Teklifi verenlerin neden gerekli gördüğünü anlattığı bölüm (teklif metninden).
Gerekçeyi oku
Türkiye, makroekonomik dalgalanmaların ve yüksek enflasyonist ortamın getirdiği ağır
bir ekonomik konjonlctürden geçmektedir. Özellikle döviz kurundaki hareketlilik, üretim
maliyetlerindeki artışlar ve tedarik zincirindeki kırılmalar, temel tüketim maddeleri ile enerji
fiyatlarına doğrudan yansımıştır. Yaşanan bu yüksek enflasyon sarmalı, hane halkının
harcanabilir gelirini eritmiş, halkın reel alım gücünde dramatik düşüşlere yol açmıştır. Gelir
adaletinin bozulduğu bu süreçte, hayatta kalma mücadelesi veren alt ve orta gelir grupları,
elektrik, doğalgaz ve su gibi en temel insani ihtiyaç faturasım dahi ödeyemez duruma gelmiş;
geniş kitleler derin bir yoksulluk ve yoksunluk sarmalına sürüklenmiştir.
Bu ekonomik kriz ortamı, zaten var olan bölgeler arası gelişmişlik farklarım ve yapısal
dengesizlikleri daha da derinleştirmiştir. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜÎK) tarafından
açıklanan resmi veriler, bölgeler arasındaki uçurumu açıkça ortaya koymaktadır. İstanbul ve
Kocaeli gibi sanayi kentlerinde kişi başına düşen gayrisafî yurt içi hasıla (GSYH) seviyesi
gelişmiş ülkelerle yarışırken; Van, Ağrı, Şanlıurfa, Muş ve Hakkâri gibi sınır hattında veya
çevre illerde yer alan vatandaşlarımızın kişi başı geliri ulusal ortalamamn ve yüksek gelirli
illerin dörtte birine dahi ulaşamamaktadır.
Bölgesel çatışmaların getirdiği ekonomik daralma, sımr ticaretinin kesintiye uğraması
ve yerel istihdam imkanlarının kısıtlılığı, bu dezavantajlı illerde ekonomik bir çöküşü
tetiklemektedir. Milli gelirden en az payı alan bu 20 ilimizde, faturalar birer borç yükü
olmaktan çıkıp, ticari işletmeler için kepenk kapatma, çiftçiler için tarımsal üretimi
durdurma ve hane halkı için ise en temel yaşam hakkından mahrum kalma riski
doğurmaktadır. Geliri batı kentlerinin çok gerisinde olan bir vatandaşımızın, aynı miktar enerji,
su tüketimi ve atık su bedeli için aynı oranda KDV (% 20 KDV) ödemesi adil değildir.
Bölgeler arası dengesizlikleri gidermek, toplumsal barışı ve ekonomik istikran korumak adına
bu dezavantajlı bölgelere yönelik radikal vergi düzenlemelerinin hayata geçirilmesi anayasal
bir mecburiyet arz etmektedir.
Mezkûr kanun teklifinin anayasal dayanakları şu şekildedir:
1) Anayasa'nm 2. Maddesi (Sosyal Devlet İlkesi): Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru,
milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı ve sosyal bir hukuk
devletidir. Sosyal devlet, vatandaşlarının asgari yaşam standartlarını güvence altına
almak, derin yoksullukla mücadele etmek ve temel ihtiyaçlara erişimi
kolaylaştırmakla yükümlüdür. Geliri sıfırlanma noktasına gelen en yoksul illerde enerji
ve suya uygulanan yüksek vergiler, sosyal devlet ilkesinin özüyle bağdaşmamaktadır.
2) Anayasa'nm 5. Maddesi (Devletin Temel Amaç ve Görevleri): Devletin temel görevi,
kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle
bağdaşmayacak surette sımrlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın
maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır. Yüksek
vergi yükü, yoksul bölgelerdeki insanların maddi varlığını geliştirmesinin önünde en
büyük ekonomik engeldir.
3) Anayasa'nın 10. Maddesi (Kanun Önünde Eşitlik ve Pozitif Ayrımcılık): Maddi ve
ekonomik açıdan eşit durumda olmayanlar için mutlak eşitlik ilkesi adaletsizlik doğurur.
Hakiki eşitlik, dezavantajlı durumda olanların korunması ve gözetilmesiyle mümkündür.
Milli gelirden en az pay alan 20 ile yönelik yapılacak bu vergi indirimi, anayasal pozitif
ayrımcılık ve mutlak adaletin tesisi kapsamında bir zorunluluktur.
4) Anayasa'nın 65. Maddesi (Devletin Sosyal ve Ekonomik Görevlerinin Sının): Devlet,
sosyal ve ekonomik alanlarda Anayasa ile belirlenen görevlerini, bu görevlerin amaçlarına
uygun öncelikleri gözeterek mali kaynaklarının yeterliliği ölçüsünde yerine getirir. Bu
teklif, tüm Türkiye genelini kapsayıp bütçeyi kilitlemek yerine, öncelik sırasına göre en
yoksul 20 ili hedefleyerek Hazine maliyetini (60 Milyar TL) devlet bütçesinin
kaldırabileceği sembolik ve rasyonel bir sınırda tutmaktadır. 2026 yılı Merkezi Yönetim
Bütçesi'nin toplam gider hedefinin yaklaşık 18.928.900.000.000 (19 Trilyon) TL ve
devletin kendi iradesiyle almaktan vazgeçtiği vergi muafiyetlerini kapsayan toplam vergi
harcaması tutarımn yaklaşık 3.597.100.000.000 (3,6 Trilyon) TL olduğu göz önüne
alındığında; teklifimizin 60 Milyar TL'lik yıllık maliyeti, toplam bütçe harcamalarının
yalmzca binde üçüne (% 0,3), vazgeçilen toplam vergi harcamalarımn ise sadece %
l,6*sma denk gelmektedir. Makroekonomi ve Bütçe Dengeleri bakımından son derece
önemsiz ve karşılanabilir olan bu cüzi pay, en yoksul 20 ilimizin ekonomik iflasını
önleyecek hayati bir sosyal kaldıraçtır.
5) Anayasa'nın 73. Maddesi (Vergi Ödevi ve Mali Güce Göre Vergilendirme): Herkes,
kamu giderlerini karşılamak üzere, mali_gücüne_göre_vergi_ödemekIe_yükümIüdür^Vergi
yükünün adaletli ve dengeli dağılımı, maliye politikasının sosyal amacıdır. Alım gücü
ve gelir seviyesi gelişmiş kentlerin çok gerisinde olan yoksul illerdeki abonelerden aynı
KDV oranını talep etmek, mali güce göre vergilendirme ilkesinin açık_birjhlali_anlamma
gelmektedir.
Bu teklif, bütçeye yük getiren sıradan bir muafiyet düzenlemesi değil; dar gelirliyi
koruyan, küçük esnafın kepenk kapatmasını önleyen, sanayi üretim maliyetlerini düşürerek
istihdamı güvence altına alan ve tarımsal sulama maliyetlerini aşağı çekerek gıda arz
güvenliğini koruyan bütüncül bir "Bölgesel Ekonomik İstikrar ve Sosyal Koruma Kalkanı"
projesidir.