Teklifi verenlerin neden gerekli gördüğünü anlattığı bölüm (teklif metninden).
Gerekçeyi oku
Hakkâri; sarp topografyası, yüksek eğimli yerleşim dokusu ve sert iklim rejimiyle
sadece coğrafî bir smır kenti değil, doğa olaylarının yönetimsel planlama hatalarıyla birleşerek
toplumsal bir krize dönüştüğü bir kırılganlık sahasıdır. Bölgede sistematik hale gelen
heyelanlar, kaya düşmeleri ve zemin çökmeleri, münferit teknik olaylar olmaktan çıkmış;
devletin en temel anayasal ödevi olan "yurttaşın can güvenliğini sağlama" sorumluluğu ile
mekânsal adalet ilkesi çerçevesinde ele alınması gereken yapısal bir soruna evrilmiştir. Bu
kanun teklifimiz, Hakkâri'nin maruz kaldığı bu çok boyutlu risk sarmalını kırmak ve kenti
bütüncül bir hukuki-idari koruma zırhına kavuşturmak amacıyla hazırlanmıştır.
Bölgenin afet gerçeldiği, yüzeysel jeolojik hareketlerin ötesinde, derin bir tektonik risk
hafızası içermektedir. Şemdinli-Yüksekova Fay Zonu ile Başkale, Erciş ve Tutak hatlan
üzerinde yapılan paleosismolojik araştırmalar, bu coğrafyamn 7 ve üzeri büyüklükte yıkıcı
depremler üretme potansiyelini bilimsel bir kesinlikle ortaya koymaktadır. Bugün Hakkâri'de
gözlemlenen heyelanlar ve zemin instabilitesi, beklenen büyük deprem öncesi zemin
bütünlüğüntin ne denli zayıf olduğunu ve tektonik hareketliliğin bölge üzerindeki baskısım
açıkça yansıtmaktadır. Bilimsel olarak "sismik boşluk" olarak tammlanan bu bölgede, mevcut
altyapının olağan doğa olayları karşısında dahi işlevsiz kalması, olası bir depremin yaratacağı
yıkımın boyutlarına dair ciddi bir uyan niteliğindedir. Hakkâri, sadece bugünkü heyelanlarla
değil, yarmm muhtemel afet riskleriyle de yüzleşmek ve önleyici tedbirlerle güçlendirilmek
zorundadır.
Hakkâri'de ulaşım altyapısında yaşanan süreklilik arz eden çökmeler, sadece bir fiziksel
kopuş değil, yurttaşın kamusal hizmetlere erişim hakkının fiilen engellenmesidir. 25 Mart
2026'da Yüksekova yolunun, 12 Nisan 2026'da Geçitli-Işıklı hattının kapanması ve 13 Nisan
2026'da Hakkâri-Van karayolunun ikiye bölünmesi, kenti bir tecrit alamna dönüştürmüştür.
Yolların işlevsiz kalması; sağlık hizmetlerine erişimin kesilmesi, eğitim süreçlerinin aksaması
ve acil yardım ekiplerinin lojistik kabiliyetini yitirmesi anlamına gelmektedir. Bu durum,
anayasal güvence altındaki eğitim, sağlık ve seyahat özgürlüğünün mekânsal engellere
takılmasıdır. Devletin temel kamusal yükümlülüğü, bu engelleri bilimsel yöntemlerle bertaraf
etmek ve her bir yurttaşın eşit yurttaşlık hukuku gereği bu hizmetlere kesintisiz erişimini tesis
etmektir.
Ekonomik düzlemde Hakkâri, tarihinin en derin sosyo-ekonomik daralmalarından birini
yaşamaktadır. Coğrafî tecrit ve ulaşım güvenliğinin tesis edilememesi, yerel ekonominin temel
dinamiklerini sarsmıştır. Esnafın satış hacmi düşmekte, nakliye maliyetleri kontrolsüz şekilde
artmakta ve tedarik zinciri her doğa olayında kesintiye uğramaktadır. Tanm ve haj^ancılıkla
geçinen yurttaşlarımız ise yüksek girdi maliyetlerinin yanı sıra, ürününü pazara
ulaştıramamamn getirdiği ağır bir ekonomik yıkımla karşı karşıyadır. Hakkâri'de üretimin
sürdürülebilirliğinin tehlikeye girmesi, sadece sektörel bir gerileme değil, toplumsal bir
yoksullaşma riskidir. Yerel kalkınma disiplini açısından Hakkâri'nin afet bölgesi kapsamına
alınması, bu ekonomik enkazm kaldırılması ve yurttaşın direncini artıracak mali-idari
mekanizmaların kurulması için elzemdir.
Kamu yatırımlannın planlanmasındaki teknik yetersizlikler ve jeoteknik risk
analizlerinin ihmal edilmesi, Hakkâri Entegre Katı Atık Tesisi örneğinde somut bir kamu
zaranna dönüşmüştür. 11 Nisan 2026'da heyelan riski nedeniyle faaliyetleri durdurulan bu
tesis, kamu kaynaklarımn rasyonel ve bilimsel esaslara göre kullamimamasımn bir sonucudur.
Benzer şekilde, Van-Hakkâri güzergâhında 2025 yılı boyunca yaşanan ve onlarca yurttaşımızın
yaşamım yitirdiği trafik kazalan, bu hattın acilen "yüksek riskli bölge" statüsünde yeniden inşa
edilmesini zorunlu kılmaktadır. Yitirilen her can, önleyici hizmetlerin ve kamusal denetim
5dikümlülüğünün bir an önce yerine getirilmesi gerektiğini hatırlatan acı birer tablodur.
Anayasa'nm 2, 5, 17 ve 56'ncı maddeleri birlikte değerlendirildiğinde; devletin temel
nitelikleri, görevleri ve yurttaşların temel hakları çerçevesinde, yaşam hakkının korunması ile
herkesin sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşamasının güvence altına alınması, açık ve bağlayıcı
bir kamusal j^ümlülük olarak ortaya konulmaktadır. Bu anayasal çerçeve, devletin yalmzca
ortaya çıkan risklere müdahale eden bir yapı olmasım değil; aynı zamanda bu riskleri önceden
öngören, azaltan ve ortadan kaldırmaya yönelik tedbirleri zamanında ve etkin biçimde hayata
geçiren aktif bir sorumluluk üstlenmesini zorunlu kılmaktadır.
Bu anayasal ilke ve yükümlülükler ile 7269 sayılı Umumi Hayata Müessir Afetler
Dolayısıyla Alınacak Tedbirlerle Yapılacak Yardımlara Dair Kanun'un "genel hayata etkili
afet" yaklaşımı birlikte değerlendirildiğinde; Hakkâri ili ve çevresinin deprem riski başta olmak
üzere heyelan, kaya düşmesi ve diğer jeolojik afet türleri bakımından çoklu afet tehdidi altında
bulunduğu, bu nedenle söz konusu alanın hukuki ve idari bakımdan bütüncül bir afet yönetimi
yaklaşımıyla ele alınmasının zorunlu olduğu anlaşılmaktadır. Bu çerçevede hazırladığımız
kanun teklifi ile; Hakkâri'nin "genel hayata etkili afet bölgesi" niteliğinin hukuken tespit
edilmesi, afet ve deprem risklerinin azaltılması, ulaşım altyapısının modem mühendislik
standartlanna uygun şekilde güvenli hale getirilmesi ve ekonomik olarak kırılgan durumda
bulunan esnaf, çiftçi ve tüm yurttaşların sosyal koruma mekanizmalarıyla desteklenmesi
amaçlanmaktadır. Bu düzenleme, kamu otoritesinin yaşam hakkım ve toplumsal refahı güvence
altma alma yönündeki anayasal sorumluluğunun zorunlu bir tezahürüdür ve elzemdir.