sonuçlandırılarak
söz konusu temel hakkın daha etkin bir şekilde hayata geçirilmesi için düzenleme
yapılmaktadır. Buna göre, hukuk yargılamasında yazılı yargılama usulüne tabi davalarda kural
olarak duruşma aralarının üç aydan fazla olamayacağı düzenlenmektedir. İşin niteliği gereği
bilirkişi incelemesinin uzaması veya istinabe yoluyla tahkikat işlemlerinin yürütülmesi gibi
zorunlu hâllerde, hâkim gerekçesini belirterek üç aydan daha uzun bir süre için de duruşma
günü belirleyebilecektir. Söz konusu düzenlemenin bir benzeri basit yargılama usulünde de
bulunmaktadır.
Böylelikle, hâkimin dosyadan uzaklaşmadan daha çabuk inceleme yapıp, sağlıklı bir
karar vermesi mümkün olabilecektir. Hâkimin, duruşma gününü üç aydan sonraya talik
edebilmesi ancak zorunlu haller bakımından kabul edilmiş olup, erteleme gerekçesinin duruşma
tutanağında belirtilmesi gereklidir. Gerekçede soyut ve genel açıklamalara değil, somut ve
olaya uygun vakıalara yer verilmesi gerekmektedir.
Düzenlemeyle yargılamaların hızlandırılması, usul ekonomisinin sağlanması ve makul
sürede yargılanma hakkının daha etkin biçimde temini amaçlanmaktadır.
Madde 236100 sayılı
6100 sayılı Kanunun 149 uncu maddesine üçüncü fıkrasından sonra
gelmek üzere aşağıdaki fıkra eklenmiş ve diğer fıkralar buna göre teselsül ettirilmiştir.
"(4) Ses ve görüntü nakledilmesi yoluyla bulundukları yerden duruşmaya katılmasına
karar verilenler hakkında, 154 üncü maddenin üçüncü fıkrasının (ç) bendinde belirtilen ikrar,
yeminin edası, davanın geri alınmasına muvafakat, davadan feragat, davayı kabul ile sulh olma
hâlleri hariç olmak üzere, elle atılan imzaya ilişkin hükümler uygulanmaz."
Gerekçe: Maddeyle, 6100 sayılı Kanunun 149 uncu maddesine yeni bir fıkra
eklenmektedir.
Düzenlemeyle, ses ve görüntü nakledilmesi yoluyla bulundukları yerden duruşmaya
katılmasına karar verilenler hakkında, ikrar, yeminin edası, davanın geri alınmasına muvafakat,
davadan feragat, davayı kabul ile sulh olma hâlleri hariç olmak üzere, elle atılan imzaya ilişkin
hükümlerin uygulanmayacağı belirtilmektedir. 6100 sayılı Kanunun 154 üncü maddesinin
üçüncü fıkrasında duruşma tutanağında mutlaka yer alması gereken hususlar düzenlenmiş olup,
fıkranın (ç) bendinde ikrarın, yeminin edasının, davanın geri alınmasına muvafakatin, davadan
feragatin, davayı kabule ilişkin beyanlar ile sulh müzakereleri ve sonucunun taraflarca imza
edilmesi gerektiği hüküm altına alınmıştır. İmza alınmasını gerektiren söz konusu zorunluluklar
hariç olmak üzere taraf vekillerinin ses ve görüntü nakledilmesi yoluyla bulundukları yerden
duruşmalara katılabilecekleri açıkça düzenlenmektedir. Böylelikle fiziksel engeller veya
coğrafi uzaklık nedeniyle mahkemeye erişimde zorluk yaşayan kişilerin yargılamaya etkin
katılımı sağlanarak, adil yargılanma hakkı kapsamında yer alan mahkemeye erişim hakkı
güçlendirilmektedir.
Madde 24değiştiriyor6100 sayılı
6100 sayılı Kanunun 166 ncı maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesi
aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
"İlk davanın açıldığı mahkeme birleştirme kararının kesinleşmesinden itibaren bununla
bağlıdır."
Gerekçe: Maddeyle, 6100 sayılı Kanunun 166 ncı maddesinin birinci fıkrasının
ikinci cümlesinde değişiklik yapılmaktadır.
Anayasa Mahkemesinin 17/6/2025 tarihli ve E: 2024/237, K: 2025/137 sayılı kararıyla,
maddenin birinci fıkrasının ikinci cümlesinde yer alan "ve bu karar, diğer mahkemeyi bağlar."
ibaresi iptal edilmiş ve iptal kararı 25/9/2025 tarihli ve 33028 sayılı Resmî Gazete'de
yayımlanarak aynı gün yürürlüğe girmiştir.
Anayasa Mahkemesi; aynı yargı çevresinde yer alan aynı düzey ve sıfattaki mahkemeler
arasında verilen birleştirme kararının ilk davanın açıldığı mahkemeyi bağlamasına ilişkin kuralı
kanuni hâkim ilkesine aykırı bularak iptal etmiştir.
Yapılan düzenlemeyle, Anayasa Mahkemesinin iptal kararmın gerekçesini de
karşılayacak bir biçimde ikinci davanın açıldığı mahkemece verilen birleştirme kararının ancak
kesinleşmesiyle birlikte ilk davanın açıldığı mahkemeyi bağlayacağı hüküm altına
alınmaktadır. Teklifle, Kanunun 168 inci maddesinde yapılması öngörülen değişiklikle bu
maddede yapılan değişiklikle uyumlu olacak şekilde aynı yargı çevresinde bulunan aynı düzey
ve sıfattaki mahkemeler arasında verilen birleştirme kararlarına karşı istinaf kanun yoluna
başvurulabileceği açıkça düzenlenmektedir. Her iki değişiklik birlikte değerlendirildiğinde bu
konuda verilen kararlara karşı esas hükümle birlikte istinaf kanun yoluna başvurulma
zorunluluğu olmaksızın birleştirme kararma karşı müstakilen istinaf kanun yoluna
başvurulabilecektir.
Madde 25değiştiriyor6100 sayılı
6100 sayılı Kanunun 168 inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
"MADDE 168- (1) Aynı yargı çevresinde yer alan aynı düzey ve sıfattaki hukuk
mahkemelerinde görülmekte olan davalar yönünden verilen birleştirme kararına karşı sadece
istinaf yoluna başvurulabilir.
(2) İlk derece mahkemelerince verilen ayırma kararlarına karşı istinaf yoluna; bölge
adliye mahkemelerinin birleştirme ve ayırma kararları hakkında ise temyiz yoluna, ancak
hükümle birlikte gidilebilir. Şu kadar ki, bu husus tek başına, bölge adliye mahkemesinde
hükmün kaldırılarak esastan incelenme; Yargıtayda ise bozma sebebi teşkil etmez."
Gerekçe: Maddeyle 6100 sayılı Kanunun 168 inci maddesinde değişiklik yapmak
suretiyle Teklifle Kanunun 166 ncı maddesinde yapılması öngörülen değişikliğe uyum
sağlanması amaçlanmaktadır.
Düzenlemeyle, aynı yargı çevresinde yer alan aynı düzey ve sıfattaki mahkemeler
arasında verilen birleştirme kararma karşı esas hükmün verilmesi beklenmeksizin müstakilen
istinaf kanun yoluna başvurulabileceği açıkça hüküm altına alınmaktadır. Yapılan bu
değişiklikle birlikte, maddenin mevcut diğer hükümleri bakımından bir değişiklik
öngörülmemektedir.
Madde 26ekliyor6100 sayılı
6100 sayılı Kanunun 362 nci maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir.
"(3) Bölge adliye mahkemesinin yaptığı inceleme sonucunda istinaf başvurusunun
kısmen veya tamamen kabul edilerek yeniden esas hakkında verilen karar, miktar veya değeri
itibarıyla 341 inci maddenin ikinci fıkrasında düzenlenen parasal sınırın üzerinde olması
halinde temyiz edilebilir. Bu kararın, miktar veya değeri itibarıyla 341 inci maddenin ikinci
fıkrasında düzenlenen parasal sınırı geçmemesi halinde temyiz yoluna başvurulamaz."
Gerekçe: Maddeyle, 6100 sayılı Kanunun 362 nci maddesine fıkra eklenmektedir.
Anayasa Mahkemesinin 26/2/2026 tarihli ve E: 2026/49, K: 2026/48 sayılı kararıyla,
maddenin birinci fıkrasının (a) bendinin "istinaf başvurusunun kısmen veya tümden kabulü
hali" yönünden iptaline karar verilmiştir. Karar, Resmî Gazete'de yayımlanmasıyla birlikte
yürürlüğe girmiştir.
Anayasa Mahkemesi söz konusu kuralı; istinaf başvurusu kabul edilerek ilk derece
mahkemesi kararının kaldırılması ve işin esası hakkında yeni bir karar verilmesi hâlinde istinaf
mahkemesinin ilk elden verdiği bu karara karşı temyiz kanun yoluna başvurulamamasını
hükmün denetlenmesini talep etme hakkına Ölçüsüz bir sınırlama getirdiği gerekçesiyle hak
arama hürriyetine aykırı bulmuştur.
Maddeye eklenen fıkrayla, istinaf başvurusunun kısmen veya tamamen kabul edilerek
yeniden esas hakkında verilen kararların, miktar veya değeri itibarıyla 341 inci maddenin ikinci
fıkrasındaki parasal sınırın üzerinde olması halinde bu kararlara karşı temyiz yoluna
başvurulabileceği açıkça düzenlenmektedir. Söz konusu hükümle, istinaf mahkemelerince
kaldırma karan sonrası yeniden verilen kararlar bakımından taraflara hükmün denetlenmesini
talep etme hakkı getirilmektedir. Ayrıca, söz konusu karar miktar veya değeri itibarıyla 341 inci
maddenin ikinci fıkrasındaki parasal sınırı geçmemesi halinde temyiz yoluna
başvurulamayacaktır. Böylelikle, bölge adliye mahkemelerinin istinaf başvurusunu kısmen
veya tamamen kabul etmesi nedeniyle ilk derece mahkemesinin kararını kaldırarak yeniden
esas hakkında verdiği kararlara karşı ilk derece mahkemeleri için geçerli olan kesinlik sınırı
dikkate alınmak suretiyle temyiz kanun yoluna başvurulabileceği açıkça düzenlenerek, adil
yargılanma hakkının daha etkin bir şekilde hayata geçirilmesi amaçlanmaktadır.
Madde 27ekliyor6100 sayılı
6100 sayılı Kanunun 371 inci maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir.
"(2) Bölge adliye mahkemelerinin ilk derece mahkemesi sıfatıyla verdiği kararlar hariç
olmak üzere, ilk derece mahkemelerinin sadece görevsiz veya yetkisiz olduğu gerekçesiyle
bozma kararı verilemez."
Gerekçe: Maddeyle, 6100 sayılı Kanunun 371 inci maddesine yeni bir fıkra
eklenmektedir.
Düzenlemeyle, bölge adliye mahkemelerinin ilk derece mahkemesi sıfatıyla verdiği
kararlar hariç olmak üzere, ilk derece mahkemelerinin sadece görevsiz veya yetkisiz olduğu
gerekçesiyle Yargıtayın bozma karan veremeyeceği açıkça hüküm altına alınmaktadır. İlk
derece mahkemelerinin verdiği kararlar görev ve yetki de dâhil olmak üzere bölge adliye
mahkemelerince incelenmektedir. Bu konuda bir aykırılık varsa bölge adliye mahkemeleri
istinaf incelemesi aşamasında bu aykırılığı giderebilmektedir. İstinaf aşamasından sonra temyiz
incelemesinde görevsizlik ve yetkisizlik nedeniyle bozma kararı verilmesi davaların uzamasına
neden olmaktadır. Düzenleme, davaların uzamasının önüne geçilerek yargılamaların makul
sürede sonuçlanmasına katkı sağlayacaktır. Böylelikle, makul sürede yargılanma hakkının daha
etkin bir şekilde hayata geçirilmesi amaçlanmaktadır. Belirtmek gerekir ki, bölge adliye
mahkemelerinin ilk derece mahkemesi sıfatıyla verdiği kararlar bakımından görev veya yetki
nedeniyle bozma kararı verilebilecektir.
Geçici Madde 12004 sayılı2576 sayılı
(1) Bu maddeyi ihdas eden Kanunla 2004 sayılı Kanunun 114
üncü maddesinde yapılan değişiklikler, bu değişikliklerin yürürlüğe girdiği tarihten önce ilanı
yapılmış açık artırmalar hakkında uygulanmaz. Bu açık artırmalar bakımından değişiklikten
önceki hükümlerin uygulanmasına devam olunur.
(2) Bu maddeyi ihdas eden Kanunla 2576 sayılı Kanunun 7 nci maddesinde yapılan
değişiklikler, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten sonra açılan davalar bakımından
uygulanır.
(3) Bu maddeyi ihdas eden Kanunla 2577 sayılı Kanunun 46 ncı maddesinde yapılan
değişiklikler, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten sonra bölge idare mahkemelerince verilen
kararlar hakkında uygulanır. Bu tarihten önce bölge idare mahkemelerince verilen kararlar
hakkında, bu Kanunla yapılan değişikliklerden önceki hükümler uygulanır.
(4) Bu maddeyi ihdas eden Kanunla 2659 sayılı Kanunun mülga 26 ncı maddesinin
yeniden düzenlenmesi suretiyle görev süresi belirlenen adli tıp ihtisas kurulu başkan ve üyeleri
ile adli tıp grup başkanları ve adli tıp ihtisas dairesi başkanlarından; bu maddenin yürürlüğe
girdiği tarih itibarıyla dört yıl veya daha fazla süreyle görev yapmış olanların görevleri sona
erer, dört yıldan daha az süreyle görev yapmış olanlar kalan süreyi tamamlar. Bu madde
kapsamında görev süresi sona erenler, yerlerine atama veya görevlendirme yapılıncaya kadar
görevine devam eder.
(5) Bu maddeyi ihdas eden Kanunla 4721 sayılı Kanunun 440 ıncı ve 444 üncü
maddelerinde yapılan değişiklikler, açık artırma suretiyle satışına karar verilip de bu
değişiklerin yürürlüğe girdiği tarihten önce ilanı yapılmış açık artırmalar hakkında uygulanmaz.
Bu açık artırmalar bakımından değişiklikten önceki hükümlerin uygulanmasına devam olunur.
(6) Bu maddeyi ihdas eden Kanunla 5271 sayılı Kanunun 308 inci maddesinin birinci
fıkrasında yapılan değişiklik, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten sonra teslim edilen
dosyalar hakkında uygulanır. Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten Önce teslim edilmiş olan
dosyalar hakkında önceki hükümlerin uygulanmasına devam olunur.
(7) Bu maddeyi ihdas eden Kanunla 6098 sayılı Kanunun 55 inci maddesinde yapılan
değişiklik, söz konusu değişikliğin yürürlüğe girdiği tarihten sonra meydana gelen haksız fiiller
veya zarar doğuran olaylar hakkında uygulanır. Bu değişikliğin yürürlüğe girdiği tarihten önce
meydana gelen haksız fiiller veya zarar doğuran olaylar bakımından maddenin değişiklikten
önceki hükümlerinin uygulanmasına devam olunur.
(8) Bu maddeyi ihdas eden Kanunla 6100 sayılı Kanunun yürürlükten kaldırılan 107 nci
maddesi, yürürlükten kaldırılma tarihinden önce açılan davalar bakımından uygulanmaya
devam olunur.
Gerekçe: Maddenin birinci fıkrasıyla, Teklifle 2004 sayılı Kanunun 114
üncü maddesinde yapılması öngörülen değişikliğin zaman bakımından uygulanmasına ilişkin
geçiş hükmü sevk edilmektedir. Buna göre, değişikliğin yürürlüğe girdiği tarihten önce ilanı
yapılmış açık artırmalar bakımından yeni hükümler uygulanmayacak, diğer bir anlatımla bu
açık artırmalar bakımından değişiklikten önceki hükümlerin uygulanmasına devam olunacaktır.
Maddenin ikinci fıkrasıyla. Teklifle 2576 sayılı Kanunun 7 nci maddesinde yapılması
öngörülen değişikliğin geçiş hükmü getirilmektedir.
Maddenin üçüncü fıkrasıyla. Teklifle 2577 sayılı Kanunun 46 ncı maddesinde yapılması
öngörülen değişikliğin geçiş hükmü getirilmektedir.
Maddenin dördüncü fıkrasıyla. Teklifle 2659 sayılı Kanunun mülga 26 ncı maddesinin
yeniden düzenlenmesi suretiyle Adli Tıp Kurumunda görev yapan bazı kişiler bakımından
görev süresi belirlenmesi sebebiyle ortaya çıkabilecek tereddütleri gidermek amacıyla geçiş
düzenlemesi yapılmaktadır.
Teklifle 4721 sayılı Kanunun 440 ıncı ve 444 üncü maddelerinde yapılması öngörülen
değişikliklerle, vesayet altındaki kişilere ait taşınır ve taşınmaz malların satışının Ulusal Yargı
Ağı Bilişim Sistemine entegre elektronik satış portalında yapılacağı düzenlenmektedir.
Maddenin beşinci fıkrasıyla, açık artırma suretiyle satışına karar verilip de bu değişikliklerin
yürürlüğe girdiği tarihten önce ilanı yapılmış açık artırmalar hakkında yeni hükümlerin
uygulanmayacağı, değişikliğin yürürlüğe girdiği tarihten önce ilanı yapılmış açık artırmalar
bakımından değişiklikten önceki hükümlerin uygulanmasına devam olunacağı hükme
bağlanmaktadır.
Maddenin altıncı fıkrasıyla, Teklifle 5271 sayılı Kanunun 308 inci maddesinde
yapılması öngörülen değişikliklerin geçiş hükmü düzenlenmektedir. Buna göre, bu maddeyi
ihdas eden Kanunla Ceza Muhakemesi Kanununun 308 inci maddesinin birinci fıkrasında
yapılan değişikliğin bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten sonra teslim edilen dosyalar
hakkında uygulanacağı ve bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce teslim edilmiş olan
dosyalar hakkında ise önceki hükümlerin uygulanmasına devam olunacağı kabul edilmektedir.
Böylelikle uygulamada yaşanabilecek tereddütlerin önüne geçilmesi amaçlanmaktadır.
Maddenin yedinci fıkrasıyla. Teklifle 6098 sayılı Kanunun 55 inci maddesinde
yapılması öngörülen değişikliğin zaman bakımından uygulanmasını göstermek amacıyla
düzenleme yapılmaktadır.
Teklifle 6100 sayılı Kanunun 107 nci maddesinin yürürlükten kaldırılması
öngörülmektedir. Maddenin sekizinci fıkrasında yapılan düzenlemeyle, 107 nci maddenin
yürürlükten kaldırılan hükmünün zaman bakımından uygulanması gösterilmektedir. Buna göre,
yürürlükten kaldırılma tarihinden önce açılan davalar bakımından 107 nci madde hükümlerinin
uygulanmasına devam edileceği açıkça hüküm altına alınarak, hak kayıplarının önüne geçilmesi
ve uygulama birliğinin sağlanması amaçlanmaktadır.
Madde 28
(1) Bu Kanunun;
a) 4 üncü maddesi 23/7/2026 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere yayımı tarihinde,
b) 12 nci, 13 üncü ve 23 üncü maddeleri yayımı tarihinden itibaren üç ay sonra,
c) Diğer maddeleri yayımı tarihinde,
yürürlüğe girer.
Gerekçe: Yürürlük maddesidir.
Madde 29
(1) Bu Kanun hükümlerini Cumhurbaşkanı yürütür.
Gerekçe: Yürütme maddesidir.
YARGININ ETKİN VE VERİMLİ İŞLEMESİNE YÖNELİK
BAZI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TEKLİFİ