Teklifi verenlerin neden gerekli gördüğünü anlattığı bölüm (teklif metninden).
Gerekçeyi oku
Türkiye, jeolojik, iklimsel ve coğrafi özellikleri nedeniyle yalnızca bir "deprem ülkesi" değil; aynı
zamanda sel, taşkın, heyelan, çığ, orman yangını, kuraklık, aşırı sıcaklık, fırtına, hortum, kıyı
taşkınları, deniz suyu yükselmesi, kirlilik kaynaklı çevresel afetler ve tarımsal üretimi yerle bir
eden zirai don gibi çok sayıda afete aynı anda açık bir ülkedir. Ülkemizin büyük bölümü aktif fay
hatları üzerinde yer almakta; kentleşme, yapı stoğu, altyapı dayanıklılığı, su ve gıda güvenliği,
çevresel riskler ve iklim krizi gibi başlıklar, afetleri "doğal" olmaktan çıkarıp toplumsal kayıpları
büyüten bir yönetim sorununa dönüştürmektedir.
Anadolu'nun tarihi, büyük depremlerle defalarca sınanmıştır. Yakın tarihimizde 1939 Erzincan,
1992 Erzincan, 1999 Marmara (Gölcük-Düzce), 2011 Van ve nihayet 6 Şubat 2023
Kahramanmaraş merkezli depremler; sadece yapıların değil, afet yönetimi anlayışının da ne
kadar kırılgan olduğunu ortaya koymuştur. Bu acı tecrübeler, "deprem olduktan sonra yardım"
yaklaşımının yetersizliğini; asıl meselenin risk azaltma, hazırlık, dayanıklı kentleşme, denetim,
eğitim ve kamusal koordinasyon olduğunu tartışmasız biçimde göstermiştir.
6 Şubat 2023 depremleri; on binlerce yurttaşımızın yaşamını yitirdiği, milyonlarca yurttaşımız-n
barınma, sağlık, güvenlikvetemel yaşam haklarından mahrum kaldığı birtoplums'al yıkım olarak
hafızalara kazınmıştır. Deprem sonrası süreçte barınma krizleri, altyapı aksaklıkları, çevresel
tahribat ve özellikle kırılgan gruplar açısından derinleşen eşitsizlikler; afet yönetiminin yalnızca
"müdahale" ile sınırlı olamayacağını, devletin afetleri önceden öngören, zararı azaltan, hazırlığı
kurumsallaştıran ve iyileştirmeyi insan onuruna uygun şekilde yürüten bir yapıya ihtiyaç
duyduğunu açıkça ortaya koymuştur.
Ne var ki ülkemizde afet riskleriyle mücadele; kurumlar arası görev ve yetki dağınıklığı,
merkeziyetçi karar alma mekanizmaları, yerel yönetimlerin süreçlere yeterince dahil
edilmemesi,
bilimsel
raporların
planlama
süreçlerine
yeterince
yansımaması,
yapı
denetimindeki zafiyetler ve imar uygulamalarındaki yanlışlar nedeniyle parçalı yürümektedir.
Afet riski, çoğu zaman "olağanüstü bir olay" gibi ele alınmakta; oysa afet yönetimi, bir ülkenin
güvenlik, kalkınma ve sosyal adalet politikalarının ayrılmaz parçasıdır. Bu nedenle afetleri,
yalnızca kriz anlarında devreye giren geçici mekanizmalarla yönetmek yerine, kamu yönetimi
içinde kalıcı, güçlü, hesap verebilir ve koordinatör bir kurumsal yapı oluşturmak zorunludur.
Öte yandan Türkiye'nin üç tarafının denizlerle çevrili olması, kıyı kentlerinde ayrı bir fisl^
yaratmaktadır. Kıyı taşkınları, fırtına kabarması, deniz suyu seviyesinin yükselmeşi>şİd:S
•9.
i
yağışlarla birlikte sel riskinin artması; limanlar, sanayi tesisleri, turizm bölgeferi:^j
yerleşimleri açısından kritik tehditler oluşturmaktadır. Doğu Akdeniz'de yaşanab
'O
m
depremlerle birlikte tsunami olasılığı, kıyı yerleşimlerinin afet hazırlığında ihmal edilemeyecek
bir başlıktır. Denizle iç içe yaşayan şehirlerde, afet yönetimi sadece karada değil; liman güvenliği,
kıyı ekosistemleri, deniz kirliliği, tahliye planları ve kritik altyapı sürekliliği üzerinden de ele
alınmalıdır.
İklim krizi ise afetlerin şiddetini, sıklığını ve etkilediği alanları büyütmektedir. Son yıllarda artan
ani ve yoğun yağışlar, seller, taşkınlar ve heyelanlar; orman yangınları, aşırı sıcaklık dalgaları ve
kuraklık, artık istisna değil; yeni normal haline gelmektedir. Su kaynaklarının azalması, yeraltı
sularının çekilmesi ve tarımsal sulama baskısı; birçok bölgede su krizini derinleştirmekte, gıda
fiyatlarını ve kırsal yoksulluğu tetiklemektedir. Bu tablo, afet yönetimini yalnızca "müdahale"
değil; iklim uyumu, su yönetimi, gıda güvenliği ve ekosistem koruma politikalarıyla entegre
yürütmeyi gerekli kılmaktadır.
Türkiye'de tarımsal üretim açısından afetlerin bir diğer ağır yüzü zirai don, dolu, kuraklık ve aşırı
hava olaylarıdır. Don felaketleri, birkaç gecede üreticinin bir yıllık emeğini yok edebilmekte;
meyve bahçelerinden seralara, tarlalardan bağlara kadar geniş bir alanda gelir kaybına yol
açmaktadır. Bu kayıplar sadece çiftçinin değil; tüketicinin sofrasının da meselesidir. Çünkü
tarımsal afetler, gıda arzını daraltır, fiyatları yükseltir, kırsal göçü hızlandırır ve ülkenin gıda
egemenliğini zedeler. Bu nedenle afet yönetimi; tarım sigortaları, erken uyarı sistemleri, ürün
desen planlaması, sulama altyapısı, soğuk hava önlemleri ve üreticiyi koruyacak sosyal destek
mekanizmalarıyla birlikte ele alınmalıdır.
Afetlerin toplumsal etkileri, eşitsizlikleri de büyütmektedir. Afet anlarında ve sonrasında en ağır
yük; kadınların, çocukların, yaşlıların, engellilerin, yoksulların ve göçmenlerin omuzlarına
binmektedir. Geçici barınma alanlarında güvenlik, hijyen, mahremiyet, sağlık hizmetlerine
erişim, bakım emeği ve şiddet riski gibi sorunlar özellikle kadınlar açısından derinleşmektedir.
Çocukların eğitimden kopması, psikososyal travmalar, engellilerin erişilebilirlik sorunları,
yaşlıların bakım ve sağlık ihtiyaçları; afet yönetimini aynı zamanda bir insan hakları ve sosyal
politika alanı haline getirmektedir. Bu nedenle kurulacak kurumsal yapıda, toplumsal cinsiyet
eşitliğini ve kırılgan grupların korunmasını merkeze alan bir birimin bulunması, sadece birtercih
değil, zorunluluktur.
Tüm bu gerekçelerle, afet yönetiminde dağınık ve geçici çözümler yerine; risk azaltma-hazırlık-
müdahale-iyileştirme süreçlerini tek bir çatı altında bütünleştiren, bilimsel verileri esas
^
yerel yönetimleri güçlendiren, hesap verebilir ve şeffaf bir yapılanmaya ihtiyaç vardır.j
Teklifi ile;
•
/
cj"
\
-oK
I '»
Afet risklerinin belirlenmesi ve zarar azaltma politikalarının ülke çapında koordihbsycLOu^
P BA^
•
Depreme dayanıklı kentleşme ve yapı güvenliğinin etkin denetimi,
•
Erken uyarı, haberleşme ve veri sistemlerinin tek merkezden standardize edilmesi,
•
Afet müdahalesinde arama-kurtarma, lojistik, barınma ve sağlık süreçlerinin kesintisiz
yürütülmesi,
•
Afet sonrası iyileştirme ve yeniden yapılanmanın sosyal adalet ilkesine uygun biçimde
planlanması,
•
Kıyı kentleri için deniz kaynaklı risklerin ve iklim kaynaklı afetlerin ayrı bir başlık olarak
ele alınması,
•
Tarımsal üretimi tehdit eden don, kuraklık ve aşırı hava olaylarına karşı önleyici ve telafi
edici mekanizmaların geliştirilmesi,
•
Kadınların ve kırılgan grupların afet süreçlerinde korunmasına yönelik özel politika ve
hizmetlerin kurumsallaştırılması,
•
Yerel yönetimlerde Deprem/Afet Birimlerinin oluşturulması ve Bakanlık ile eşgüdüm
içinde çalışmasının sağlanması,
amaçlanmaktadır.
Afetler kader değildir; kader olan, bilimi ve planlamayı dışlayan, denetimi zayıflatan, kurumları
parçalı bırakan ve sorumluluğu muğlaklaştıran yönetim anlayışıdır. Bu Kanun Teklifi; afetlere
karşı güçlü, etkin, adil ve kurumsal bir devlet kapasitesinin inşası için hazırlanmıştır.
O