Teklifi verenlerin neden gerekli gördüğünü anlattığı bölüm (teklif metninden).
Gerekçeyi oku
Yasadışı ve keyfi infazlar, işkence, zorla kaybetme, soykırım, katliam, savaş suçlan ve cinsel
şiddet gibi ağır insan hakkı ihlalleri; dünyanm her yerinde ağırlıkla devlet aygıtmın örtülü ya
da açık dahli ile işlenmiş suçlardır. Devlet gücünü arkasına alan faillerin izleri karartma
kabiliyeti, bu suçlann ispatım son derece zorlaştırmakta ve yüzleşmeyi bazen nesiller boyu
engellemektedir. Tam da bu nedenle, olağan hukuk rejimi kapsarmnda makul gerekçeleri olan
zamanaşımı süreleri, insanlığa karşı işlenen olağanüstü suçlar söz konusu olduğunda evrensel
hukukun dışına çıkarılmıştır.
Bu istisnamn en güçlü tarihsel ve hukuki referansı, II. Dünya Savaşı sonrası kurulan Nümberg
Askeri Ceza Mahkemesi kararlarıdır. Mahkeme, Nazi Almanyası döneminde işlenen insanlığa
karşı suçların zamanaşımından muaf tutularak kovuşturulması gerektiğine hükmetmiş ve bu
ilke uluslararası teamül hukukunun amir hükmü (jus cogens) haline gelmiştir. Çünkü insanlığa
karşı işlenen suçlarda zamanaşımı uygulamak, hukuku suçluya kalkan yapmak ve devleti kendi
cürümlerinin koruyucusu kılmaktır.
Türkiye'de 2005 yılında yürürlüğe giren 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 77. maddesiyle
"insanlığa karşı suç" kavramı iç hukuka dahil edilmiş ve bu suçlarda zamanaşımmm
işlemeyeceği (m. 77/4) hüküm altma alınmıştır. Ancak yargı pratiği, "kanunilik ilkesini"
gerekçe göstererek bu maddeyi geçmişe yürütmemekte; özellikle 1990'lı yıllarda devlet gücü
kullamlarak işlenen yaygın, sistematik faili meçhul cinayetleri ve ağır hak ihlallerini bu kapsam
dışmda tutmaktadır.
TCK Madde 77; siyasal, felsefi, ırki veya dini saiklerle toplumun bir kesimine karşı bir plan
doğrultusunda sistemli olarak işlenen kasten öldürme, yaralama, işkence ve kişi hürriyetinden
yoksun kılma gibi fiilleri açıkça insanlığa karşı suç saymasına rağmen, yerel mahkemeler bu
katliamları ve kayıpları münferit birer adli vaka gibi değerlendirmektedir. Tarihsel ve olgusal
gerçeklik bu suçlann sistematik bir devlet politikası olduğunu göstermesine rağmen, davalar
"kasten öldürme" suçunun 20 yıllık olağan zamanaşımı süresine tabi tutulmakta, kesinti
nedenleriyle en fazla 30 yıllık tavan süre sonunda cezasızlık zırhıyla kapatılmaktadır.
Dünya örneklerine bakıldığında, adaleti ve toplumsal barışı esas alan bambaşka bir yargı pratiği
mevcuttur. Özellikle Latin Amerika ülkelerinde yargı, yerel hukuktaki zamanaşımı ve af
engellerim, uluslararası insan hakları hukukunu ve teamül hukukunu doğrudan uygulayarak
aşmıştır. Örneğin Arjantin'de, 1976-1983 yılları arasındaki askeri diktatörlük döneminde
işlenen suçlar için darbeci generaller zamanaşımı ve af yasalanmn arkasma sığınmıştır. Ancak
Plaza de Mayo Anneleri'nin hukuki ve politik mücadelesi sonucımda Arjantin Yüksek
Mahkemesi; insanlığa karşı suçlarda sıradan zamanaşımı kurallarının işletilemeyeceğine,
devletin kendi suçlularım korumak adına af ilan edemeyeceğine ve zamanaşımı arkasma
saklanamayacağma karar vererek tarihi bir yüzleşmenin önünü açmıştır.
Türkiye'de, açılımı "Jandarma İstihbarat Terörle Mücadele" olan JİTEM adlı birimin, terörle
mücadele kılıfı altında devlet teşkilatı içerisinde yasadışı şekilde oluşturulduğu; 1980'li yıllann
sonundan itibaren yaygın ve sistematik olarak devlet adına işkence, gözaltında kayıp ve
yargısız infazlar gerçekleştirdiği tarihsel bir gerçektir. Bu gerçeklik, 1995 yılı TBMM Faili
Meçhul Siyasi Cinayetleri Araştırma Komisyonu Raporu ve 1996 yılı Başbakanlık Susurluk
Raporu ile devletin resmi belgelerine girmiş, suçların delilleri açıkça tespit edilmiştir. Buna
rağmen, koruyucu devlet refleksi nedeniyle uzım süre soruşturma açılmamış, 2000'li yıllarda
toplumsal muhalefetin baskısıyla açılan davalar ise birer "göstermelik tiyatroya"
dönüştürülmüştür. Deliller toplanmamış, failler korunmuş, davalar güvenlik gerekçesiyle şehir
şehir sürgün edilerek zamana yayılmıştır. Toplumun hakikat, adalet ve yüzleşme umuduyla
beklediği bu davalar; beraat ve zamanaşımı kararlarıyla cezasızhk girdabında yok edilmiştir.
• JİTEM Ana Davası: Diyarbakır ve çevresinde zorla kaybedilen 12 insanla ilgili dava
cezasız kalmıştır.
• Ayten Öztürk Davası: Elazığ'da işkenceyle katledilen Ayten Öztürk'ün davası sonuçsuz
bırakılmıştır.
• Ankara JİTEM Davası: Eski İçişleri Bakam Mehmet Ağar ve üst düzey bürokratların
yargılandığı, Ankara'da zorla kaybedilen 19 insana ilişkin dava beraatle kapatılmıştır.
• Cizre Davası: Albay Cemal Temizöz'ün yargılandığı 21 kişinin zorla kaybedilmesi
davası beraatle sonuçlanmıştır.
• Derik Davası: Tuğgeneral Musa Çitil'in yargılandığı 13 kişinin katledilmesi davası
beraatle bitmiştir.
• Kızıltepe Davası: Albay Eşref Hatipoğlu'nun yargılandığı 22 kişinin zorla
kaybedilmesi davası zamanaşımıyla düşürülmüştür.
• Yüksekova Nezir Tekçi, Kulp ve Görümlü Davaları: Tamamı ya "yeterli delil yok"
denilerek beraatle ya da 30 yıllık süre sınırı bahane edilerek düşme kararlarıyla
cezasızhkla mühürlenmiştir.
Nihayetinde, Mardin'in Dargeçit ilçesinde 1995-1996 yılları arasında biri uzman çavuş, üçü
çocuk sekiz kişinin zorla kaybedilmesine ilişkin yürütülen Dargeçit Davası da 8 Mart 2026
tarihinde Yargıtay tarafından zamanaşımı gerekçesiyle kesin olarak düşürülmüştür. Dargeçit
kararı, Türkiye'de 90'lı yıllann karanlığıyla adli mekanizmalar üzerinden yüzleşme imkamnm
tamamen tıkandığımn ilanı olmuştur.
Türkiye'de toplam kaç kişinin zorla kaybedildiğine ilişkin kesin ve net bir veri henüz ortaya
koyulmamıştır. Hafıza Merkezi, 12 Eylül 1980 darbesinden bugüne toplam kaybedilen kişi
sayısını, bunun kesin olmayan ve doğrulanması gereken bir rakam olduğunu hatırda tutarak,
1.352 olarak tespit etmiş ancak 500 zorla kaybedilen kişiyi doğrulamıştır. Elbette bu rakam
faili meçhul cinayete/infaza kurban edilenleri içermemektedir.
Tüm dünyada hızla artan ve sistematik biçimde "çoklu insan hakları ihlali" olarak
değerlendirilen zorla kaybetme suçuna karşı, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu 2006'da
Herkesin Zorla Kayıp Edilmeye Karşı Korunmasına İlişkin Uluslararası Sözleşme'yi kabul
etmiş ve Sözleşme 2010 yılında yürürlüğe girmiştir. Ancak Türkiye o günden bugüne
Sözleşme'ye taraf olmamıştır. Hala mevzuatta zorla kaybedilme bir suç olarak
tammlanmamaktadır.
"Zorla kaybetme" suçu gibi işkence ve yaşam hakkına yönelik ağır bir tehdit oluşturan ve
mağdurun akıbeti netleşene kadar işlenmeye devam eden kesintisiz bir suçun Türkiye'nin iç
mevzuatında müstakil bir başlık altında tanımlanmamış olması, faillerin sıradan "kişiyi
hürriyetinden yoksun kılma" veya "kasten öldürme" suçlarından yargılanmasına yol
açmaktadır. Bu durum, suçun sistematik ve devlet gücüyle işlenen niteliğini gölgelemekte ve
cezasızlık kültürünü beslemektedir. Bu kanun teklifiyle "zorla kaybetme suçu" müstakil olarak
tanımlanmakta, 77. maddede düzenlenen insanlığa karşı suçlar kategorisine eklenmekte ve
geçici maddeyle zamanaşımı ve cezasızlık sonucu aşılmaktadır.
Cezasızlık bugünün otoriterleşmesini besleyen, hukukun üstünlüğünü yok eden ve toplumsal
çürümeyi derinleştiren en büyük yapısal tehdittir. Geçmişin ağır günahlarıyla, devlet eliyle
işlenen cürümlerle yüzleşmeyen bir toplumun, eşit, özgür ve demokratik bir ortak gelecek inşa
etmesi imkansızdır. Hakikatlerin açığa çıkarılması ve faillerin cezalandırılması; toplumsal
barışın sağlanması, toplumsal travmaların sağaltılması ve demokratik bir toplum sürecinin
kesintisiz işletilebilmesi için kaçımimaz bir zorunluluktur.
Adaletin sağlanması adına devletin kendi suç akranlarıyla yüzleşmesi kolektif bir irade
gerektirir. Bu bağlamda, bu kanun teklifiyle sadece yasal boşluklar giderilmemekte, aynı
zamanda toplumsal barışın kurucu unsuru olacak "Geçmişle Yüzleşme ve Hakikat
Komisyonu"nun kurulması öngörülmektedir. Bu komisyon; kayıpların akıbetini araştıracak,
kurumsal suç mekanizmalarını deşifre edecek, mağdurların sesini kamusal alana taşıyacak ve
toplumsal hafızayı adalet ekseninde yeniden kuracaktır. Geçmişle Yüzleşme ve Hakikat
Komisyonu, cezasızlık kültürünün panzehiri ve demokratik bir Türkiye'nin kurucu köprüsü
olacaktır. Bu kanun teklifiyle; 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'na eklenecek geçici madde ile
TCK 77. maddede yer alan "insanlığa karşı suçlar" ve "zamanaşımı işlemeyeceği" hükmünün,
2005 öncesinde işlenen ve sistematik devlet dâhli bulunan ağır insan hakkı ihlallerinde
uygulanması amaçlanmaktadır. Geçmişin karanlığını aydınlatmak, cezasızlık zırhını
parçalamak, hakikati açığa çıkarmak ve onurlu bir banşı egemen kılmak amacıyla bu teklif
hazırlanmıştır.