Teklifi verenlerin neden gerekli gördüğünü anlattığı bölüm (teklif metninden).
Gerekçeyi oku
Engellilik, bireysel bir yetersizlik ya da salt tıbbi bir durum değil; toplumsal, ekonomik ve
siyasal koşullar tarafından derinleştirilen yapısal bir eşitsizlik alanıdır. Sosyal güvenlik
sistemleri, engelli bireylerin çalışma yaşamında karşılaştıkları sürekli yıpranmayı, sağlık
risklerini ve ayrımcı uygulamaları telafi etmekle yükümlüdür. Bu yükümlülük, sosyal devlet
ilkesinin en somut görünümlerinden biridir.
Engellilik nedeniyle yaşlılık aylığı, bu anlayış doğrultusunda, engelli bireylerin tamamen
çalışamaz hâle gelmesini beklemeden, sağlık durumları nedeniyle daha erken tükenen emek
güçlerini ve yaşam boyu devam eden sağlık risklerini gözeten özel bir sosyal güvenlik hakkı
olarak düzenlenmiştir. Bu hak, maluliyet aylığından bilinçli olarak ayrılmış; engelli bireylerin
çalışabilir olmalarına rağmen eşit koşullarda çalışma imkânına sahip olmadıkları gerçeği esas
alınmıştır.
5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun Geçici 10. maddesi,
özellikle 1 Ekim 2008 tarihinden önce sigortalı olan engelli bireylerin kazanılmış haklarını
korumayı amaçlayan bir geçiş hükmüdür. Bu maddeyle, 9640 ve üzeri engelliliği bulunan ve
ilgili mevzuata göre vergi indirimi hakkı elde etmiş sigortalıların, engellilik nedeniyle yaşlılık
aylığından yararlanabileceği açıkça düzenlenmiştir. Engelli bireyler, uzun yıllar boyunca
yürürlükte olan bu mevzuata güvenerek çalışma hayatlarını sürdürmüş, primlerini yatırmış ve
yaşam planlarını bu hukuki güvenceye dayanarak oluşturmuştur.
Ancak son dönemde, özellikle 15 Ocak tarihi itibarıyla ortaya çıkan idari uygulamalar,
engellilik nedeniyle yaşlılık aylığını fiilen ortadan kaldıran ciddi bir hak ihlaline dönüşmüştür.
Sosyal Güvenlik Kurumu bünyesindeki Yüksek Sağlık Kurulu tarafından, geçerli ve resmi
engelli sağlık kurulu raporları yok sayılmakta; kanunda açıkça yer almayan “çalışma gücü
kaybı” veya maluliyet kriterleri esas alınarak başvurular reddedilmektedir. Bu uygulama,
engellilik rejimini maluliyet rejimine indirgemekte; engelli bireyleri fiilen “sağlam çalışan”
statüsüne eşitleyerek sosyal güvenlik hukukunun temel ilkelerini ortadan kaldırmaktadır.
Özellikle 2008 öncesi sigortalı engelli bireyler açısından bu uygulama, yalnızca bir yorum
değişikliği değil; kazanılmış hakların ortadan kaldırılması, hukuki güvenliğin yok sayılması ve
emek karşılığında doğan beklentilerin boşa çıkarılması anlamına gelmektedir. Engelli bireyler,
bir yandan ağır ve güvencesiz çalışma koşullarına mahküm edilirken, diğer yandan yıllarca
prim ödeyerek hak ettikleri emeklilik hakkına erişemez duruma getirilmiştir.
Bu durum, Anayasa'nın 2. maddesinde düzenlenen sosyal hukuk devleti ilkesine açıkça
aykırıdır. Sosyal devlet, bireylerin sosyal riskler karşısında korunmasını ve dezavantajlı
grupların özel olarak gözetilmesini gerektirir. Aynı zamanda Anayasa'nın 10. maddesinde yer
alan eşitlik ilkesi ihlal edilmekte; engelli bireyler, farklı durumda olmalarına rağmen eşit
muameleye tabi tutularak fiilen ayrımcılığa uğratılmaktadır. 60. maddede güvence altına alınan
sosyal güvenlik hakkı erişilmez hâle getirilmektedir.
Engellilik nedeniyle yaşlılık aylığına ilişkin mevcut uygulamalar; yalnızca Anayasa'nın sosyal
devlet, eşitlik ve sosyal güvenlik hükümleriyle değil, aynı zamanda Türkiye'nin taraf olduğu
Birleşmiş Milletler Engelli Hakları Sözleşmesi ile de açık biçimde çelişmektedir. Bu Kanun
Teklifi, ulusal ve uluslararası hukuk yükümlülüklerinin gereği olarak, engelli bireylerin
kazanılmış haklarını korumayı, ayrımcı uygulamaları ortadan kaldırmayı ve sosyal güvenlik
sistemini insan hakları temelli bir anlayışla yeniden düzenlemeyi amaçlamaktadır.
Bu Kanun Teklifi ile amaçlanan; engellilik nedeniyle yaşlılık aylığının hukuki niteliğini açık
ve tartışmasız hâle getirmek, idarenin keyfi ve daraltıcı yorumlarını engellemek, engelli
bireylerin kazanılmış haklarını güvence altına almak ve sosyal güvenlik sistemini yeniden hak
temelli, öngörülebilir ve eşitlikçi bir zemine oturtmaktır.