Teklifi verenlerin neden gerekli gördüğünü anlattığı bölüm (teklif metninden).
Gerekçeyi oku
Türkiye'de idam cezası 2004 yılında yapılan bir değişiklikle kaldırılmış fakat idam cezası
yerine infaz koşulları çok ağır olan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yasalaşmıştır. Türk
Ceza Kanunu'na eklenen Geçici 2. maddeyle, "İdam cezaları, müebbet ağır hapis cezasına
dönüştürülen terör suçluları ile Ölüm cezaları ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezasına
dönüştürülen veya ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezasına mahkûm olan terör suçluları,
koşullu salıverilme hükümlerinden yararlanamaz." denilerek, idamdan çevrilen ağırlaştırılmış
müebbet ağır hapis cezasının hükümlünün hayatı boyunca devam edeceği düzenlenmiştir. Daha
sonra yapılan çeşitli değişikliklerle "ağır" kelimesi Kanundan çıkarılarak ağırlaştırılmış
müebbet hapis cezası bu düzenlemeyle varlığını korumuştur.
Birleşmiş Milletler İşkenceye Karşı Komite'nin Türkiye'yi umut hakkı açısından
değerlendirdiği Öcalan 2, Kaytan, Gurban ve Boltan/ Türkiye dosya grubu ile ilgili 80.
Oturumda Türkiye, 4 binden fazla ağırlaştırılmış müebbet hapis hükümlüsünün şu an
hapishanede cezasını infaz ettiğini bildirmiştir.
2004 yılında yürürlüğe giren ve halen yürürlükte bulunan 5275 sayılı İnfaz Kanunu'nun 107.
maddesinin 2. fıkrasına göre ise bir ağırlaştırılmış müebbet hükümlüsü otuz yılını cezaevinde
iyi halli olarak geçirdiği takdirde koşullu salıvermeden yararlanabilir. 4. fıkrasına göre suç
işlemek için örgüt kurmak veya yönetmek ya da örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen suçtan
dolayı mahkûm olmuşsa hükümlü, otuz altı yılını cezaevinde iyi halli olarak geçirdiği takdirde
koşullu salıvermeden yararlanabilir. 16. fıkrasına göre ise Türk Ceza Kanunu'nun Devletin
Güvenliğine Karşı Suçlar, Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine Karşı Suçlar, Milli
Savunmaya Karşı Suçlar bölümündeki suçlar bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmiş ise
ağırlaştırılmış müebbet hapis hükümlüsü koşullu salıverilme hükümlerinden yararlanamaz ve
cezasının infazı ölünceye kadar devam eder.
Terörle Mücadele Kanunu'nun 17. maddesinin 4. fıkrasına göre de "ölüm cezaları, müebbet
ağır hapis cezasına dönüştürülen terör suçluları ile ölüm cezaları ağırlaştırılmış müebbet ağır
hapis cezasına dönüştürülen veya ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezasına malıküm olan
terör suçluları koşullu salıverilme hükümlerinden yararlanamaz. Bunlar hakkında
ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezası ölünceye kadar devam eder.
Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasının infaz koşulları da oldukça ağırdır. Bu cezanın infaz
biçimi cezalandırmayı aşan bir hapsetme biçimine dönüşmüştür. Hükümlüler, hem hapishane
içerisinde kendisi gibi cezasını infaz edenlerden hem de dışarıyla temastan izole edilerek tecrit
altında tutulmaktadır. Burada amaç, İnfaz Kanunıfnun 3. maddesinde belirtildiği gibi
"Öncelikle genel ve özel önlemeyi sağlamak, bu maksatla hükümlünün yeniden suç işlemesini
engelleyici etkenleri güçlendirmek, toplumu suça karşı korumak, hükümlünün yeniden
sosyalleşmesini teşvik etmek, üretken ve kanunlara, nizamlara ve toplumsal kurallara saygılı,
sorumluluk taşıyan bir yaşam biçimine uyumunu kolaylaştırmak" değil, hükümlüyü toplumdan
tamamen uzaklaştırarak adeta imha etmektir.
infaz Kanunıfnun 25. maddesine göre ağırlaştırılmış müebbet hapis hükümlüsü tek kişilik
hücrede barındırılır. Hükümlüye, günde sadece bir saat açık havaya çıkma ve spor yapma hakkı
tanınır. Hükümlüye ancak iyi halli ise kendisi ile aynı ünitede kalan hükümlülerle temasta
bulunmasına sınırlı olarak izin verilebilir. Hükümlü, onbeş günde bir kez, süresi on dakikayı
geçmemek üzere telefon edebilir. Hükümlüyü; Kanunda belirtilen aile üyeleri onbeş günlük
aralıklarla ve günde bir saati geçmemek üzere ziyaret edebilirler. Hükümlü, herhangi bir spor
ve iyileştirme faaliyetine katılamaz. Son olarak en ağırı da hükümlünün cezasının infazına,
hiçbir surette ara verilemez. Hasta olduğunda dahi hapis cezası ertelenemez.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, ömür boyu hapis cezalarını, Avrupa İnsan Hakları
Sözleşmesi'nin 3. maddesi çerçevesinde incelemeye tabi tutmakta ve "indirilemez" nitelikte
olan, kişilere hiçbir şekilde salıverilme imkânı tanımayan ömür boyu hapis cezasının "insanlık
dışı ya da aşağılayıcı muamele veya ceza yasağı"nı ihlal ettiğini belirtmektedir. AİHM, Öcalaıı
kararından önce 9 Temmuz 2013 tarihli Vinter ve diğerleri/Birleşik Krallık kararında da umut
hakkını değerlendirmiş ve müebbet hapis cezasının azami 25 yılda gözden geçirilmesi
gerektiğini ve mahpusların serbest bırakılma koşullarının değerlendirilmesi gerektiğini ilade
etmiştir.
AİHM'in verdiği kararların Anayasamın 90. maddesine göre Türkiye açısından bağlayıcı
olduğu tartışmasızdır. Ancak Türkiye bugüne dek AİHMün bu tespitlerine göre mevzuatında
hiçbir değişiklik yapmamıştır.
AİHM'in tahliye umudu olmayan hapis cezaları ile ilgili almış olduğu Kafkaris/ Kıbrıs, lorgov
/ Bulgaristan (no. 2), Schuchter / İtalya, Harkins ve Edwards / Birleşik Krallık kararı ile Vinter
ve Diğerleri / Birleşik Kınllık kararlarına atıf yaparak Türkiye aleyhinde verdiği ilk karar
Öcalaıı / Türkiye kararıdır. AİHM, 18 Mart 2014 tarihli Öcalan/Türkiye kararında "serbest
kalma ümidi olmadan, hapis cezasının infazının ölünceye kadar devam etmesi, Sözleşme'nin
3. Maddesini ihlal eder" içtihadını yinelemiştir. Verilen bu karar kısaca "umut hakkı" olarak
nitelendirilmektedir.
AİHM'e göre bir kişinin indirimsiz müebbet hapse mahkûm edilmesi kural olarak Sözleşmenin
3. Maddesince yasaklanmaz ancak kişinin bir gün serbest kalma şansının ve "başka bir cezaya
dönüştürme", "infazı askıya alma", "cezanın infazına son verme" veya "şartla salıvermeden
yararlanma" gibi cezayı yeniden gözden geçirme imkanının olup olmadığı önemlidir. Kararda
Öcalan'ın ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasının koşullu salıverilme hakkı olmaksızın
ölünceye kadar infaz edilmesi ile ceza infaz kurumunda yalnız tutulma koşullarının yani
tecridin, Sözleşmenin 3. maddesini yani işkence ve kötü muamele yasağını ihlal ettiği
belirtilmiştir.
Bu kararın ardından, 15 Eylül 2015 tarihli Kaytan/Türkiye kararında AİHM benzer şekilde, iç
hukukta mutlak müebbet hapis cezasının gözden geçirilmesine yönelik herhangi bir
mekanizma veya imkan sağlanmadığı hallerde, bu cezanın artık işkence ve kötü muamele
yasağına aykırılık teşkil ettiğine karar vermiştir. 15 Aralık 2015 tarihli Gurban/Türkiye
kararında da tahliye umudu olmayan müebbet cezasına ilişkin aynı yönde üçüncü kararım
vermiştir. Mahkeme, daha önceki kararlarına atıf yaparak mevzuatın, infazın belli bir
aşamasından sonra cezayı değerlendirecek ve mahpusun tahliyesine karar verebilecek bir
mekanizma ön görmemesinin Sözleşmenin 3. maddesinin ihlali olduğu yönündeki kararım
yinelemiştir.
Türkiye'nin bu kararların ardından herhangi bir yasal değişiklik yapmaması üzerine Avrupa
Konseyi Bakanlar Komitesi, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasıyla ilgili "umut hakkını"
doğuracak yasal düzenlemeler ve uygulama değişikliklerinin sağlanması için Türkiye'ye dair
denetim süreci başlatmıştır. Özgürlük İçin Hukukçular Demeği, İnsan Hakları Demeği,
Türkiye İnsan Hakları Vakfı ve Toplum ve Hukuk Araştırmaları Vakfı, bu kararın yerine
getirilmesi için 26 Temmuz 202rde Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi'ne başvurmuştur.
Komite, 2022 yılında Türkiye'den bu konudaki ilerleme hakkında bilgi istemiş, Adalet
Bakanlığı verdiği cevapta Öcalan'a uygulanan infaz rejiminin "istisna" olduğunu kabul
etmiştir.
Bakanlar Komitesi 17-19 Eylül 2024'te Öcalan 2, Kaytan, Gurban ve Boltan v. Türkiye dosya
grubu ile ilgili AİHM tarafından verilen kararlara Türkiye'nin uymaması nedeniyle periyodik
olarak yaptığı gözden geçirmeyi yinelemiştir. Bu davaların, Türkiye mevzuatında diğer
ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılan mahkûmlar için öngörülen bir inceleme
mekanizmasının başvurucuların devlet aleyhine işledikleri suçlardan aldıkları ağırlaştırılmış
müebbet hapis cezalarına uygulanmaması nedeniyle insanlık dışı ve aşağılayıcı muamelenin
önlenmesi hakkının ihlaline ilişkin olduğunu; ayrıca, ulusal makamların Mahkeme'nin
belirlediği standartlar doğrultusunda herkes için bir inceleme mekanizması oluştunnasmı
gerektirdiğini hatırlatmıştır. Hiçbir ilerleme kaydedilmemiş olmasından derin endişe
duyduğunu ifade etmiş, yetkilileri bu konuda diğer üye devletlerin bu tür mekanizmaları
uygulamaya koyma konusundaki deneyimlerinden ilham alarak gerekli önlemleri daha fazla
gecikmeden almaya güçlü bir şekilde teşvik etmiştir ve bu grubu Eylül 2025"te yapılacak
toplantıda yeniden incelemeye karar vermiştir.
Bakanlar Komitesi, 17 Eylül 2025 tarihli I537hnci toplantısında kabul ettiği kararda; Eylül
2025'te yapılan 1537. toplantısında, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi. Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesi'nin ağırlaştırılmış müebbet hapis cezalarına ilişkin kesinleşmiş kararlarının
infazını Sözleşmemin 46. maddesi uyarınca yeniden değerlendirmiştir.
Komite, uluslararası hukukta müebbet hapis cezalarının en geç 25 yıl içinde gözden
geçirilmesini
sağlayan bir
mekanizmanın
oluşturulmasının
zorunlu hale
geldiğini
vurgulamıştır.
Bu kapsamda Türkiye'yi, gecikmeden adım atmaya çağırmış;
•
İnsan Hakları Eylem Planı çerçevesinde yasal değişiklik yapılmasını,
•
"Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonıf'nun bu süreçte aktif rol
almasını,
•
Ve Meclis'te sunulmuş yasa tekliflerinin kabul edilmesini teşvik etmiştir.
Komite ayrıca, Türkiye'nin diğer Avrupa ülkelerinin iyi uygulama örneklerinden
yararlanmasını önemıiş ve alınan önlemler hakkında en geç Haziran 2026'ya kadar bilgi
verilmesini talep etmiştir.
Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasının ömür boyu infaz edilme biçimi hukuki geçmişi ve
siyasal arka planı olarak doğrudan Sn. Abdullah Öcalan gözetilerek düzenlenmiştir. Hukukun
temel ilkeleri yok sayılarak kişiye özel istisna yasa hazırlanmıştır. Ancak zamanla bu istisnai
düzenleme, yalnızca bir kişiyi değil, binlerce insanı etkileyen yapısal bir adaletsizliğe
dönüşmüştür. Dolayısıyla hem hukuken hem de siyaseten, bu düzenlemenin yürürlükte kalması
meşru değildir; kaldırılması hem bireysel hem toplumsal düzeyde süregelen hukuksuzlukların
giderilmesi açısından zorunlüdur.
Yine açıkça ifade etmek gerekir ki: Sayın Öcalan yalnızca bir mahpus değil, bugün Kürt
meselesinde barışçıl çözüm arayışının belirleyici aktörüdür. 1993'ten bugüne yoğunlaşan teorik
ve politik çalışmalarla geliştirdiği perspektifler, bugün TürkiyeMe çoğulculuğun, eşit
yurttaşlığın ve demokratik birlikteliğin inşası için referans değeri taşımaktadır. Avrupa
Konseyi Bakanlar Komitesimin 17 Eylül 2025 tarihli kararında özellikle vurgulanan "Milli
Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonıfmun yasama süreçlerinde aktif rol alması
çağrısı da tam olarak bu tarihsel ihtiyacı işaret etmektedir: Barışın toplumsal zeminde yeniden
kurulabilmesi, yalnızca yasal reformlarla değil, aynı zamanda diyalog, hakikat ve onarım
ekseninde bir demokratik dönüşümle mümkündür.
Tüm bu sebeplerle insan onuruna ve tarafı olunan AİHS'e uygun bir infaz rejiminin
sağlanması, umut hakkının tanınması, AİHM kararlarının yerine getirilmesi amacıyla
"salıverme perspektifi" doğrultusunda söz konusu cezanın yeniden düzenlenmesi ve
sunduğumuz değişikliklerin yapılması gerekmektedir.