Teklifi verenlerin neden gerekli gördüğünü anlattığı bölüm (teklif metninden).
Gerekçeyi oku
Hayvanları Koruma Kanımu'nda yapılan son düzenlemeyle birlikte, sahipsiz sokak
hayvanlarının toplanarak bakımevlerine götürülmesi zorunlu hale getirilmiştir. Kanunda yerel
yönetimlere bakımevi inşa etme yükümlülüğü getirilmiş ve bu j^ümlülüğün yerine getirilmesi
için son tarih olarak 31.12.2028 belirlenmiştir. Teklifin yasalaştığı 30 Temmuz 2024 tarihi
itibarıyla Türkiye genelinde yalnızca 322 bakımevi varken bu bakımevlerinin yaklaşık 105
bin toplam kapasitesi bulunmaktaydı. Aynı dönemde sahipsiz hayvan sayısının yaklaşık 4
milyon olduğu gerekçede ifade edilmişti. Aradan geçen yaklaşık 21 aylık süre sonunda
Türkiye'de 386 bakımevi ve 102 doğal yaşam alanı ile toplam 413 bin kapasiteye ulaşmıştır.
içişleri Bakanı'nm 2026 Nisan ayında yaptığı bir açıklamada; Î1Özel İdaresi bulunan 51 ilde
sahipsiz hayvanların toplanma oranının yüzde lOO'e ulaştığı, 30 büyükşehirde ise bu
oranın yüzde 64 seviyesinde olduğu ve ülke genelinde toplama oranının yüzde 75'e ulaştığı
ifade edilmiştir. Ancak bu açıklama, toplama işlemlerinin büyük ölçüde tamamlandığını ortaya
koyarken, toplanan hayvanların hangi koşullarda barmdırıldığma ve ne kadannm yaşatıldığma
veya yaşamım kaybettiğine ilişkin şeffaf bir açıklama yapmamıştır.
Bu kapsamda Tarım ve Orman Bakanlığına verdiğimiz soru önergesine Şubat 2026'da verilen
cevapta kanunun yürürlüğe girdiğinden bu yana 452.587 köpeğin toplandığı, 239.466
köpeğin kısırlaştırıldığı ve 58.802 köpeğin sahiplendirildiği, bakımevleri ve doğal yaşam
alanlarında ise toplam 244 bin köpeğin barındırıldığı ifade edilmiştir. Bu veriler birlikte
değerlendirildiğinde, toplanan hayvanlardan en az 149.785'inin akıbetinin belirsiz olduğu
(öldüğü ya da öldürüldüğü) anlaşılmaktadır. Bakımevlerinin başlangıçta tamamen boş
olmadığı dikkate alındığında, bu sayının gerçekte daha yüksek olduğu açıktır. Ayrıca içişleri
Bakanı'nm Türkiye genelinde yüzde 75 oranında toplama gerçekleştirildiği ifadesiyle
Tarım ve Orman Bakanlığı verileri birlikte ele alındığında kanunun gerekçesinde belirtilen
alanda 4 milyon sahipsiz hayvanın olduğu ifadesinin gerçeği yansıtmadığı ortaya çıkmıştır.
Yerel yönetimlerin yasal yükümlülüklerini kısa sürede yerine getirememesi, merkezi idarenin
ve ilgili bakanlıkların baskısına maruz kalmalarına neden olmaktadır. Bu baskı ortamında bazı
yerel yönetimlerin topladıkları hayvanlara yönelik hukuk dışı, vahşet içeren uygulamalara
başvurduğu yönünde haberler kamuoyuna yansımış; birçok olayla ilgili soruşturmalar
başlatılmıştır. Öldürülen hayvanların cesetlerinin çöp konteynerlerine veya çöplüklere atılarak
bertaraf edildiği örnekler, toplum sağlığı açısından ciddi salgın hastalık riskleri doğurmaktadır.
Bu durum, sahipsiz hayvanlara yönelik yapılan tespitlerin ve alandaki uygulamaların
denetimden uzak ve kontrolsüz biçimde yürütüldüğüne işaret etmektedir. Devletin koruma
yükümlülüğünü etkin biçimde yerine getirmediği yönündeki bu görünüm, hayvanlara yönelik
şiddet fiillerinin artmasına zemin hazırlayan bir ortam oluşturmaktadır. Nitekim Adalet
Bakanlığı istatistiklerine göre 2025 yılsonu itibarıyla hayvanlara karşı işlendiği iddiasıyla
açılan soruşturma dosyası sayısı 4.744'e, suç sayısı ise 6.838'e şüpheli sayısı ise 6.315
ulaşmıştır. 2023 yılına oranla soruşturma dosya sayısında (4.123) yüzde 15, suç sayısında
(5.134) yüzde 23, şüpheli sayısında (5.570) ise yüzde 23 artış meydana gelmiştir. Bu veriler,
yapılan düzenlemenin hayvanlara yönelik şiddeti teşvik ettiği gibi hayvanlara yönelik şiddetin
münferit olaylar olmaktan çıkarak toplumsal bir sorun haline dönüştüğünü göstermekte^...,,.
Oysa 5199 sayılı Kanunun amacı; insan, hayvan ve çevre sağlığı gözetil eK^K^ydiyJ^
hayvanların rahat yaşamalarını sağlamak, acı ve eziyet çekmelerini önlem
I
îp#)l
0.\
1323
} Cr.'
mağduriyetlerini gidermektir. Ancak sahadaki uygulamaların hayvanları korumaktan ziyade
toplu bir şekilde ölümlerine neden olduğu resmi verilerle ortaya çıkmıştır.
Sahipsiz hayvanların sahadan toplanması ve rehabilite edilmesi kapasite yetersizliği nedeniyle
mümkün olamamakta, dolayısıyla sahadaki hayvanlara kısırlaştırma yapılamadığından
hedeflenen popülasyon kontrolü de sağlanamamaktadır. Öte yandan, ormanlık alanlara terk
edilen hayvanlar zamanla vahşileşmekte ve yeni melez (mix) ırkların oluşumuna neden
olmaktadır. Bu hayvanlar, bağışıklıkları bulunmadığı için vahşi doğadan kaptıkları kuduz ve
diğer zoonoz hastalıkları şehir ortamına taşıma riski kısırlaştırmanın önemini daha da
arttırmaktadır.
Yapılan son yasal değişiklikle "yakala, rehabilite et, yaşam alanına bırak" modeli terk
edilerek "yakala, rehabilite et, barındır" modeli benimsenmiştir. Bu değişiklikle rehabilite
edilen sahipsiz hayvanlar artık doğal yaşam alanlarına geri bırakılamamaktadır. Ancak bu
uygulama, köpeklerin doğal alanlardan çekilmesi sonucu oluşan "vakum etkisi" nedeniyle
yaban hayatımn yerleşim alanlarına inmesine yol açmaktadır. Özellikle yabandomuzu, tilki,
kurt ve ayı gibi vahşi türlerin yerleşim alanlarında görülmesine dair vakalar kamuoyuna
yansımıştır. Oysa kuduz ve diğer zoonoz hastalıklara karşı bağışıklık kazanmış sokak
köpeklerinin doğal alanlardaki varlığı, bu tür olayların önlenmesinde önemli bir bariyer görevi
görmektedir. Bu nedenle, sahadaki hayvan varlığının tamamen ortadan kaldmlması büyük risk
taşımaktadır. Nitekim yaban hayvanı popülasyonundaki artışın kontrol altına alınması ve
ortaya çıkan risklerin bertaraf edilmesi amacıyla, hükümetin 4915 sayılı Kara Avcılığı
Kanununun 4. maddesinde değişiklik yapılmasına yönelik bir düzenleme hazırlayarak
konuyu Türkiye Büyük Millet Meclisi gündemine taşımak zorunda kalması, sorunun ulaştığı
boyutu açıkça ortaya koymaktadır.
Bu çerçevede; bakımevi kapasite yetersizliğinin telafisi, sahipsiz hayvanların öldürülmesinin
önlenmesi, kısırlaştırma yoluyla popülasyonun kontrol altına alınması ve yaban hayatının
yerleşim alanlarına yaklaşmasının engellenmesi için sahada kısırlaştırma yapılabilmesine yasal
zemin hazırlanması zaruridir. Ayrıca Hayvanlara yönelik şiddet eylemlerindeki artış ve
cezasızlık algısını kırılması için adli cezalarda artış yapılması cezasızlık algısının ortadan
kaldırılması için zorunlu hale gelmiştir.
Bu teklif ile, hayvanlara yönelik şiddet eylemlerine yönelik adli cezaların artıniması ve yerel
yönetimlere bakımevlerinin yeterli kapasiteye ulaşılana dek, bakıma muhtaç ve yasaklı ırklar
hariç olmak üzere sahipsiz hayvanların alanda kısırlaştırılarak bulundukları yaşam alanlarına
bırakılabilmesi yetkisi verilmesi; böylece mevcut yasal düzenlemenin uygulanmasından
kaynaklanan sorunların giderilmesi amaçlanmaktadır.
1^5