Teklifi verenlerin neden gerekli gördüğünü anlattığı bölüm (teklif metninden).
Gerekçeyi oku
Türkiye'de basın özgürlüğü tarihsel olarak her dönem ciddi smırlandınimalara maruz kalmış,
demokratik toplum düzeninin temel unsurlarından biri olan ifade ve haber alma hakkı çoğu
zaman idari ve hukuki müdahalelerle adeta ortadan kaldırılmıştır. Son yıllarda ise, tüm
toplumsal ve siyasal muhalefete rağmen yürürlüğe konulan yasal düzenlemeler, mevcut
kısıtlamaları daha da derinleştirerek basımn bağımsızlığı üzerinde daha ağır bir baskı
oluşturmuştur. Bu durum, yalnızca gazetecilerin mesleki faaliyetlerini özgürce yerine
getirmelerini engellemekle kalmamakta, aym zamanda toplumun doğru ve tarafsız bilgiye
erişim hakkını da ciddi biçimde zedelemektedir. Bu kanun teklifinin amacı, söz konusu yapısal
sorunlara dikkat çekmek ve basın özgürlüğünü güvence altına alacak bir hukuki zeminin
gerekliliğini ortaya koymaktır.
2022 yılında Türk Ceza Kanunu'na eklenen "Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma" suçu,
yürürlüğe girdiği günden itibaren basın özgürlüğü üzerinde ciddi bir baskı unsuru haline
gelmiştir. Söz konusu düzenleme, daha yürürlüğe girmeden önce basın kuruluşlarının,
baroların, sivil toplumun ve geniş toplum kesimlerinin tepkisiyle karşılaşmış; başta partimiz
olmak üzere muhalefet partilerinin tüm itirazlarına rağmen Türkiye Büyülc Millet Meclisi'nde
kabul edilerek yasalaştırılmıştır. Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdikten sonra adil,
bağımsız ve tarafsız habercilik bu yasa maddesiyle birlikte kolaylıkla suçlama konusu yapılmış,
iktidarı rahatsız eden haberler gözaltı gerekçesi yapılmıştır.
Türk Ceza Kanımu 217/A düzenlemesine yönelik hukuki eleştiriler, başta Anayasa Madde 13
çerçevesinde yoğunlaşmaktadır. Buna göre temel hak ve özgürlüklerin ancak kanunla, açık,
belirli ve ölçülü biçimde sınırlandınlabileceği kabul edilmesine rağmen, 217/A maddesinde yer
alan, halkı yamitıcı bilgi ve kamu barışını bozma gibi kavramların yeterince somut ve
öngörülebilir olmaması, sebebiyle belirlilik ilkesine aykırılık teşkil etmektedir. Bu belirsizlik,
uygulamada geniş ve keyfi yorumlara açık bir alan yaratmakta; özellikle yargıçlann
gazetecilerin niyetini yorumlama zorunluluğu doğurarak sübjektif değerlendirmelerin önünü
açmaktadır. Ayrıca, düzenleme ifade özgürlüğü üzerinde caydırıcı bir etki yaratmakta olup,
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Madde 10 kapsamında korunan düşünceyi açıklama ve
yayma özgürlüğü ile de çatışmaktadır. Bu bağlamda, söz konusu hükmün hem ölçülülük hem
de demokratik toplum düzeninin gereklerine uygunluk bakımından tartışmalı olduğu ve kötüye
kullanıma elverişli bir hukuki zemin oluşturabildiği açıktır.
Dezenformasyon yasası olarak anılan bu düzenlemenin yürürlükte olduğu ilk yıl, bu suçlama
kapsamında en az 24 gazeteci soruşturma, gözaltı, tutuklama veya dava gibi işlemlerle karşı
karşıya kalmış; böylece yargı süreçleri aracılığıyla ciddi bir baskıya maruz bırakılmıştır. Bu
kapsamda 14 gazeteci hakkında soruşturma başlatılmış, bazı gazeteciler ise birden fazla kez
soruşturmaya tabi tutulmuştur. Ayrıca 4 gazeteci gözaltına alınmış, 3 gazeteci tutuklanmış ve
5 gazeteci hakkında yargılama süreci işletilmiştir. 2026 yılı başından itibaren; BirGün Gazetesi
Muhabiri îsmail Arı, Gazeteci Furkan Karabay, Gazeteci Alican Uludağ ve Birleşik Tekstil
Dokuma ve Deri İşçileri Sendikası (BÎRTEK-SEN) Genel Başkanı Mehmet Türkmen, "Halkı
yanıltıcı bilgiyi alenen yayma" suçlamasıyla tutuklanmıştır. Medya Ve Hukuk Çalışmaları
Demeği (MLSA) 'mn Sansür Yasasının Gölgesinde İfade Özgürlüğü isimli rapomna göre; 18
Ekim 2022 ile rapomn hazırlandığı Şubat 2025 tarihleri arasındaki dönemde 67 gazeteci ve
yazar, 25 hak savunucusu, avukat, aktivist, siyasi parti yöneticisi, doktor ve akademisyen ile
sekiz YouTuber ve içerik yöneticisi hakkında en az 93 somşturma açılmıştır. Rapora göre;
Somşturma ve davaların önemli bir kısmı eleştirel, muhalif yayın ve haberler yapan Birgün
Gazetesi, Mezopotamya Ajansı, Gerçek Gündem, Halk TV, Nu Jinha ve JINNEWS çalışanı
gazeteci ve yazarlar hakkmda açılmıştır. İsmail Arı, Ahmet Kanbal ve Gökhan Özbek dörder
somşturma ile haklarında en fazla somşturma açılan gazeteciler. Gazeteci Oktay Candemir,
Mehmet Sıddık Güler, Sayhan Avşar, İsmail Saymaz, Evren Demirdaş, Medine Mamedoğlu,
Fırat Bulut, Berkan Gültekin, Uğur Koç, Ruşen Takva, Kayhan Ayhan ve Dinçer Gökçe
hakkında ikişer somşturma açılmıştır.
Gazetecilerin özellikle kamu yararını ilgilendiren haber ve paylaşımları nedeniyle yargı
baskısına mamz kaldığı görülmektedir. Nitekim deprem döneminde yürütülen arama kurtarma
çahşmalanna ilişkin saha röportajları, sosyal medya paylaşımları ve afet yönetimine dair
eleştirel içerikler; kamuoyunda tartışma yaratan iddialarm haberleştirilmesi; yerel düzeyde
kamu görevlileri veya siyasi aktörlere ilişkin suç isnatlarım içeren haberler; çocuklara yönelik
suçlar gibi hassas konuların gündeme taşınması ve genel olarak kamuoyunu bilgilendirme
amacı taşıyan içerikler, halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma suçu kapsamında somşturma ve
kovuşturmalara gerekçe yapılmıştır. Bu örnekler, söz konusu düzenlemenin uygulamada geniş
ve muğlak bir yorumla ele alındığını, gazetecilik faaliyetlerinin cezai yaptırımlarla
sınırlandırılmasına yol açtığım ve basın özgürlüğü üzerinde caydırıcı bir etki yarattığım açıkça
ortaya koymaktadır.
Sonuç itibarıyla "yanıltıcı bilgiyi alenen yayma" suçunun uygulamadaki görünümü, başta
gazeteciler olmak üzere avukatlar, akademisyenler, yazarlar ve dijital içerik üreticileri üzerinde
zaten var olan yargısal baskıyı daha da yoğunlaştırmaktadır. Soruşturma süreçlerinde kullanılan
yöntemler, delil olarak kabul edilen haber içerikleri ve başvurulan koruma tedbirleri birlikte
değerlendirildiğinde, düzenlemenin soyut nitelikte olduğu ve hukuki öngörülebilirlikten uzak
bulunduğu yönündeki eleştirilerin güçlendiği görülmektedir. Özellikle gazetecilerin mesleki
faaliyetleri nedeniyle gözaltına alınması, ifadeye çağniması ya da yargısal süreçlerle karşı
karşıya bırakılması, yalnızca bireysel düzeyde bir baskı yaratmakla kalmamakta; aynı zamanda
genel bir korku atmosferi oluşturarak ifade alanını daraltmaktadır. Her ne kadar bu kapsamda
açılan soruşturmaların önemli bir bölümü takipsizlikle sonuçlansa da, sürecin kendisi dahi
caydıncı bir etki doğurmakta ve sansür ile otosansür eğilimlerini artırmaktadır. Bu durum,
gazetecilerin mesleklerini özgürce icra etme imkanını zayıflatırken, toplumun doğru, tarafsız
ve güvenilir bilgiye erişimini de giderek daha sınırlı hale getirmektedir.
Tüm bu nedenlerle, demokratik toplum düzeninin gerekleri ve hukuki öngörülebilirlik ilkesi
doğrultusunda bu suç tipinin derhal yürürlükten kaldıniması gerekmektedir. Aksi yöndeki
uygulamalar, basın ve ifade özgürlüğü üzerinde süregelen keyfi baskıların devamına neden
olmakta; gazeteciler ve diğer ifade aktörleri üzerinde caydırıcı bir etki yaratarak kamusal
tartışma ortamım zayıflatmaktadır. Oysa hukukun üstünlüğü, çoğulculuk ve demokratik
değerler, özgür ve bağımsız bir basımn varlığıyla anlam kazanır; bu nedenle devletin görevi,
ifade özgürlüğünü sımrlamak değil, onu güvence altına almaktır.