Teklifi verenlerin neden gerekli gördüğünü anlattığı bölüm (teklif metninden).
Gerekçeyi oku
Tarih boyunca, düşünce ve ifade özgürlüğü talepleri çoğu kez statükonun en büyük
korkusu olmuştur. Siyaset felsefesinde ifade özgürlüğünün en temel meşruiyet dayanağı,
bireyin sadece kendini var etme değil, toplumun da gerçeklerle yüzleşebilme gücünü canlı
tutmasıdır. 20. yüzyılın ikinci yansında, özellikle 1960Tı yıllarda tüm dünyada yükselen
özgürlükçü ve sol hareketler, Türkiye'de de geniş kitleleri etkisi altına alarak genç kuşaklara
cesaret, sorumluluk ve umut aşılaımştır.
Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan bu tarihsel dalganın Türkiye'deki en güçlü
temsilcilerinden olmuşlardır. Onların yürüttüğü mücadele; düşünceleri, sadece "Tam Bağımsız
Türkiye" talebiyle sınırlı kalmayıp, aynı zamanda adaletin, eşitliğin, emeğin kutsallığının
savunusunu da içermektedir.
Ancak bu direnişin bedeli, Türkiye'nin çok partili demokrasi deneyiminin
kırılganlıklarının en açık biçimde görüldüğü bir dönemde, idam sehpası olmuştur. 12 Mart 1971
askeri müdahalesi, demokratik talepleri bastırmak için gençlik hareketlerini hedef tahtasına
oturtmuş; dönemin olağanüstü yargı düzeni, hukuk devleti ve adil yargılanma ilkelerinden uzak
biçimde işlemeye başlamıştır.
Deniz Gezmiş Gemerek'te, Yusuf Aslan Şarkışla'da, Hüseyin İnan ise Kayseri'de
yakalanmış; Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı 1 No'lu Askeri Mahkemesi'nde dönemin askeri
yönetimi gölgesinde yargılanmışlardır. Kimsenin canına kıymayan bu üç gencin, "Anayasa'yı
tağyir ve tebdil" suçlamasıyla idama mahkûm edilmesi; o dönemin siyasi hesaplaşma iklimini
ve demokrasi tarihimizin ne kadar sancılı bir süreçten geçtiğini gösteren en dramatik
örneklerden biridir.
Türkiye siyasi tarihinde 1960 Darbesi'nden 12 Mart muhtırasına, 1980 Darbesi'nden
1990'lar boyunca süren baskılara kadar defalarca yinelenen bu kırılmalar, fikir özgürlüğünü
sürekli kuşatma altına almıştır. Ancak halkın vicdanı, bir kez açılan bu adalet yarasını hiç
unutmamıştır. Bugün milyonlarca yurttaşın çocuklarına "Deniz" adım vermesi tesadüf değildir.
Bu isimler, halkın belleğinde yalmzca birer genç olarak değil; umudu, direnci ve tam bağımsız
Türkiye hayalini simgeleyen birer anlam katmamdır.
Sanat dünyasınm ve entelektüel çevrelerin hafızasında da bu gerçek canlıdır. Tuncel
Kurtiz'in dediği gibi, "Deniz'leri asanlar unutuldu ama isimleri hâlâ duvarlarda, türkülerin
içinde ve çocukların adlarında yaşıyor." Bu söz, siyaset biliminin temel gerçeklerinden birini
hatırlatır: Halkın onaylamadığı bir infaz, yalnızca fiziksel bir cezalandırma değil, kuşaktan
kuşağa taşınacak bir isyan ve direniş simgesine dönüşür.
Bugün, dönüp bakıldığında onların savunduğu taleplerin bağımsızlık, sosyal adalet,
eşitlik ve özgürlük evrensel değerler olduğu açıktır. Türkiye Barolar Birligi'nden insan hakları
savunucularına, sanatçılardan akademisyenlere kadar çok geniş bir kesim bu kararların telafisi
için onlarca yıldır çağrı yapmaktadır.
Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin Inan'ın idamlan, TBMM'de 24 Ni]^^
onaylanmış; siyasi kutuplaşmamn sembolü haline gelmiş "üç üç" sloganlarıyla tafijıe kaba-^r
leke olarak geçmiştir. İdamlar, 6 Mayıs 1972 sabahı Ulucanlar Cezaevi'nde infd|^|dŞpkî|.
Verilen kararların yalnızca teknik bir yargı kararı değil, siyasi bir intikam pratiği olduğu, bugün
kamuoyunda ve tarihçiler nezdinde geniş ölçüde kabul görmektedir.
Aradan geçen yarım asır, toplumun ortak vicdanının bu üç gencin şahsında onurlandırdığı
bağımsızlık mücadelesini daha da görünür kılmıştır. Çocuklarına "Deniz", "Yusuf, "Hüseyin"
ismini veren milyonlar; bu isimlerle birlikte bir ideali, bir tarihi ve bir talebi yaşatmaktadır:
Halkın iradesine ipotek koyan hiçbir düzen, sonsuza dek ayakta kalamaz.
Bu Kanun Teklifi, 02.05.1972 tarihli ve 1586 sayılı infaz kanununun yürürlükten
kaldırılmasıyla, fiilen ve toplumsal hafızada çoktan onurlandırılmış bu üç fidanın hukuki
itibarlarının da iade edilmesini amaçlamaktadır. Böyle bir adım, yalmzca sembolik bir düzeltme
değil, Türkiye'nin demokrasi tarihine sorumlulukla sahip çıkma iradesidir.
Hukukun üstünlüğüne, ifade ve örgütlenme özgürlüğüne, halk egemenliğine ve
tarihimizle yüzleşme bilincine katkı sağlayacak bu düzenleme; gelecek kuşaklara daha özgür,
daha adil ve demokratik bir Türkiye bırakma inancımızın da bir nişanesi olacaktır.
: -(CHP 3