Teklifi verenlerin neden gerekli gördüğünü anlattığı bölüm (teklif metninden).
Gerekçeyi oku
Türkiye, derinleşen bir geçim krizinin içinden geçmektedir. Krizin en ağır yükünü ise sabit
gelirli kesimler; özellikle emekliler ve kamu çalışanları taşımaktadır. Açlık sınırının 29.828
TL, yoksulluk sınırının 97.159 TL seviyesine yükseldiği; en düşük emekli aylığının ise
16.881 TL olduğu mevcut tabloda, milyonlarca yurttaşın temel ihtiyaçlarını karşılaması fiilen
imkânsız hale gelmiştir. Emeklilik, yaşamın bir “dinlenme dönemi” olmaktan çıkmış; yeniden
çalışma mecburiyetine dönüşmüştür. Ülkemizde yaklaşık 16 milyon emekli bulunmaktadır.
Ortalama emekli aylığının yaklaşık 17.000 TL civarında seyrettiği dikkate alındığında, bu
gelir düzeyi; kira, elektrik, doğalgaz, su ve temel gıda harcamalarını dahi karşılamaya
yetmemektedir. Düşük emekli aylıkları sebebiyle emeklilerin çok önemli bir bölümü tekrar
çalışmakta ya da iş aramaktadır. Nitekim 2002 yılında yüzde 36,6 olan çalışan veya iş arayan
emeklilerin oranı, Aralık 2024 itibarıyla yüzde 65,7 seviyesine yükselmiştir. Bu tablo,
emeklilerin tercihten değil, zorunluluktan çalıştığını açıkça ortaya koymaktadır. Geçim
krizinden etkilenen bir diğer geniş kesim ise kamu çalışanlarıdır. Kamu görevlilerinin önemli
bir bölümü, yoksulluk sınırının çok altında bir gelirle yaşamını sürdürmeye çalışmaktadır.
Ortalama kamu personeli maaşları; kira, elektrik, doğalgaz, su, ulaşım ve temel gıda
harcamaları karşısında hızla erimekte; kamu çalışanları her ay maaşını hangi zorunlu giderine
yettireceğini hesaplamak zorunda bırakılmaktadır. Sabit gelirli kamu personeli açısından,
artan hayat pahalığı artık geçici bir sorun değil, kalıcı bir yoksullaşma sürecine dönüşmüştür.
Kamu çalışanları, yalnızca barınma ve fatura giderleriyle değil; mesleğin gereği olan zorunlu
harcamalarla da karşı karşıyadır. Giyecek, kamu personeli için bir tercih değil; kamusal
hizmetin gereği olan zorunlu bir ihtiyaçtır. Ancak mevcut maaş düzeyleri, temel ihtiyaçların
dahi karşılanmasında yetersiz kalırken, giyecek giderleri kamu çalışanı için ek bir yük haline
gelmiştir. Emekli gelirlerindeki erime yalnızca güncel enflasyon koşullarının sonucu değildir;
aynı zamanda emeklilik sisteminin yapısal olarak zayıflatılmasının da neticesidir. 2003
yılında ortalama emekli aylığı, asgari ücretin yüzde 36 üzerinde iken, 2025'te bu oran asgari
ücretin yüzde 22 altına gerilemiştir. Bu durum, emeklilerin milli gelirden aldığı payın yıllar
içinde sistematik biçimde azaltıldığını göstermektedir. Bu gerilemede, 2008 yılında yürürlüğe
giren 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ile yapılan köklü
değişikliklerin belirleyici etkisi bulunmaktadır. Aylık bağlama oranlarının düşürülmesi ve
hesaplama sisteminde milli gelirden pay alma mekanizmasının devre dışı bırakılması,
emeklilerin büyüyen ekonomiden pay alamamasına yol açmıştır. Enflasyonun TÜİK verileri
üzerinden belirlenmesi ise emeklilerin ve kamu çalışanlarının yaşadığı gerçek hayat
pahalılığını görünmez hale getirmiştir. Geçim krizinin en yakıcı boyutu, enerji ve ısınma
giderlerinde ortaya çıkmaktadır. Kış aylarında doğalgaz ve elektrik faturaları, sabit gelirli
yurttaşlar için hayatta kalma meselesine dönüşmüştür. Isınmak, barınmak ve aydınlanmak
lüks değil, temel bir yaşam hakkıdır. Ancak bugün milyonlarca emekli ve kamu çalışanı,
maaşının önemli bir kısmını yalnızca enerji giderlerine ayırmak zorunda kalmaktadır. Bu
Kanun Teklifi; kamu çalışanları ve emeklilerin ağırlaşan hayat pahalığı karşısında
korunmasını, kış aylarında enerji ve ısınma giderleri nedeniyle daha fazla yoksullaşmalarının
önüne geçilmesini ve sosyal devlet ilkesinin somutlaştırılmasını amaçlamaktadır. Sağlanan
giyecek ile yakacak ve enerji yardımları; birer lütuf değil, emeğin ve yılların karşılığı olan hak
temelli sosyal desteklerdir.