Teklifi verenlerin neden gerekli gördüğünü anlattığı bölüm (teklif metninden).
Gerekçeyi oku
Kadına yönelik şiddet, salt bireyler arası fiziksel, cinsel, psikolojik, ekonomik, dijital eylemler
bütünü değil; aynı zamanda devletlerin uygulamadaki yasaları/düzenlemeleri/politikaları
üzerinden devlet-birey ekseninde de yaşanıp kurumsallaşabilmektedir. Eşitsizliği ortadan
kaldıracak pozitif yükümlülüklerini hayata geçirmeyen devletler; şiddet karşısında önlem
almayarak, bunu dolaylı olarak teşvik ederek cinsiyet bazlı şiddete doğrudan aktif olarak
katılmaktadır.
Kadınların sistematik olarak en çok yaşadığı ikinci şiddet türünün ekonomik şiddet olduğu ve
bu şiddet türünden ekserisi boşanmış 35-59 yaş arasındaki kadınların etkilendiği Türkiye'de
(TÜİK'in 2024 Türkiye Kadına Yönelik Şiddet Araştırması verileri) yapısal ekonomik şiddetin
pekişerek yoğunlaştığı alanın başını kamu personel rejimi çekmektedir. 657 sayılı Devlet
Memurları Kanunu'nda yer alan “Aile yardımı ödeneği” başlıklı maddeleri (202-206 m.) 2
milyon kadın kamu personelini doğrudan ekonomik şiddete uğratmaktadır (Sirateji ve Bütçe
Cumhurbaşkanlığı Başkanlığı 2025 Eylül Kamu Sektörü İstihdam Sayıları ile Çalışma ve
Sosyal Güvenlik Bakanlığı 2025 Kasım Çalışma Hayatı İstatistikleri Bülteni verileri).
Kanunun "Karı ve kocanın her ikisi de memur iseler bu ödenek yalnız kocaya verilir" hükmü
(madde 203), açık ve doğrudan bir cinsiyet ayrımcılığı göstergesidir. Kadın memurun da aynı
statüde ve aynı sorumlulukları taşıyan bir devlet çalışanı olmasına rağmen, bu hakkın yalnızca
kocaya tahsis edilmesi, kadın memurun statüsünü ve ekonomik özelliğini ikincilleştirir, eşler
arasındaki ekonomik kaynakların kontrolünü yasal olarak erkeğe devrederek ataerkil güç
anlayışını pekiştirir.
Esasen eşe ve çocuklara bakma yükümlülüğünün maliyetini hafifletmek amacıyla verilen aile
yardımı ödeneğine ilişkin düzenlemenin ekonomik şiddetti her ay düzenli olarak tekraren
üretmesine sebep olan bir diğer maddesi; “eş için ödenen aile yardımı ödeneği hakkını eşinden
boşanma veya eşinin ölümü” (madde 205) kaybedilmesidir. Örneğin boşanma halinde (velayet
konusunda mahkemeler neye hükmederse etsin) fiili olarak çocuğun bakım yükünü üstlenen ve
genellikle düşük gelirli olan kadın memurdan bu desteğin kesilmesi, bakım yükümlülüğünün
devlet tarafından cezalandırılmasını getirmekte, erkeğin olmadığı bir yapının devlet nezdinde
aile olarak ele alınmadığını göstermekte, kadın ve çocuğun refahını/ekonomik güvenliğini
doğrudan tehdit etmektedir. Çocuklu kadın kamu personelinin boşanma yahut eşin ölümünün
ardından bu destekten mahrum bırakılması, mevcut yasal çerçevenin cinsiyet körü olmaktan
ziyade, kadın aleyhine bile isteye ekonomik şiddete hizmet eden sonuçlar yarattığının düpedüz
bir kanıtıdır.
Sonuç olarak, kamu personel rejimi ile kamu maliyesindeki bu gibi görünüşte teknik
düzenlemeler, şiddeti önleme taahhüdü olan bir devletin, kendi uygulamalarıyla kadınların
ekonomik güvenliklerini tehlikeye atması ve yapısal ekonomik şiddeti kurumsallaştırması
anlamına gelmektedir. Devletin kendi yasaları aracılığıyla uyguladığı bu sistematik ekonomik
şiddet; kamusal politikaların merkezine yerleştiren utanç verici bir imzadır. Bu kanun teklifi
ile; kadına yönelik ekonomik şiddete doğrudan aktif olarak katılan mekanizmanın bu utanç
verici uygulamasına son vermeyi amaçlanmaktadır.