Teklifi verenlerin neden gerekli gördüğünü anlattığı bölüm (teklif metninden).
Gerekçeyi oku
Evrensel olarak kabul edilen temel haklardan olan çalışma hakkı İnsan Hakları
Evrensel Bildirgesinin 23'ncü maddesinde "Her şahsın çalışmaya, işini serbestçe
seçmeye, adil ve elverişli çalışma şartlarına ... hakkı vardır" şeklinde belirtilmiştir. Yine
Anayasanın 49'ncü maddesinde Devlete, "çalışanların hayat seviyesini yükseltmek,"
için gerekli tedbirleri alma görevi verilmiştir. Yurttaşlarımızın adil ve elverişli koşullarda,
insanca yaşama olanağı sağlayacak bir ücret karşılığında çalışması anayasal bir
zorunluluk olduğu kadar Anayasanın 2'nci maddesinde Cumhuriyetin nitelikleri
arasında sayılan sosyal devletin de gereğidir. Çalışanların onuruna yaraşır bir yaşam
sürdürebilmesini sağlayacak düzeyde ücret alması ve asgari ücretin, bu ilke
doğrultusunda belirlenmesi kaçınılmaz bir zorunluluktur.
Ülkemizde asgari ücret ile çalışan sayısı oldukça yüksek düzeydedir. DİSK-AR
verilerine göre Türkiye'de asgari ücretle çalışan işçi sayısı, işçilerin yaklaşık %50'sini
oluşturmaktadır. Bu rakamlara kayıtdışı ekonomide çalışan işçiler dahil değildir.
Kayıtdışı istihdam oranı TÜİK Eylül 2025 verilerine göre % 26.3'dür. Bu nedenle asgari
ücretle çalışan işçi sayısının 10 milyona yakın olduğunu söylemek de mümkündür.
Bu çerçevede yaklaşık 10 milyon çalışanı ilgilendiren asgari ücretin belirlenmesi
süreci ne yazık ki uluslararası sözleşmelere ve Anayasa'da tanımlanan çalışma
hakkına aykırı olduğu gibi hakkaniyetli ve adaletli bir biçimde düzenlenmediği için
özellikle son iki yıl içerisinde geçimlik ücret olmaktan çıkmıştır. Halihazırdaki aylık
26,005.50 Türk Lirası olan brüt asgari ücretten, çalışanın eline net 22,104.68 Türk
Lirası geçmektedir ve asgari ücret 4 kişilik bir ailenin sadece asgari gıda ihtiyacını bile
karşılamaktan uzaklaşmıştır. Türk-lş Konfederasyonunun verilerine göre açlık sınırı
2025 Kasım ayı itibariyle 29,828 Türk Lirası iken yoksulluk sınırı ise 97,159 Türk
Lirasıdır.
İktidarın TÜİK marifetiyle açıkladığı ekonomik verilere duyulan güven her geçen
gün daha da azalmaktadır. 2018 yılından beri artarak devam eden ve son 3 yıldır
ülkemiz tarihinde görülen en ağır ekonomik krize dönüşen bu ekonomik krizin
bedelinin bir yandan üreten, istihdam yaratan mükelleflere, diğer yandan emeği ile
geçinen milyonlara, dar gelirliye ve emeklilerimize ödetildiği açıktır.
Nitekim, son iki yılda siyasi iktidar asgari ücretin belirlenmesinde satınalma
gücünün bile korunmasını gözardı etmiş, asgari ücretin erimesini biihassa tercih
etmiştir. Bunun en yakın örneği, 2025 yılında uygulanan asgari ücretin belirlenmesi
sürecinde yaşanmıştır. 2024 yılı sonunda, Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından
belirlenen yıllık enflasyon (TÜFE) yüzde 44,4 olarak gerçekleşmesine rağmen, siyasi
iktidar 2025 yılında, bir yıl boyunca geçerli olacak asgari ücreti, 30 artırarak net j2 bin
104 lira olarak belirlenmişti.
<?. T HA/
923
•
2025 yılı net asgari ücreti 22 bin 104 Türk Lirası olarak belirlendiğinde, 2024
yılında gerçekleşen manşet TÜFE verisinden(%44,41) yaklaşık 15 puan düşük
artırılmış ve bunu sonucunda asgari ücretin alım gücü daha baştan kayba uğratılmıştır.
Bu nedenle 2025 yılı için başlangıçta ortaya çıkan kaybın telefi edilmesi bir
zorunluluktur. 2025 yılı sonunda enflasyonun %31 üzerinde gerçekleşeceği, son
açıklanan Kasım ayı enflasyon verisinden anlaşılmaktadır. Bu oran yeni asgari ücretin
hesaplanmasında dikkate alınmalıdır. Ayrıca, Orta Vadeli Programda(OVP) 2026 yılı
sonu için enflasyon tahmini %16 olarak belirlenmiştir. Ocak ayından itibaren
uygulanacak olan asgari ücretin satın alma gücünün yıl içeresinde korunması ve
çalışanların mağduriyetine yol açmaması için, öngörülen 2026 yılı enflasyon oranının
da hesaplamalara dâhil edilmesi gerekir. Bütün bunlara ek olarak, çalışanların ülke
ekonomisinde yaşanan büyümeden de pay almaları gerekir. GSYlH'nin yıllık büyüme
oranı kadar refah payı da eklenince 2026 yılında asgari ücretin net 39.000,55 Türk
Lirası olarak belirlenmesi gerekmektedir.
Ancak ortaya koyduğumuz somut verilere rağmen siyasi iktidar. Hazine ve
Maliye Bakanı Mehmet Şimşek tarafından uygulanan ekonomik program yüzünden
açlık ve yoksulluk cenderesiyle boğuşan, ücretli, memur, köylü ve esnaf gibi dar gelirli
gruplar ve emeklilerin satınalma güçlerini bir nebze olsun düzeltmeye yönelik herhangi
bir adım atmamaktadır. Tam tersine siyasi iktidar, geçtiğimiz yıldan bu yana işçi
kesiminin bütün eleştirilerine, asgari ücretle çalışanların kamuoyuna yansıdığı üzere
geçinemediklerine ilişkin haykırışlarına kulak kapatmaktadır.
2025 yılının Kasım ayının sonunda asgari ücretlinin satınalma gücü, % 29,74
civarında enflasyon karşısında erimiştir.
Bu Teklifte öngörülen düzenlemelerin, her ne kadar toplumsal taraflar arasında
belirlenmesi gereken asgari ücret sürecine müdahale etme anlamına gelse de,
kamuoyunda ortaya çıkan taleplere rağmen siyasi iktidarın harekete geçmemesi
nedeniyle, asgari ücretle çalışanların, enflasyon karşısındaki kayıplarının bir nebzede
olsa giderilmesine yönelik olarak asgari ücretin, 2026 yılında kanunla güncellenmesi
gereksiniminden ortaya çıkmıştır.
Bunun yanı sıra, işveren üzerindeki maliyetlerin yüksekliği, istihdamı artıracak
teşvik mekanizmalarının yetersizliği ve mevcut desteklerin sınırlı kapsamı,
denetimsizliği, işverene düşen prim ödeme sorunu daha da derinleştirmektedir.
İktidarın ekonomi bilimine aykırı ısrarları nedeniyle de 2018 yılından buna yana
yaşanan ekonomik kriz derinleşerek zamana yayılmıştır. Maalesef iktidar, sebep
olduğu krizin faturasını yine halka çıkarmış ve yeni kanuni düzenlemeler yaparak
yurttaşlarımızın vergi yükünü arttıran adımlar atmıştır. Üreticilere, sanayiciye, esnafa
yüklenen vergi ve maliyet yükleri artarken, verilen teşviklerde ciddi düşüşler
yaşanmakta ya da teşvik olanakları zorlaştırılmaktadır.
Bilindiği gibi asgari ücret desteği, işveren üzerindeki mali yükü azaltarak-kayıtlı
istihdamı teşvik etmek ve işgücü piyasasını düzenlemek amacıyla ^u^^nmş^adır.
Ancak, mevcut uygulamanın kapsamı ve yararlanma koşulları,
sınırlamaktadır.
e^feğtnetki
ın
Mevcut uygulamaya baktığımızda; 2025 yılı itibarıyla asgari ücret desteği bir
işçi için aylık 1000 TL olup, bu tutar günlük 33,34 TLx30 gün şeklinde hesaplanmakta
ve bu destekten sınırlı bir sayıda işveren yararlanabilmekledir. Desteğin sınırlı bir
kesim tarafından kullanılmasının temel nedenlerinden biri, ilgili yılda desteğe hak
kazanmak için önceki yılın aynı ayında bildirilen gün sayısına eşit ya da daha fazla
bildirim şartının olmasıdır. Bu durum, özellikle küçük ölçekli işletmelerin destekten
yararlanmasını zorlaştırmaktadır.
Sosyal güvenlik sisteminin sürdürülebilirliği, aktüeryal dengenin korunmasına
bağlı iken işverenlere çıkarılan zorlukların ve işgücüne katılım önündeki engellerin
artması, her şeyden önce kayıt dişiliği artırmaktadır. Ülkemizde kayıt dışı istihdamın
yaygınlığı, sosyal güvenlik sisteminin gelir-gider yapısını olumsuz etkileyerek sistemin
sürdürülebilirliğini tehdit etmektedir.
Kayıt dışı istihdamın artışı devletin prim kaybına uğramasına, sosyal güvenlik
açıklarının artmasına ve çalışanların sosyal hak kaybına yol açmaktadır. Ayrıca, kayıt
dişilik, prim gelirlerini azaltarak sosyal güvenlik sisteminin finansmanında önemli
sorunlar yaratmaktadır.
Kayıt dışı istihdamla mücadelede en önemli sorunlardan biri, denetimlerin
yetersizliğidir. Bu durum, prim tabanını aşındırırken kayıtlı istihdam yapan işletmeler
açısından rekabet eşitsizliğine neden olmaktadır. Ayrıca, kayıt dışı istihdam nedeniyle
tahakkuk ve tahsil edilemeyen prim alacakları, prim performansına dayalı devlet
katkılarını da azaltmaktadır.
Sosyal sigorta sisteminin aktüeryal dengesi açısından aktif sigortalı sayısının
artırılması gerekmektedir. Ancak, işgücüne katılım oranının düşüklüğü, işsizlik
oranının yüksekliği ve kayıt dışı istihdamın yaygınlığı gibi sorunlar bu dengeyi kalıcı
şekilde olumsuz etkilemektedir.
OECD verilerine göre, Türkiye, işgücüne katılım oranı açısından OECD ülkeleri
arasında son sırada yer almaktadır. 2024 yılı verilerine göre OECD ülkelerinin 15 ile
64 yaş arası nüfusta işgücüne katılım oranı ortalaması %74 iken, Türkiye'de bu oran
%60,6'dır. Bu düşük oran, sosyal güvenlik sistemine prim ödeyen kişi sayısını
doğrudan azaltmakta ve aktüeryal dengeyi olumsuz etkilemektedir.
Kayıt dışı istihdamla etkin mücadele edilmesi, işgücüne katılım oranlarının
artırılması ve denetim mekanizmalarının güçlendirilmesi, sosyal güvenlik sisteminin
sürdürülebilirliği için elzemdir. Bu bağlamda, kayıt dışı istihdamı azaltıcı
düzenlemelerin hayata geçirilmesi ve denetim kapasitesinin artırılması ve işverenlerin
işçilik maliyetlerinin düşürülmesi amacıyla gerekli yasal düzenlemelerin yapılması
gerekmektedir.
Teklifte öngörülen düzenlemelerin uygulanması yaklaşık 1,1 Triyon TL kamuya
ilave maliyet gerektirecektir. Ancak, önerilen istihdamı teşvik düzenlemesLile^kayıtlı
istihdam oranında artış sağlanarak, sosyal güvenlik sistemine 2,2 trily^^l^i^la^p^^
geliri yaratılması beklenmektedir. Buna ek olarak, artan ücretlerle bırlil^f^.'ekünc^"*'''
aktivitenin artacağı, büyüme oranına olumlu katkı yapacağı ve bumam,(so]^cû^
192^
vergi gelirlerinde artış yanacağı için bu düzenlemenin kamu maliyesi üzerinde net
etkisi çok sınırlı olacaktır.
Kanun teklifi ile
- Çalışanların asgari geçimini sağlayacak asgari ücretin, 1 Ocak 2026
tarihinden geçerli olmak üzere, en azından asgari ücretlilerin son iki yıldaki kayıplarını
giderecek bir rakam olan aylık net 39 bin TL. olması,
- İşveren üzerindeki maliyetlerin azaltılması, kayıt dışı istihdamın önlenmesi ve
sosyal güvenlik sisteminin aktüeryal dengesinin korunması,
hedeflenmektedir.