Madde 1ekliyor4857 sayılı
22/5/2003 tarihli ve 4857 sayılı İş Kanunuhıun 18 inci maddesinin birinci
fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiş, ikinci ve dördüncü fıkraları yürürlükten kaldırılmış ve
üçüncü fıkraya aşağıdaki bent eklenmiştir.
"İşyerlerinde deneme süresini tamamlayan işçinin belirsiz süreli iş sözleşmesini
fesheden işveren, işçinin yeterliliğinden veya davranışlarından ya da işletmenin, işyerinin veya
işin gereklerinden kaynaklanan geçerli bir sebebe dayanmak zorundadır. Son altı ayda benzer
işler için işçi alımı halinde geçerli sebep olmadığı karinesi geçerlidir. Feshe son çare olarak
başvurulması zorunludur."
"g) İşyerinde veya işyeri dışında sendikal faaliyetler veya çalışma yaşamından
kaynaklanan menfaatler kapsamında eylem ve gösterilere katılmak."
Gerekçe: Bu madde ile 22/5/2003 tarihli ve 4857 Sayılı İş Kanunu'nun "Feshin geçerli
sebebe dayandırılması" başlıklı 18 inci maddesinde yapılan değişiklikle işverenlerin sendikal
örgütlenmeyi engellemeye dönük ve kötü niyetli iş akdinin feshi kararlarını önlemek ve işçilerin
iş güvencesini işverenin keyfiyetine bırakan uygulamaların önüne geçmek amaçlanmaktadır.
Madde 2ekliyor4857 sayılı
4857 sayılı Kanunun 19 uncu maddesinin ikinci fıkrasının ikinci cümlesi
yürürlükten kaldırılmış, ikinci fıkrasından sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkralar eklenmiştir.
"İşveren işyerinde işçilerin eşit temsil edileceği bir disiplin kurulu kunnakla
yükümlüdür. Disiplin kurulunun kuruluş ve çalışma esasları yönetmelikle belirlenir. İşçinin iş
sözleşmesinin sonlandırılması için ön izin prosedürü işletilmeden önce, disiplin kurulunun oy
çokluğu ile karar alması zorunludur.
İş sözleşmesinin işletmesel karara dayanan nedenlerle feshedilmesi isteminde işveren
ön izin prosedürü kapsamında iş mahkemesine başvurarak işçilerin hak ve alacaklarını teminat
olarak yatırmak koşuluyla fesih için ön izni alır.
İşyerinde sendikal örgütlenmenin başlatıldığına dair yazılı bildirimin işverene o iş
kolunda çalışan bir sendika tarafından bildirilmesi durumunda; işyerinde bu kanunun 17.
maddesi ile düzenlenen geçerli fesih yapılamaz. Bu kanunun 25. maddesi ile düzenlenen haklı
fesih için 4. fıkra bükümleri geçerlidir."
Gerekçe: İşverenler uygulamada işçilerin iş akülerini keyfi bir şekilde feshetmekte ve 4857
Sayılı İş Kanunu'nun 25 inci maddesinin (II) numaralı bendini gerekçe göstererek gerçeğe
aykırı bir şekilde işçilerin onurlarını kırıcı gerekçelere dayanmaktadır. İş akdinin feshinin
işverenin tek taraflı beyanla uygulanması dolayısıyla işçiler iş güvencesinin yanında ücret.
işsizlik ödeneği ve tazminat gibi haklarım da kaybetmektedir. Bu durumun aksini ispat etmek
yükümlülüğü verilen işçiler, iş mahkemelerinde uzun süren yargılamalar neticesinde hak ve
alacaklarına kavuşmaktadır. Ancak ülkenin mevcut ekonomik koşulları ve enflasyon göz önüne
alındığında işçilerin telafisi imkânsız zararlar yaşadığı görülmektedir. Bu madde ile 22/5/2003
tarihli ve 4857 Sayılı îş Kanunu'nun "Sözleşmenin feshinde usul" başlıklı 19 uncu maddesinde
yapılan değişiklik ile işverenin haksız ve kötü niyetli fesih uygulamalarının önlenmesi
amaçlanmaktadır.
Madde 3değiştiriyor4857 sayılı
4857 sayılı Kanunun 20 nci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
"MADDE 20- İş sözleşmesi feshedilen işçi, fesih bildiriminde sebep gösterilmediği
veya gösterilen sebebin geçerli bir sebep olmadığı iddiası ile fesih bildiriminin tebliği tarihinden
itibaren 1 ay içinde işe iade talebiyle iş mahkemesinde dava açabilir. Taraflar anlaşırlarsa
uyuşmazlık aynı sürede iş mahkemesi yerine arabulucu ya da özel hakeme de götürülebilir.
Arabulucu ve özel hakemde en fazla bir ay içerisinde anlaşma sağlanamazsa, işçi 2 hafta
içerisinde işe iade talebiyle dava açabilir.
Dava 4 ay içinde sonuçlandırılır. Mahkemece verilen karar hakkında istinaf yoluna
başvurulması hâlinde, bölge adliye mahkemesi 2 ay içinde ve kesin olarak karar verir."
Gerekçe: îş güvencesi çalışma hakkının özünü oluşturması dolayısıyla uluslararası
sözleşmeler ile güvence altına alınmaktadır. Mevcut yasal mevzuatta iş güvencesi yalnızca işe
iade davası ile düzenlenmektedir ve yalnızca işyerinde 6 aylık kıdemi olan ve 30'dan fazla
işçinin çalıştığı işyerleri ile sınırlandırılmıştır. Ayrıca önceki yasal düzenlemelerde davalara
konulan süre sının kaldırılarak belirsiz bir süreye bırakılmıştır. Uygulamada yargılamaların
uzun sürmesi İş güvencesi hakkının etkin kullanımını engelleyerek hakkın Özünü
zedelemektedir. Bu nedenle 22/5/2003 tarihli ve 4857 Sayılı İş Kanunu'nun "Fesih bildirimine
itiraz ve usulü" başlıklı 20 inci maddesinde yapılan değişiklikle yargılamalara süre kısıtı
konarak ve hakkın kapsamı genişletilerek etkin bir iş güvencesi sisteminin kurulması
amaçlanmaktadır.
Madde 4ibare değişikliği4857 sayılı
4857 sayılı Kanunun 21 inci maddesinin birinci fıkrasının birinci
cümlesinde yer alan "bir ay" ibaresi "on iş günü" şeklinde değiştirilmiş, birinci fıkrasının ikinci
cümlesi, ikinci, üçüncü ve dördüncü fıkraları yürürlükten kaldırılmış, beşinci fıkrasında yer
alan "yapılacak ödemeden" ibaresi yürürlükten kaldırılarak yerine "belirlenen çalıştırılmadığı
süre ücretinden" ibaresi eklenmiş, yedinci fıkrasında yer alan "Arabuluculuk" ibaresinden soma
gelmek üzere "ya da özel hakem" ibaresi eklenmiş ve yedinci fıkrasının (b) bendi yürürlükten
kaldırılmış ve birinci fıkrasından soma gelmek üzere aşağıdaki fıkralar eklenmiştir.
"Feshin geçersizliğine karar veren mahkeme veya özel hakem, karardan Önce işe
başlama veya tazminat seçeneğini işçiye veya vekiline sorar. İşçinin talebi işe iade olduğunda
bu yönde karar verir ve işveren bu kararın kesinleşmesinden soma başvurusu halinde işçiyi işe
başlatmak zorundadır.
İşveren işçiyi kararın kesinleşmesine kadar çalıştırılmadığı süre için doğmuş bulunan
ücret ve diğer hakları işçiye ödemek zorundadır. Başlatmadığı takdirde ücret ve diğer haklarını,
her ay emsal işçi ücretini düzeyinde ödemek zorundadır. Emsal işçi yoksa veya işveren emsal
işçiyi bildirmezse işçinin ücreti işyerinde işçilere yapılan en yüksek zam oranı esas alınarak
belirlenir.
îşçi, işe başlamak yerine tazminat seçeneğini seçerse, işe iade yerine işçinin bir yıllık
ücretinden az olmayacak tutarda işe iade tazminatı ödenmesine karar verir. Bu tazminatın aylık
tutarı üçüncü fıkradaki usule göre belirlenir."
Gerekçe: İş akdinin işverence geçerli bir nedene dayanmaksızın feshedilmesi durumunda
işçinin işe iade talepli dava açmak dışında bir seçeneği bulunmamaktadır. Uzun süren
yargılamalar ve işe dönüş süreci iş güvencesini zedelemektedir. Bu nedenle 22/5/2003 tarihli
ve 4857 Sayılı îş Kanunu'nun "Geçersiz sebeple yapılan feshin sonuçları" başlıklı 21 inci
maddesi ile düzenlenen işe dönüş sürecinde yapılan değişiklikle sürelerin kısaltılması
amaçlanmaktadır. Ancak yargılama süresini düzenleyen 4857 Sayılı Kanun'un 20 inci
maddesinin metninin Önceki halinde davanın 2 ayda ilk derece mahkemesinde ve 2 ayda da
temyiz makamında sonuçlandırılması öngörüldüğünden, işbu maddenin mevcut halinde işçinin
doğmuş bulunan ücreti de 4 ay olarak hesaplanarak yürürlüğe konmuştur. Ancak 12/10/2017
tarihinde yapılan değişiklikle söz konusu süre sınırı kaldırılarak "ivedilikle" ibaresi
getirilmiştir. Ne var ki yargı sürelerinin süresi uzun yıllan bulduğundan işçi doğmuş bulunan
bütün ücretlerini değil yalnızca 4 aylık ücretini alabilmektedir. îşbu maddede yapılan değişiklik
ile hukukun genel kurallarına aykırı bu durumun yarattığı mağduriyetinin önlenmesi
amaçlanmaktadır.
Madde 5ekliyor4447 sayılı6183 sayılı
4857 sayılı Kanuna 33'üncü maddesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki
madde eklenmiştir.
"işverenin ödeme aczine düşmesi
MADDE 33/A- İşçilerin çalışma yaşamına ilişkin kanunlardan doğan kıdem tazminatı,
ihbar tazminatı, ayrımcılık yasağı tazminatı, askerlik tazminatı, işe başlatmama tazminatı, ücret
alacağı, fazla çalışma ücreti alacağı, ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacağı, yıllık izin ücreti
alacağı, gibi işçilik alacaklarına mahkeme kararı ile hükmedilmesi halinde işverenin
konkordato ilan etmesi, işveren için aciz vesikası alınması, iflası veya iflasın ertelenmesi
nedenleri ile işverenin ödeme güçlüğüne düştüğü durumlarda alacakları 25/8/1999 tarihli ve
4447 sayılı İşsizlik Sigortası Kanununun ek 1 inci maddesi ile düzenlenen Ücret Garanti
Fonu'ndan karşılanır.
Bu fondan işçiye yapılan ödemeler 21/7/1953 tarihli ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının
Tahsil Usulü Hakkında Kanun esasları uyarınca işveren, ortakları ve yetkili temsilcilerinden
tahsil edilir."
Gerekçe: Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği'nin verilerine göre; 2024 senesinde, bir önceki
seneye göre yüzde 21,4 artış yaşanmış ve 31.416 şirket kapanmıştır. Yine 2024 senesinde
mahkemelere 1723 konkordato başvurusu yapılmış ve 132 şirkete ise iflas kararı verilmiştir,
işverenin konkordato ilan etmesi, işveren için aciz vesikası alınması, iflası veya iflasın
ertelenmesi nedenleri ile işverenin ödeme güçlüğüne düştüğü durumlarda işçiler uzunca yıllar
icra hukukundan gelen başvuru yollan ile alacaklarım almak için emek ve zaman
harcamaktadır. Eklenen yeni kanun maddesi işçilerin hak ve alacaklarının Ödenmesinin garanti
altına alınması ve buradan doğan mağduriyetlerin önlenmesi amaçlanmaktadır.
Madde 6ekliyor4857 sayılı
4857 sayılı Kanuna 96'ncı maddesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki
madde eklenmiştir.
"İşçi Temsilciliği
MADDE 96/A- Yetkili işçi sendikasının bulunmadığı işyerlerinde işçi sayısı elliye
kadar ise iki, elli bir ile iki yüz elli arasında ise üç, iki yüz elli ile beş yüz arasında ise dört. beş
yüz bir ile bin arasında ise beş, bin bir ile iki bin arasında ise altı, iki binden fazla ise sekiz işçi
temsilcisi, işyerinde çalışan işçiler arasından gizli oy açık sayım esası ile seçilir, işçi temsilcileri
kurul halinde çalışır, kararları oy çokluğuyla alır.
İşçi temsilciliği seçimleri iki yılda bir yenilenir.
6356 Sayılı Kanun'un 24. maddesinde düzenlenen işyeri sendika temsilcilerinin
güvencesi, işçi temsilcileri için de uygulanır.
İşçi Temsilcileri Kurulunun görevleri şunlardır:
a) işyerini işçi sağlığı ve güvenliği açısından denetler, sorunları belirler ve çözümü için
girişimlerde bulunur.
b) İşçilerin iş akdinin feshinden önce, İşçi Temsilcileri Kuruluna bildirim zorunludur.
Kurulun itirazı halinde fesihte ısrar edilmesi durumunda Disiplin Kurulu'nun kararı ön izin
beklenir.
c) İşyerinde çalışma saatlerinin, ara dinlenmelerin, vardiyaların düzenlenmesi, ağır
işlerde çalışamayacak işçilerin daha hafif bir işte çalıştırılması ile işçiler için çalışma
koşullarında esaslı değişiklik sayılacak haller gibi çalışma düzeninin sağlanmasında işverenle
birlikte karar verir, yasaya aykırı uygulamaları ve talepleri reddeder.
d) İşçilerinin ücret ve sosyal haklarına ilişkin taleplerini işveren temsilcilerine iletir ve
birlikte çözüm geliştirmek üzere çaba harcar.
e) İşveren işyeri ile ilgili alacağı kararları, öncesinde İşçi Temsilcileri Kurulu ile
paylaşmak ve önerilerini almak zorundadır.
f) Çalışma saatleri, işin başlangıç ve bitiş süreleri, fazla çalışma puantaj kayıtlan, işçiden
alınan ibranameler, iş koşullarında değişiklik önerisine ilişkin işçinin rızasını gösterir belgeler
işçi temsilcisi tarafından imzalanır. İşçi temsilcisi tarafından imzalanmamış hiçbir belge bu
belgede işçinin imzası olsa dahi işçiyi bağlamaz."
Gerekçe: İşçilerin bireysel iş hukukundan doğan ücret, işe giriş-çıkış tarihi, sendika, işçi
sağlığı ve güvenliği tedbirleri, çalışma süresi, fazla mesai gibi haklarının denetlenmesi
gerekmektedir, işçilerin bireysel iş hukukundan kaynaklanan haklarının güvence altına alınıp
alınmadığım denetleyen bir mekanizma yasal olarak bulunsa da fiilen bulunmamaktadır. Hali
hazırda işyerlerinde bu hususların tamamı, işverenin keyfiyetine bırakılmıştır.
4857 Sayılı Iş Kanunu'nun 91-97 nci maddeleri arasında çalışma yaşamının denetlenmesine
ilişkin düzenlemeler bulunmaktadır. Buna göre; çalışma yaşamım denetlemekle devlet
yükümlüdür ve devlet adına bu denetimi Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığına bağlı teftiş
ve denetlemeye yetkili iş müfettişleri yapacaktır. Benzer şekilde 6331 Sayılı Iş Sağlığı ve
Güvenliği Yasası'nm 24-27 nci maddelerine göre, işyerlerinin işçi sağlığı iş güvenliği açısından
denetimini yapmaya yetkili kişiler yine Bakanlığın iş müfettişleridir.
Iş müfettişlerine yasalarla geniş ve kapsamlı yetkiler verilmiştir. Teftiş, inceleme ve soruşturma
yapmak, işsizlik sigortası açısından işyerlerini incelemek, kayıt dışı istihdamla mücadele
etmek, denetim yapmak, kayıt dışını tespit ettiğinde ilgili kurumlara bildirmek, gerekli
tedbirleri Önermek, çalışma hayatı ile ilgili mevzuatın uygulanmasını izlemek; çalışma şartlan.
çalışma ortamı, çalışma ilişkileri, iş kazaları ve meslek hastalıkları, kayıt dişilik, iş sağlığı ve
güvenliğine yönelik ihlaller ve benzeri risk kriterlerine dayanarak işyerleri ve sektörler
düzeyinde analizler yapmak; müfettiş sayısı ve kurulun diğer kaynakları göz önünde
bulundurularak denetlenecek sektörleri her yıl için belirlenecek esaslara göre sınıflandırmak
suretiyle riskli sektörlerdeki işyerlerinin denetimine öncelik vermek gibi.
Fakat bu geniş yetki alanına karşın iş müfettişi sayısı ise çok sınırlıdır. Çalışma ve Sosyal
Güvenlik Bakanlığının 2024 verilerine göre ülke genelinde 900 civarında iş müfettişi
bulunmakta; bunların yüzde 40'ı "işin yürütümü", yüzde 60'ı ise "iş sağlığı ve güvenliği"
alanında görev yapmaktadır. Yine Bakanlığın Temmuz 2024 verilerine göre ise işyeri sayısı
2.156.025'tir. Kaba bir hesapla, müfettiş başına 2 bin 400 işyeri düştüğü görülmektedir. Veriler
de göstermektedir ki yukarıda sayılan denetim görevlerini, sayısı verilen iş müfettişlerinin
yerine getirmesinin olanağı bulunmamaktadır.
Nitekim, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının 2023 yılına ait "Çalışma Hayatı
İstatistikleri" verilerine göre; işçi sağlığı ve güvenliği konusunda 2023 yılında toplamda 5013
teftiş yapılmış ve bunlardan yalnızca 3115'i önceden planlanmış (programlı) teftiştir. Aynı yıl
"sendikal baskı, otomatik katılım sistemi, ücret garanti fonu" gibi konulan kapsayan "işin
yürütümü teftişleri" başlığı altında ise 3578 teftiş yapılmıştır ve bunlardan sadece 83'ü
programlı teftiştir.
İş kanunlarında işçilerin çalışma yaşamına dair bireysel iş hukukundan doğan haklan için etkili
bir denetim mekanizması bulunmamaktadır. ILO'nun 135 Sayılı "İşçi Temsilcileri Hakkında
Sözleşme"siyle düzenlenen ve dünyada örnekleri olan işçi temsilciliğini düzenleyen bir kanun
maddesi bulunmamaktadır. Dışsal denetim mekanizmaları olan iş müfettişliği gibi kurumlar da
yetersizdir ve işlevlerini yerine getirememektedir. Çalışma yaşamının her türlü koşuluna maruz
kalan işçiler, iş müfettişlerinin sahip olduğu yetkilerle donatılarak işçi temsilciliği düzenlemesi
ile bizzat kendileri söz konusu görevleri yerine getirebileceklerdir. 22/5/2003 tarihli ve 4857
Sayılı Iş Kanunu'na eklenen yeni madde ile işçi temsilciliğinin yasal bir güvenceye
büründürülmesi ve bu temsilcilerin mutlak bir iş güvencesine sahip olması amaçlanmaktadır.
Madde 7değiştiriyor
18/10/2012 tarih ve 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi
Kanununun 7 nci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
"MADDE 7- (1) Sendikalar, kuruluş tüzüklerini doğrudan Çalışma ve Sosyal Güvenlik
Bakanlığına bildirmek suretiyle tüzel kişilik kazanır. Bakanlık; kuruluşun adını, merkezini ve
tüzüğünü bildirimden itibaren on beş gün içinde resmî internet sitesinde ilan eder.
(2) Bakanlık, kuruluş bildirimini yalnızca şekli açıdan inceler. Kuruluş bildirimi
yapıldıktan sonra, sendika faaliyetlerine derhal başlayabilir.
(3) Tüzük değişiklikleri birinci fıkra hükmüne göre ilan edilir."
Gerekçe: Bu madde ile 18/10/2012 tarihli ve 6356 Sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi
Kanunu'nun "Kuruluş usulü" başlıklı 7 nci maddesinde değişiklik yapılmaktadır. Sendikaların
kuruluşlarının sıkı bürokratik şekil işlemlerine tabİ tutulması kuruluşu zorlaştıraıak Öıgütlenme
özgürlüğünü zedelemektedir. Bu madde ile sendikaların kuruluş usullerinin doğrudan Çalışma
ve Sosyal Güvenlik Bakanlığına yapılacak başvuru ile sonuçlandırılarak basitleştirilmesi
amaçlanmaktadır.
Madde 8değiştiriyor6356 sayılı
6356 sayılı Kanunun 24mncü maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
"MADDE 24- (1) İşveren, işyeri sendika temsilcilerinin iş sözleşmelerini haklı bir neden
olmadıkça ve haklı nedenle fesih talepli davası iş mahkemesince kabul edilmedikçe
feshedemez.
iş Mahkemesi işverenin talebi üzerine başlayacak yargılamayı en geç 3 ay içerisinde
sonuçlandırır. Malıkeme kararı kesinleşmeden işveren işyeri sendika temsilcisinin görevine son
veremez. Mahkeme kararı olmadan temsilcinin iş akdini askıya alamaz, işyerinde fiilen
çalışmasına engel olamaz. İşveren, temsilcinin düzenlemeye aykırı olarak fiilen işyerine
alınmaması halinde her ay ücret ödeme yükümlülüğüne ek olarak ihlalin sürdüğü her ay aynca
bir aylık brüt ücreti tutarında tazminat ödemekle yükümlüdür
(2) İşveren, yazılı rızası olmadıkça işyeri sendika temsilcisinin işyerini değiştiremez
veya işinde esaslı tarzda değişiklik yapamaz. Aksi hâlde değişiklik geçersiz sayılır.
(3) Bu madde hükümleri işyerinde çalışmaya devam eden yöneticiler hakkında da
uygulanır.
Gerekçe: Bu madde ile 18/10/2012 tarihli ve 6356 Sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi
Kanunu'nun "İşyeri sendika temsilciliğinin güvencesi" başlıklı 24 üncü maddesinde değişiklik
yapılmaktadır. Söz konusu değişiklikle sendikal örgütlenme ve faaliyetlerde önemli bir rol
üstlenen sendika temsilcilerinin mutlak bir iş güvencesine kavuşturulması amaçlanmaktadır.
Madde 9ekliyor6356 sayılı
6356 sayılı Kanunun 25 inci maddesinin dördüncü fıkrasının birinci
cümlesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki cümle eklenmiştir.
"îş bu tazminata fesih tarihinden itibaren, yasal faizden az olmamak üzere bankalarca
uygulanan en yüksek mevduat faizi işletilir."
Gerekçe: Bu madde ile 18/10/2012 tarihli ve 6356 Sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi
Kanunu'nun 25 inci maddesine sendikal sebeple iş akdinin feshi durumunda ödenecek
tazminata fesih tarihinden itibaren, yasal faizden az olmamak üzere bankalarca uygulanan en
yüksek mevduat faizin işletilmesi amaçlanmaktadır.
Madde 10değiştiriyor6356 sayılı
6356 sayılı Kanunun 27 nci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
"MADDE 27- (1) Toplu iş sözleşmesi yapmak üzere yetkisi kesinleşen sendikanın
işyerinde çalışan üyeleri; işyerinde işçi sayısı elliye kadar ise bir, elli bir ile yüz arasında ise iki,
yüz bir ile beş yüz arasında ise üç, beş yüz bir ile bin arasında ise dört, bin bir ile iki bin arasında
ise altı, iki binden fazla ise sekiz işyeri sendika temsilcisini işyerinde çalışan üyeleri arasından
seçimle belirler, işyerindeki bina, vardiya ve ünite sayısı gibi nedenlerle gerekli görülmesi
halinde sendika, temsilci sayısını iki katma kadar çıkartabilir. En çok oy alan temsilci baş
temsilci olur.
(2) Seçilen temsilciler, en fazla bir TİS dönemi boyunca görev yapar. TİS'in inızasından
sonraki 60 gün içerisinde temsilci seçimlerinin yenilenmesi zorunludur. Aynı kişi tekrar aday
olabilir.
(3) Seçilen temsilciler, işyerindeki işçilerin hak ve çıkarlarını korumak, toplu sözleşme
uygulamalarım izlemek ve sendikal faaliyetleri yürütmekle görevlidir. Temsilcilerin görevlen
süresince iş güvencesi esastır; temsilcilik nedeniyle iş akdi feshedilemez, görev yeri
değiştirilemez, mahkeme karan olmadan disiplin cezası verilemez.
(4) Temsilci veya temsilciler, işbu maddenin 3. fıkrasında sayılan görevlere aykırı
davranış sergilediğinde, sendika üyesi işçilerin en az beşte ikisinin yazılı talebiyle temsilcilik
seçimi yenilenir. Yenilenen temsilcilik seçimine önceki temsilciler de katılabilir. Temsilcilik
seçimi, temsilcilik dönemi boyunca yalnızca bir kez yenilenebilir. Temsilcilik yenileme
seçimleri, yazılı talebin sendika merkezine veya şubesine ulaşmasından itibaren 2 hafta içinde
yapılır.
(5) İşveren, temsilcilerin görevlerini yerine getirmesi için gerekli zamanı, araçları ve
koşullan sağlar. Aksi yöndeki uygulamalar, sendikal faaliyetin engellenmesi sayılır."
Gerekçe: Bu madde ile 18/10/2012 tarihli ve 6356 Sayılı Sendikalar ve Toplu îş Sözleşmesi
Kanunu'nun "işyeri sendika temsilcisinin atanması ve görevleri" başlıklı 27 nci maddesinde
değişiklik yapılmaktadır. Sendikaların ülke genelinde örgütlenmelerini zorunlu kılan yasal
düzenlemelerin ve barajların bir etkisi olarak sendikalar merkezileşerek oligarşik ve bürokratik
yapılara dönüşmüştür. Sendika yöneticisi olmak ayrıcalıklı bir konum ve bir meslek haline
gelmiştir. Benzer şekilde, toplu iş sözleşmesinin uygulanıp uygulanmadığını denetlemeyle
yetkili olan işyeri temsilciliği de işçiden uzak bir hal almıştır. İşbu maddenin mevcut halinde
temsilcilerin seçim yerine atama ile görevlendirilmesi de bu durumun giderilmesini
engellemektedir.
İşçiler sendikasını özgürce seçme hakkına sahip oldukları gibi, işyerinde toplu çıkarlarını
savunacak sendika işyeri temsilcisini de özgürce seçme hakkına sahip olmalıdır. Bu nedenle bu
madde ile sendika merkezinin atama yetkisi tamamen kaldırılması, işyerindeki toplu iş
sözleşmesinin denetlemeye yetkili olan temsilcinin belirlenmesinin tek usulünün, işçilerin
seçimi olarak düzenlenmesi amaçlanmaktadır.
Madde 11değiştiriyor6356 sayılı
6356 sayılı Kanunun 41 inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
"MADDE 41- (1) İşçi sendikası kurulu bulunduğu İşkolunda, toplu iş sözleşmesinin
kapsamına girecek işyerinde, işletmede veya işletmeye bağlı ayrı ayrı her bir işyerinde başvuru
tarihinde çalışan işçilerin yüzde kırkının kendi üyesi bulunması hâlinde bu işyeri veya işletme
için toplu iş sözleşmesi yapmaya yetkilidir.
(2) İşyerinde, işletmede veya işletmeye bağlı ayrı ayrı her bir işyerinde birden çok
sendikanın yüzde kırk veya fazla üyesinin olması durumunda başvuru tarihinde en çok üyeye
sahip sendika toplu iş sözleşmesi yapmaya yetkilidir.
(3) Bir işveren sendikası, üyesi işverenlere ait işyeri veya işyerleri, sendika üyesi
olmayan bir işveren ise kendi işyeri veya işyerleri için toplu iş sözleşmesi yapmaya yetkilidir."
Gerekçe: Bu madde ile 18/10/2012 tarihli ve 6536 Sayılı Kanun'un "Yetki" başlıklı 4rinci
maddesinde yapılan değişiklikle; işkolunda yüzde 1, işyerinde yandan fazla ve işletmede yüzde
40'tan fazla olarak düzenlenen sendikal barajların kaldırılması amaçlanmaktadır. 1982
Anayasasının ardından yürürlüğe giren 2821 sayılı Sendikalar Kanunu ile sendikaların ancak
işkolu düzeyinde ve Türkiye çapında faaliyet sürdürmesi zorunluluğu getirilmiş, işyeri ve
meslek sendikaları yasaklanmıştır. İlk defa 2822 sayılı yasa ile %10'luk işkolu barajı getirilmiş
ve bu baraj 6356 sayılı yasayla %re düşmüştür. Söz konu yasal düzenlemeler, sendikaların
aşırı merkezileşmesi ve bürokratikleşmesi gibi sonuçlar meydana getirmiştir. İşçilerin engelsiz
sendika kurabilme hakkının önünde engel olan sendikal barajların, hakkın özüne zarar vermesi
dolayısıyla kaldırılması amaçlanmaktadır.
Madde 12değiştiriyor6356 sayılı
6356 sayılı Kanunun 43 üncü maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
"MADDE 43- (1) Kendilerine 42 nci madde uyarınca gönderilen olumlu veya olumsuz
tespit yazısını alan işçi sendikaları taraflardan birinin veya her ikisinin yetki şartlarına sahip
olmadığı veya kendisinin bu şartları taşıdığı yolundaki itirazını, nedenlerini de göstererek
yazının kendilerine tebliğ edildiği tarihten itibaren altı iş günü içinde görevli makama yapabilir.
(2) Bu maddede belirtilen itiraz süresi içinde, herhangi bir itiraz vaki olduğunda, görevli
makam, üç işgününün bitimini takip eden 15 gün içinde, işyerinde bir referandum yapar. İlan
edilen sonuçlara göre, yetkili olma koşulunu sağlayan sendikaya görevli makam taralından
yetki belgesi verilir. Referandumda uyulacak usul ve esaslar, gizli oy açık sayım esası
gözetilerek Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından, konfederasyonların görüşü
alınarak çıkarılacak bir yönetmelikle belirlenir.
(3) Referandum sonuçlarına, oylamanın yapıldığı tarihten itibaren 3 işgünü içinde,
işyerinin bulunduğu yer itibariyle yetkili iş mahkemesinde itiraz olunabilir. Mahkeme, itirazı.
6 işgünü içinde, evrak üzerinden kesin olarak karara bağlar.
(4) Dava ya da itiraz, yetki ve toplu iş süreci işlemlerini durdurmaz."
Gerekçe: Bu madde ile 18/10/2012 tarihli ve 6536 Sayılı Kanun'un "Yetki İtirazı" başlıklı
43'üncü maddesinde yapılan değişiklikle sendikaların yetki tespitine işveren tarafından yapılan
itiraz ile yetki işlemlerinin durdurulması önlenmektedir. İşverenlerin, sendikalaşmayı
engellemek istediği ya da işverenin istemediği bir sendikanın örgütlenmesinin önüne geçmek
için yasadan doğan yetki itirazı hakkım, hukuka aykırı ve kötü niyetli şekilde öne sürmektedir.
Yasa hükmü gereğince yapılan itirazla birlikte TİS sürecinin durması nedeniyle yetkili sendika
TİS imzalayamamakta, yapılan itiraz neticesinde açılan yetki tespiti davaları oldukça uzun
sürmekte, işçiler özellikle maddi haklarını telafisi olanaksız bir şekilde kaybetmektedir.
İstatistikler göstermektedir ki yetki tespitine ilişkin açılan davaların önemli bir kısmım yetki
tespiti alan sendikalar kazanmaktadır. Ancak geçen uzun süre zarfında işçiler özellikle işveren
baskısı nedeniyle ya sendikadan ayrılmakta ya da işten çıkartılmaktadır. Böylece, yetki
davasının sonucunda yetki tespiti alan sendika davayı kazansa dahi TİS yapamaz hale
gelmektedir. Dünyadaki örneklerle karşılaştırıldığında da yetki tespiti sürecinin uzaması
durumunda sendikasızlaşmanın arttığı görülmektedir. Bunun nedenlerinden biri de yetki itirazı
süresince TİS imzalamnasmm önüne geçen ilgili yasa maddesidir.
Anayasa Mahkemesi Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu'na (DİSK) bağlı Türkiye
Devrimci Kara, Hava ve Demiryolu Taşımacılığı İşçileri Sendikası (Nakliyat-İş) tarafından
yapılan bireysel başvuruya dair 2020/34550 Başvuru Numarası ve 15/2/2024 tarihli kararında:
yetki itirazının makul sürede sonuçlandırılmamasının TİS akdedilmemesine sebep olduğunu
belirterek "Sendika hakkı, örgütlenme özgürlüğünün bir parçasını oluşturmaktadır. Bu bak.
mensuplarının menfaatlerini korumak üzere yapılan sendikal faaliyetlere izin verilmesini de
gerektirir. Bu çerçevede her ne kadar ayrı bir bak gi'ubu teşkil etmese de grev ve toplu sözleşme
hakkı, üyelerinin menfaatlerini korumak için sendikaların kullanabileceği en önemli
yollardandır." belirlemesi yapmıştır. Kararın devamında ise yetkiye dair dava sürecinin
sürüncemede bırakılmasının sendikanın ve işçilerin TİS kapsamında sendikal faaliyette
bulunma olanağım ve sözleşmenin getirdiği sendikal haklara erişimini yargılama süreci
boyunca imkânsız kıldığım ve bu nedenlerle Anayasa'nın 51. maddesinde güvence altına alman
sendika hakkının ihlal edildiği hükmünü kumıuştur.
TİS yapma yetkisinin aynı zamanda grev hakkının da öncülü olduğu düşünüldüğünde, yetki
itirazlarının yarattığı halin, örgütlü işçilerin işveren karşısındaki hareketini de kısıtlamak
sonucunu doğurduğu tartışmasızdır. Bu anlamda TÎS yapma yetkisinin değiştirilmesi talep
edilen madde ile sınırlamak aynı zamanda Anayasa ve uluslararası sözleşmelerle güvence altına
alınmış sendikal hakların sınırlanması anlamı taşımaktadır.
Mevcut düzenleme yerine, yetki uyuşmazlığı tartışmasının ortaya çıktığı durumda, yetkili
sendikanın işçilerin yapacağı referandum ile belirlenmesi şeklinde yeni düzenleme
yapılmaktadır.
Madde 13değiştiriyor6356 sayılı
6356 sayılı Kanunim 44 üncü maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
"MADDE 44- (1) Tespit yazısına süresi içinde itiraz edilmemişse sürenin bitimini takip
eden altı iş günü içinde; itiraz edilmişse referandum ile yetki şartlarına sahip olduğu kesinleşen
sendikaya 6 iş günü içinde Bakanlıkça bir yetki belgesi verilir."
Gerekçe: Bu madde ile 18/10/2012 tarihli ve 6356 Sayılı Sendikalar ve Toplu îş Sözleşmesi
Kanunu'nun "Yetki Belgesi" başlıklı 44'üncü maddesinde yapılan değişiklikle; işbu kanun
teklifinin yetki itirazına dair önerilen referandum uygulamasına uyum sağlama amaçlanmıştır.
Mevcut düzenlemede yetki belgesi, yetki tespitine itiraz edilmezse yahut itiraz üzerine
Mahkeme kararma müteakip verilirken işbu kanun teklifi ile itiraz olması üzerine mahkeme
kararıyla değil referandum sonucuyla verilmektedir.
Madde 14değiştiriyor6356 sayılı
6356 sayılı Kanunun 45 inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
"MADDE 45- (1) Yetki belgesi bulunmaksızın yapılan bir toplu iş sözleşmesinde
taraflardan birinin veya ikisinin yetki şartlarına sahip olmadığı haller işçi sendikalarının yetki
başvurusu ve toplu iş sözleşmesi süreci yürütmesine engel değildir. Yetkisiz taraflarca yapılan
toplu iş sözleşmesinin hükümsüzlüğü ancak yetkili işçi sendİkasmca öğrenme tarihinden
itibaren 6 işgünü içinde dava yolu ile ileri sürülebilir."
Gerekçe: Bu madde ile 18/10/2012 tarihli ve 6356 Sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi
Kanunu'nun "Yetki belgesi bulunmaksızın yapılan toplu iş sözleşmesi" başlıklı 45 inci
maddesinde yapılan değişiklikle; işçi ve işveren arasında yetki belgesi olmasa da yapılan toplu
iş sözleşmelerinin doğrudan hükümsüz sayılmasını önlemek; taraf iradelerini ve sözleşme
hürriyetini korumak amaçlanmaktadır. Yine aynı değişiklikle işçi aleyhine olası suistimalleri
önlemek ve yine sendikal örgütlenmeyi korumak için usule uygun yetki alan işçi sendikasının
menfaatleri güvence altına alınması amaçlanmıştır.
Madde 15ekliyor6356 sayılı
6356 sayılı Kanunun 60 mcı maddesinin yedinci fıkrasından sonra gelmek
üzere aşağıdaki fıkralar eklenmiştir.
"(8) Mevzuatın ve yürürlükteki toplu iş sözleşmemesinin uygulanmaması halinde.
TÎS'in tarafı olan yetkili işçi sendikası, üç gün öncesinden ilan etmek kaydıyla hak grevi
başlatabilir. Bu grev, mevzuat ve yürürlükteki toplu iş sözleşmesi uygulanıncaya kadar devam
eder.
(9) Yetkili işçi sendikası, aynı işkolunda veya işverenin başka işyerlerinde veya
işyeriyle ekonomik bağı olan başka işyerlerinde başlayan greve çıkan işçilerle dayanışmak
amacıyla, süresi üç günü geçmemek üzere dayanışma grevi ilan edebilir. Sona eren dayanışma
grevi, dayanışma gösterilen grevin devam etmesi kaydıyla, bir hafta aralıklarla, süresi üç günü
geçmemek üzere tekrarlanabilir.
9
4
(10) Sendikalar veya konfederasyonlar, işkolu düzeyinde veya tüm iş kollarını
kapsayacak şekilde, çalışma yaşamının genel sorunlarına, ekonomik ve demokratik haklara
dikkat çekmek ve çözüm talep etmek amacıyla genel grev ilan edebilir. Genel grevin süresi üç
günle sınırlıdır ve başlama tarihinin 6 iş günü öncesinde ilan edilmesi zorunludur. Genel grev.
bir hafta ara vermek kaydıyla aynı talepler için tekrarlanabilir."
Gerekçe: ILO grev hakkının 87 sayılı Sözleşmenin ve genel olarak örgütlenme hakkının
ayrılmaz bir parçası olduğu görüşündedir ve işçilerin ve örgütlerinin grev hakkım, ekonomik
ve toplumsal çıkarlarını korumada meşru bir araç olarak kabul etmiştir. ILO'nun görüşüne göre,
işçilerin sosyo-ekonomik ve mesleki çıkarlarını koruma sorumluluğu olan örgütler, genel olarak
işçiler ve özellikle istihdam, toplumsal koruma ve yaşam standardı konularında ve üyeleri
üzerinde doğrudan etkili olan önemli toplumsal ve ekonomik politika eğilimlerinin yol açtığı
sorunlara çözüm ararken grev eylemlerini kullanabilmelidir. Grevin yalnızca toplu iş
sözleşmesi ile sınırlandırılması ILO denetim organları tarafından bir kısıtlama ve ihlal olarak
kabul edilmektedir. ILO Uzmanlar Komitesi 1994 yılında yayınlanan raporunda bu konudaki
görüşünü şöyle ifade etmiştir: "Komite'nin görüşüne göre, işçilerin sosyo-ekonomik ve mesleki
çıkarlarını korumakla sorumlu olan örgütler, ilke olarak, üyeleri ve ayrıca genel olarak işçiler
üzerinde doğrudan etkisi olan önemli toplumsal ve ekonomik politika eğilimlerinin ortaya
çıkardığı sorunlara çözüm arayışı içinde ve özellikle istihdam, toplumsal koruma ve yaşam
standardı gibi konularda, durumlarını güçlendirmek amacıyla grev eylemini kullanabilmelidir."
(ILO Uzmanlar Komitesi, Freedom of Association and Collective Bargaining, ILO Uluslararası
Çalışma Konferansı 81. Oturumuna Sunulan Rapor, 1994, Par. 165). Bu madde ile 18/10/2012
tarihli ve 6356 Sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu'nun grev yasaklarını
düzenleyen 60hncı maddesine eklenen fıkralarla; Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası
sözleşmelerle güvence altına alınan hak grevi, dayanışma grevi ve genel grevin yasal güvenceye
kavuşturulması amaçlanmaktadır.
Madde 16yürürlükten kaldırıyor6356 sayılı
6356 sayılı Kanunun 62 nci maddesi yürürlükten kaldırılmıştır.
Gerekçe: Bu madde ile 18/10/2012 tarihli ve 6356 Sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi
Kanunu'nun grev yasaklarını düzenleyen 62'nci maddesinin yürürlükten kaldırılması
amaçlanmaktadır. Grev, işçilerin en temel mücadele araçlarından biridir. Ancak ülkemizde
grev. Anayasada yer almasına rağmen, yürütme organına verilen yasaklama ve erteleme gibi
yetkiler nedeniyle fiili olarak kullanılamamaktadır. 2003-2024 yıllan arasında 22 grev "milli
güvenliği bozduğu" gerekçesiyle ertelenmiş ve yasaklanmıştır. Bu engellemelerin sonucu. 200
bine yakın işçiyi doğrudan etkilerken, fikri bir algıya da neden olmuştur. Grevin
yapılamayacağı, greve çıkılsa bile zaten yasaklanacağı fikri, işçilerde baskın bir görüş haline
gelmiş, bu durum hemen tüm iş kollarındaki sözleşme süreçlerini ve mücadeleyi olumsuz
etkilemiştir.
6356 sayılı kanunun sisteminde grev hakkı, toplu iş sözleşmesi prosedürünün bir parçası olarak
öngörülmüş ve yalnızca bu çerçevede kullanılabileceği kabul edilmiştir. Bununla birlikte uyan
grevi, dayanışma grevi ve hak grevi Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelere rağmen.
6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanununa göre yasa dışı sayılmaktadır. Ayrıca
can ve mal kurtarma işlerinde; cenaze işlerinde ve mezarlıklarda, şehir şebeke suyu, elektrik,
doğal gaz, petrol üretimi ve petrokimya işlerinde; Millî Savunma Bakanlığı ile Jandarma Genel
Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığınca doğrudan işletilen işyerlerinde: kamu
kuruluşlarınca yürütülen itfaiye ve hastanelerde doğrudan yasa ile grev yasaklanmaktadır.
Grev hakkının sınırlanmasının ciddi sonuçlan olmuştur. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı
verilerine göre, 2020 yılında greve katılan işçi sayısı sadece 544,2021 yılında ise 519'dur. Emek
Çalışmaları Topluluğu'nun raporuna göre ise 2023 yılı itibarıyla işyeri temelli eylem vaka sayısı
562, genel eylem vaka sayısı 225 ve dayanışma eylemi vaka sayısı 22 olarak kaydedilmiştir.
2022'den 2023'e genel eylem vaka sayısı 275'ten 225'e düşerken, işyeri temelli eylem vaka
sayısı 600'den 562'ye gerilemiştir. Bu dönemde yasal grev sayısı ise yalnızca 12 olarak
gerçekleşmiştir. Buna karşın, DİSK-AR'm araştırmasına göre, 12 Eylül darbesinin hemen
öncesinde, 1980'nin ilk dokuz ayında 70 bini aşkın işçi greve çıkmış, grevde geçen iş günü
sayısı 5,4 milyon olmuştur. Grev hakkının etkin bir şekilde kullanılabilmesi ve yürütme erkine
verilen
takdir
yetkisinin
sınırlandırılması
için
grev
engellemelerinin
kaldırılması
gerekmektedir.
Madde 17değiştiriyor6356 sayılı
6356 sayılı Kanunun 63 üncü maddesi başlığıyla birlikte aşağıdaki şekilde
değiştirilmiştir.
"Grev ertelemesi
MADDE 63- (1) Kamu kuruluşlarınca yürütülen itfaiye, hastanelerin acil ve yoğun
bakım üniteleri gibi can kurtarmaya dönük acil işlerde grev yapılamaz.
(2) Cumhurbaşkanı, genel hayatı Önemli ölçüde etkileyen doğa olaylarının gerçekleştiği
yerlerde bu durumun devamı süresince yürürlükte kalmak kaydıyla gerekli gördüğü
işyerlerinde grevin ertelenmesini Türkiye Büyük Millet Meclisine önerebilir. Türkiye Büyük
Millet Meclisi öneriden sonraki ilk birleşimde öneriyi öncelikli gündem yapar. Yapılan
oylamada üyelerin dörtte üç çoğunluğu ile grevin en çok altmış gün ertelenmesine karar verilir.
Ertelemenin kalkmasından itibaren altmış gün içinde altı iş günü önce karşı tarafa bildirilmek
kaydıyla grev uygulamasına devam edilir.
(3) Başladığı yolculuğu yurt içindeki varış yerlerinde bitirmemiş deniz, hava, demir ve
kara ulaştırma araçlarında grev ve lokavt yapılamaz. Yurtdışı seferine çıkan deniz, hava, demir
ve kara ulaştırma araçları, seferini tamamlar tamamlamaz derhal Türkiye'ye döner ve döndüğü
anda grev başlayabilir."
Gerekçe: Bu madde ile 18/10/2012 tarihli ve 6356 Sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi
Kanunu'nun grev ertelemesini düzenleyen 63 ünü maddesinin değiştirilmesi amaçlanmaktadır.
Grev, işçilerin en temel mücadele araçlarından biridir. Ancak ülkemizde grev. Anayasada yer
almasına rağmen, yürütme organına verilen yasaklama ve erteleme gibi yetkiler nedeniyle fiili
olarak kullanılamamaktadır. 2003-2024 yılları arasında 22 grev "milli güvenliği bozduğu"
gerekçesiyle ertelemniş ve yasaklanmıştır. Bu engellemelerin sonucu, 200 bine yakın işçiyi
doğrudan etkilerken, fikri bir algıya da neden olmuştur. Grevin yapılamayacağı, greve çıkılsa
bile zaten yasaklanacağı fikri, işçilerde baskın bir görüş haline gelmiş, bu durum hemen tüm iş
kollarındaki sözleşme süreçlerini ve mücadeleleri olumsuz etkilemiştir.
6356 sayılı kanunim sisteminde grev hakkı, toplu iş sözleşmesi prosedürünün bir parçası olarak
öngörülmüş ve yalnızca bu çerçevede kullanılabileceği kabul edilmiştir. Bununla birlikte uyarı
grevi, dayanışma grevi ve hak grevi Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelere rağmen.
6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanununa göre yasa dışı sayılmaktadır. Ayrıca
can ve mal kurtanna işlerinde; cenaze işlerinde ve mezarlıklarda, şehir şebeke suyu. elektrik-
doğal gaz, petrol üretimi ve petrokimya işlerinde; Millî Savunma Bakanlığı ile Jandarma Genel
Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığınca doğrudan işletilen işyerlerinde; kamu
kuruluşlarınca yürütülen itfaiye ve hastanelerde doğrudan yasa ile grev yasaklanmaktadır.
Grev hakkının sınırlanmasının ciddi sonuçları olmuştur. Çalışma ve Sosyal Güvenlik
Bakanlığının verilerine göre, 2020 yılında greve katılan işçi sayısı sadece 544, 2021 yılında ise
519'dur. Emek Çalışmaları Topluluğu'nun raporuna göre ise 2023 yılı itibarıyla işyeri temelli
eylem vaka sayısı 562, genel eylem vaka sayısı 225 ve dayanışma eylemi vaka sayısı 22 olarak
kaydedilmiştir. 2022'den 2023'e genel eylem vaka sayısı 275'ten 225'e düşerken, işyeri temelli
eylem vaka sayısı 600'den 562'ye gerilemiştir. Bu dönemde yasal grev sayısı ise yalnızca 12
olarak gerçekleşmiştir. Buna karşın DİSK-AR'm araştırmasına göre, 12 Eylül darbesinin hemen
öncesinde, 1980'nin ilk dokuz ayında 70 bini aşkın işçi greve çıkmış, grevde geçen iş günü
sayısı 5,4 milyon olmuştur. Grev hakkının etkin bir şekilde kullanılabilmesi ve yürütme erkine
verilen
takdir
yetkisinin
sınırlandırılması
için
grev
engellemelerinin
kaldırılması
gerekmektedir.
Madde 18yürürlükten kaldırıyor6356 sayılı
6356 sayılı Kanunun 70 inci maddesi yürürlükten kaldırılmıştır.
Gerekçe: 18/10/2012 tarihli ve 6356 Sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu'nun
70 inci maddesi yürürlükten kaldırılmıştır. Kanun dışı grev olgusunun yasada yer alması, hak
arama özgürlüğünü kısıtlamakta, uluslararası sözleşmelerle güvence altına alman toplu eylem
hakkım engellemek için tehdit olarak kullanılmaktadır. Ayrıca mevzuatımızda yasaya aykırı
grevin yaptırımı yer almaktadır. İşverenler bu nedenle derhal fesih hakkını kullanabilir, genel
hükümlere, haksız fiil hükümlerine dayanarak tazminat sorumlular hakkında tazminat davası
açabilirler.
Madde 19yürürlükten kaldırıyor6356 sayılı
6356 sayılı Kanunun 71 inci maddesi yürürlükten kaldırılmıştır.
Gerekçe: 18/10/2012 tarihli ve 6356 Sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu'nun
71 inci maddesi yürürlükten kaldırılmıştır. 70. maddenin yürürlükten kaldırılması nedeniyle,
yasadışı grevin tespiti için dava açılmasının ihtiyacı da kalmamıştır.
Madde 206356 sayılı
6356 sayılı Kanunun 74 üncü maddesinin birinci fıkrası yürürlükten
kaldırılmıştır.
<
Gerekçe: 18/10/2012 tarihli ve 6356 Sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu'nun
74 üncü maddesinde mahallin en büyük mülkî amirlerine grev süresince halkın günlük yaşamı
için zorunlu olan ve aksaması muhtemel hizmet ve ihtiyaçları karşılayacak, işyerinde faaliyetin
devamlılığım sağlayacak tedbirleri alma yetkisi verilerek mülki amirlere keytı kararlarla grev
kırıcılığı yapma riski oluşmaktadır. Bu nedenle bu yetkiyi düzenleyen ilk fıkranın kanun
metninden çıkartılmasıyla grev hakkının mülki amirlerce engellenmesi riskinin kaldırılması
amaçlanmaktadır.
Madde 21yürürlükten kaldırıyor7036 sayılı
12/10/2017 tarihli ve 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanununun 3 üncü
maddesi yürürlükten kaldırılmıştır.
Gerekçe: 25/10/2017 tarihli düzenlemeler ile arabuluculuk kurumu, iş uyuşmazlıklarında
dava şartı olmuştur. îş mahkemelerinin yükünü azaltması amacıyla getirilen sistemin amacına
ulaşmadığı, iş mahkemelerinin dava yükünün azalmadığı Arabuluculuk Daire Başkanlığı ve
Adalet Bakanlığı'mn verileriyle görülmüştür. Geçen 8 yıllık süreç içerisinde dava şartı
arabuluculukta çözülen uyuşmazlık sayısının düşüklüğü bir yana işçilerin hak arama ve dava
açma süreçlerini zorlaştırdığı ve hak kayıplarına da neden olduğu ortaya çıkmıştır. Ayrıca
arabuluculuğun dava şartı olması, özellikle ihtiyari arabuluculuğun da amacına aykırı ve
mevzuata uygun olmayan biçimde kullamlmasmm önünü açmaktadır. Bu durum Yargıtay
kararlarına da yansımıştır. Bu nedenle arabuluculuğun dava şartı olmasını düzenleyen
12/10/2017 tarihli ve 7036 Sayılı İş Mahkemeleri Kanunu'nun 3 üncü maddesinin yürürlükten
kaldırılması ve yeniden arabuluculuk kurumunun ihtiyari bir hale getirilmesi amaçlanmaktadır.
Madde 22ekliyoribare değişikliği2004 sayılı
9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra İflas Kanununun 206 ncı maddesinin
birinci fıkrasının ilk cümlesinden önce gelmek üzere "Birinci sıra alacaklardan sonra gelmek
üzere" ibaresi, birinci fıkrasının ikinci cümlesine "rehinli alacaklardan" ibaresinden önce
gelmek üzere "birinci sıra alacaklar ile" ibaresi, beşinci fıkrasının A bendinde "bir" ibaresi "beş"
ibaresi ile değiştirilmiş, "ve kıdem tazminatları dalıil" ibaresinden sonra gelmek üzere "işçilik"
ibaresi eklenmiştir.
Gerekçe: 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra İflas Kanununun 206 ncı maddesinde yapılan
değişiklikle kıdem tazminatı, ücret gibi işçi alacaklarının tamamının öncelikli ve devlet
güvencesi altında olması; rehinle temin edilmiş olsa bile hiçbir ticari alacağın veya kamu
alacağının işçi alacağının önüne geçmemesi amaçlanmaktadır.
Madde 23
Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.
Gerekçe: Yürürlük maddesidir.
Madde 24
Bu Kanun hükümlerini Cumhurbaşkanı yürütür.
Gerekçe: Yürütme maddesidir.
iş KANUNU, İŞ MAHKEMELERİ KANUNU, SENDİKALAR VE TOPLU IŞ
SÖZLEŞMESİ KANUNU VE İCRA İFLAS KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK
YAPILMASINA DAİR KANUN TEKLİFİ