Teklifi verenlerin neden gerekli gördüğünü anlattığı bölüm (teklif metninden).
Gerekçeyi oku
Atom çekirdeği üzerine yürütülen bilimsel araştırmalar sonucunda nükleer enerji teknolojisi
gelişmiş ve Devletler tarafından nükleer alanda yasal düzenleme yapma gereği doğmuştur. Üstelik,
nükleer enerjinin teknik ve çok boyutlu bir alan olmasından kaynaklanan özelliği nedeniyle, nükleer
güç santrallerinin kurulması ve işleyişine ilişkin bu yasal düzenlemelerin hızla gelişen bilim ve
tekniğin ışığında güncellenerek yapılmasını gerektirmektedir.
Diğer taraftan nükleer alan, başta insan sağlığı ve çevre olmak üzere; çok boyutlu ve sınır
ötesi etkilere sahiptir. Nitekim coğrafyamızda nükleer santrali bulunan, bize komşu iki ülke Ukrayna
ve İran'da yaşanan savaşlar dikkate aldığında konunun, gelecek kuşaklar için geri döndürülemez
yaşamsal tehlikeleri sebebiyle, her yönüyle ele alınmasını zorunlu kılmaktadır. Bunların başında
nükleer alanın, insan ve halk sağlığına etkileri gelmektedir. Radyasyonun insan sağlığı üzerine
etkilerinin birincil sonucu DNA hasarıdır. DNA”daki bağların kopmasına bağlı olarak direkt hasar ve
dolaylı hasara sebep olabilir.! Bu nedenle ilgili idari otoritelerin kanuni sınırlarının açık ve net bir
şekilde belirlemesi, konunun yaşam hakkıyla doğrudan ilgili olması sebebiyle çok önemlidir.
Bu nedenlerle, teklifimizle, yürürlükteki söz konusu Kanun'un 3'üncü maddesinin ikinci
fikrasının (b) bendinde yer alan “mümkün ve makul olan en düşük düzeyde” ibaresi ve (c) bendinde
yer alan “Kurum tarafından belirlenen” ibareleri açık, nesnel, somut bir ölçüt olmaması nedeniyle
değişiklik yapılmasını gerektirmiştir. Öncelikle, radyasyon sınırının mümkün ve makul olan en düşük
düzeyde tutulması ve aşılmaması gereken doz sınırının belirlenmesine yönelik idari işlemlerin;
kanuna aykırı olmaması için; genel çerçevesinin keyfi uygulamaya yer vermeyecek açıklıkta kanun
düzeyinde çizilmesi gerekmektedir. Üstelik ibarelerdeki muğlaklık ve kuruma verilen sınırsız takdir
yetkisi, çevresel denge ve uyum bakımından ölçülü olmadığı gibi hiçbir güvence getirmiyor olması
nedeniyle, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkının etkililiğini ortadan kaldırmaktadır.
İkinci olarak Türkiye'nin bu konuda taraf olduğu birçok uluslararası anlaşmalar ve
sözleşmeler vardır. Söz gelimi Atmosferde, Uzayda ve Su Altında Nükleer Silah Testlerini Yasaklayan
Anlaşma, Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Antlaşması, Nükleer Maddenin Fiziksel
Korunmasına İlişkin Sözleşme, Nükleer Kaza veya Radyolojik Acil Durumda Yardım Sözleşmesi,
Nükleer Güvenlik Sözleşmesi Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile UAEA - Uluslararası Atom Enerjisi
Ajansı - Arasında NPT ile Bağlantılı Tedbirlerin Uygulanmasına İlişkin Anlaşma); Akdeniz'in Deniz
Ortamı ve Kıyı Bölgesinin Korunması (Barselona) Sözleşmesi, Akdeniz'de Tehlikeli Atıkların
Sınırötesi Hareketleri ve Bertarafından Kaynaklanan Kirliliğin Önlenmesi (İzmir) Protokolü
bulunmaktadır.? Ancak teklifimize konu 7381 sayılı Nükleer Düzenleme Kanun'un, Türkiye
Cumhuriyeti Devletinin taraf olduğu anılan Sözleşme ve Antlaşmaların ortaya koyduğu temel
ilkelerin aksine kaleme alınması, etki analizlerinin yapılmaması ve uluslararası standartlara uygunluk
kriteri de öngörülmemesi büyük bir eksikliktir. Unutulmamalıdır ki uluslararası hukuk; çevre
hakkının korunması bakımından Devletlerin taraf olmadığı antlaşmaları dahi Devletler bakımından
bağlayıcı kılmaktadır.
https:/www.ttb.org.tr/haber goster.php?Guid-88 1ce960-9e07-1 1ec-89f8-6d5c8480f757
2 https://www.ndk.org.tr/uluslararasi-anlasmalar-ve-sozlesme
Tel: (0 312) 420 27 51-52 Fax: (0312) 420 26 38 e-posta: tahsin.becan&tbmm.gov.tr
Türkiye Büyük Millet Meclisi Halkla İlişkiler Binası 3.Kat No: F-327 Çankaya / Ankara 06543
Her ne kadar kanunun gerekçesinde “Avrupa Birliği 2013/59/Euratom İyonlaştırıcı
Radyasyonun Neden Olduğu Tehlikelere Karşı Temel Korunma Standartları Direktifinin 9'inci
maddesinde belirtilen ilkelerin (Gerekçelendirme ilkesi, Sınırlama ilkesi, Optimizasyon ilkesi)”
sayıldığı ifade edilse de; söz konusu ibareler, muğlak niteliğini muhafaza etmektedir.
Buna ilaveten, her ne kadar nükleer enerjiye dair teknik ve bilimsel bilgiye Türkiye'nin de
sahip olması günümüz küresel koşullarında önem taşısa da ülkemizde halihazırda inşaat halinde olan
tek nükleer enerji santrali olan Akkuyu?da da benzer hukuki eksiklik görülmektedir. Bu sonucunda
sözleşmesi incelendiğinde Türkiye'nin santral üzerinde hiçbir mülkiyet hakkının olmadığı, tesisin
işletme süresi dolduğunda Türkiye'ye devrolamayacağı yani tüm sistemi Rus firmanın yapacağı,
sahibi olacağı ve de işleteceği anlaşılmaktadır. Bu yönüyle Akkuyu, egemen bir devletin sınırları
içinde olup da bir başka devlete ait olan ve o devlet tarafından işletilen ilk ve tek Nükleer Enerji
Santrali olma özelliğini taşımaktadır.
Bu bakımdan nükleer enerji yerine yeşil enerjiye yönelmenin öne çıktığı bir ortamda yeni
gelişen teknolojilerle daha risksiz, daha verimli ve daha sağlıklı olan yenilenebilir enerji kaynaklarını
tercih ederek, insan sağlığını ve ekolojik dengeyi tehlikeye düşürmeyecek, nükleer kaza riski
yaratmayacak, ülkemizin doğası, tarımı, hayvancılığı, geleceği için en temiz, en çevre dostu projelerle
nükleer ve kimyasal silahların bölgemizde ve dünyada yayılmasını önlemek adına yeni politikalar ve
bu bağlamda yeni yasal düzenlemeler önceliği olmalıdır.
Sonuç olarak, değişiklik teklifimiz, halkın, çevrenin ve gelecek nesillerin radyasyona maruz
kalma riskini içeren her türlü faaliyette, maruz kalınabilecek radyasyon dozlarının, taraf olduğumuz
uluslararası anlaşmalar çerçevesinde önceden belirlenmesini amaçlamıştır.
Tel: (0312) 420 27 51-52 Fax: (0312) 420 26 33 e-posta: tahsin.becan ©tbmm.gov.tr
Türkiye Büyük Millet Meclisi Halkla İlişkiler Binası 3.Kat No: F-327 Çankaya / Ankara 06543
MADDE GEREKÇESİ