Teklifi verenlerin neden gerekli gördüğünü anlattığı bölüm (teklif metninden).
Gerekçeyi oku
Özel hayatın gizliliği, Anayasa'nın 20 nci maddesi ve Avrupa İnsan Hakları
Sözleşmesi'nin 8 inci maddesiyle güvence altına alınmıştır. Bu temel hak; bireylerin onurunu,
şerefini ve itibarını koruyarak toplumsal yaşamda huzur ve güveni temin etmeyi amaçlar.
Ancak son zamanlarda kamuoyunda geniş yankı uyandıran vakalar, soruşturma ve kovuşturma
süreçlerinde el konulan dijital ve fiziki materyallerdeki kişisel verilerin hukuka aykırı şekilde
ifşa edilmesi sorununu gözler önüne sermiştir. Şüpheli veya sanığın özel hayatına ilişkin,
soruşturma konusu suçla hiçbir ilgisi bulunmayan bilgi, görüntü veya ses kayıtlarının, adli
makamların denetiminden çıktıktan sonra basına sızdırılması, bir "itibar suikastı"na
dönüşmektedir.
Mevcut Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 116 ncı maddesi uyarınca verilecek arama
kararlarında “makul şüphe” yeterli görülmektedir. Buna karşılık 134 üncü maddede düzenlenen
koruma tedbirine ise ancak somut delillere dayanan “kuvvetli şüphe” sebeplerinin bulunması
ve başka surette delil elde etme imkânının olmaması hâlinde başvurulabileceği açıkça
belirtilmiştir. Konuya ilişkin içtihatlarda da vurgulandığı üzere; bilgisayarlarda, bilgisayar
programlarında ve kütüklerinde arama, kopyalama ve el koyma tedbiri, “dijital delil” olarak
adlandırılan ve suistimale elverişli olabilen verilerin doğruluğunu ve güvenliğini sağlamak
amacıyla düzenlenmiştir. Bu tedbirin bireyin özel hayatı ve kişisel verileri üzerindeki olası
olumsuz etkileri de dikkate alınarak ancak “son çare” olarak başvurulabilecek, “özel koşullara
bağlı” bir koruma tedbiri olduğu kabul edilmiştir. Bu yönüyle genel adli aramadan ayrılan,
istisnai nitelikte ve ayrıntılı biçimde düzenlenmiş bir tedbirdir.
Kanun; arama, kopyalama ve el koyma süreçlerinde elde edilen ve suçla bağlantılı
olmayan kişisel bilgilerin "derhâl yok edilmesi" gerektiğini açıkça belirtmektedir. Ne var ki bu
"derhâl yok etme" ilkesinin uygulanışında somut bir usulün ve etkin bir denetim
mekanizmasının bulunmaması, delillerin muhafaza zincirinde boşluklar yaratmaktadır. Bu
boşluklar; kötü niyetli kamu görevlilerine, elde ettikleri özel hayat verilerini bir "silah" gibi
kullanarak kişileri hedef gösterme, itibarsızlaştırma ve siyasi veya kişisel hesaplaşmalara alet
etme imkânı sunarak yargı sistemine olan güveni sarsmaktadır.
İşbu kanun teklifi, söz konusu denetim boşluğunu kapatmak, dijital ve fiziki
materyallerin el konulmasından iadesine kadar geçen sürede şeffaflığı ve hesap verebilirliği
sağlamak, özel hayatın gizliliğini ihlal eden eylemleri cezalandırmak ve mağdurların haklarını
etkin biçimde korumak amacıyla hazırlanmıştır.