Teklifi verenlerin neden gerekli gördüğünü anlattığı bölüm (teklif metninden).
Gerekçeyi oku
Türkiye'de son yıllarda yaşanan yüksek enflasyon, enerji maliyetlerindeki artış, döviz
kurundaki dalgalanmalar ve gelir dağılımındaki adaletsizlik; özellikle emekçiler açısından
temel yaşam giderlerini karşılamayı giderek zorlaştırmaktadır. Elektrik, doğalgaz ve su gibi
zorunlu ihtiyaçlara erişim maliyetinin artması, hane halkı bütçeleri üzerinde ağır bir baskı
oluşturmakta; küçük esnafı, tarımsal üreticileri ve düşük ölçekli işletmeleri ekonomik açıdan
sürdürülemez bir noktaya sürüklemektedir. Bu ekonomik tablo, bölgeler arası gelişmişlik
farklarının daha görünür hale gelmesine neden olmuştur. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK)
tarafından açıklanan il bazlı Gayrisafi Yurt İçi Hasıla verileri incelendiğinde, bazı illerde kişi
başına düşen gelirin ülke ortalamasının oldukça altında kaldığı görülmektedir. Gelir düzeyi
düşük illerde yaşayan emekçiler, aym temel tüketim kalemleri için ülkenin ekonomik olarak
daha gelişmiş bölgelerinde yaşayanlarla aynı dolaylı vergi yüküne maruz kalmaktadır.
Geçmiş resmi ve bilimsel verilere bakıldığında eşitsizliklerin yalnızca son yıllarda ortaya
çıkmış bir problem olmadığı da görülecektir. Türkiye'de bölgeler arası gelişmişlik farkları uzun
yıllardır kamu politikalanmn temel gündemlerinden biri olmuştur. Sanayi ve Teknoloji
Bakanlığı tarafından yayımlanan Sosyo-Ekonomik Gelişmişlik Sıralaması Araştırmaları
(SEGE), bu yapısal sorunun tarihsel sürekliliğini açık biçimde ortaya koymaktadır. İlk kez 1966
yılında başlatılan ve 1969 yılında yayımlanan araştırmalarda; sanayi, tarım, eğitim, sağlık,
altyapı, bankacılık hizmetleri ve yaşam standartları gibi çok sayıda gösterge kullanılarak illerin
gelişmişlik düzeyleri ölçülmüş ve Türkiye'de bölgeler arasmda önemli farklılıklar bulunduğu
tespit edilmiştir. Aradan geçen yaklaşık altmış yıla rağmen, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı
tarafından yayımlanan SEGE-2025 Araştırması da bölgesel gelişmişlik farklarının devam
ettiğini göstermektedir. Bakanlık tarafından hazırlanan raporda, bölgeler arası gelişmişlik
farklarının azaltılması ve ekonomik-sosyal yakınsamanın sağlanması ulusal kalkınma
politikalanmn temel hedeflerinden biri olarak tanımlanmıştır.
1969 yılında yapılan ilk kapsamlı gelişmişlik araştırmasından 2025 yılına kadar geçen yaklaşık
altmış yıllık süreç, en son kademe gelişmişlik grubunda yer alan illerin büyük çoğunluğunu
Kürt nüfusun yoğun olarak yaşadığı iller olduğunu göstermektedir. Tüm bilimsel ve resmi
veriler Türkiye'de bazı illerin gelişmişlik sıralamalarında sürekli olarak alt basamaklarda
kaldığım göstermektedir. Bu durum, bölgesel eşitsizliklerin geçici değil, yapısal bir sorun
niteliği taşıdığını da ortaya koymaktadır. Dolayısıyla bölgesel kalkınma politikalanmn yalnızca
yatırım teşvikleri, altyapı yatırımları veya kredi mekanizmalarıyla sınırlı tutulması yeterli
değildir. Gelir düzeyi düşük bölgelerde yaşayan yurttaşlann temel yaşam maliyetlerini
azaltacak ve yerel ekonomileri destekleyecek mali politikaların da hayata geçirilmesi
gerekmektedir.
Türkiye'de 2020'den beri devam eden ekonomik kriz ortamı, zaten var olan bölgeler arası
gelişmişlik farklarım daha da derinleştirmiştir. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) ve SEGE
Raporlanmn açığa çıkardığı resmi veriler, bölgeler arasındaki uçurumu açıkça ortaya
koymaktadır. İstanbul ve Kocaeli gibi sanayi kentlerinde kişi başına düşen gayrisafî yurt içi
hasıla (GSYH) seviyesi gelişmiş ülkelerle yarışırken; Van, Ağn, Şanlıurfa, Muş ve Hakkâri
gibi illerimizde yer alan vatandaşlarımızın kişi başı geliri ulusal ortalamanın ve yüksek gelirli
illerin dörtte birine dahi ulaşamamaktadır.
Bölgesel çatışmaların getirdiği ekonomik daralma, sınır ticaretinin kesintiye uğraması ve yerel
istihdam imkanlarının kısıtlılığı, bu dezavantajlı illerde ekonomik gerilemeyi arttırmaktadır.
Milli gelirden en az payı alan 20 ilimizde, faturalar birer borç yükü olmaktan çıkıp, ticari
işletmeler için kepenk kapatma, çiftçiler için tarımsal üretimi durdurma ve hanehalkı için ise en
temel yaşam hakkından mahrum kalma riski doğurmaktadır. Geliri batı kentlerinin çok
gerisinde olan bir vatandaşımızın, aym miktar eneıji, su tüketimi ve atık su bedeli için aynı
oranda KDV (%20 KDV) ödemesi adil değildir. Bölgeler arası gelir adaletsizliğini gidermek,
toplumsal barışı ve ekonomik istikran korumak adına bu dezavantajlı bölgelere yönelik
vergilerin dezavantajlı durumları göz önünde bulundurularak tekrar düzenlenmesini gerekli
kılmaktadır.
Teklif ile; kişi başına düşen milli gelir düzeyi en düşük olan illerde elektrik, doğalgaz ve su
tüketimlerinde uygulanan Katma Değer Vergisi oranının düşürülmesi suretiyle temel yaşam
giderlerinin azaltılması, bölgesel ekonomik eşitsizliklerin hafifletilmesi ve ekonomik açıdan
kırılgan kesimlerin korunması amaçlanmaktadır. Düzenleme aym zamanda küçük işletmelerin
faaliyetlerini sürdürebilmesine, tarımsal üretim maliyetlerinin azaltılmasına ve yerel ekonomik
yaşamının sürdürülebilir olmasına katkı sağlayacaktır. Düzenleme ile bütçe imkânları
gözetilerek sınırlı sayıda il kapsama alınmakta, böylece kamu maliyesi üzerindeki etkinin
yönetilebilir düzeyde tutulması hedeflenmektedir. Bu yönüyle teklif, mali disiplin ile sosyal
koruma arasında dengeli bir yaklaşım kurmaktadır.
Sonuç olarak teklif kapsamında öngörülen vergi indirimi, genel ve sınırsız bir vergi muafiyeti
niteliğinde olmayıp; Türkiye İstatistik Kurumu tarafından açıklanan kişi başına Gayrisafî Yurt
İçi Hasıla verileri esas alınarak belirlenecek gelir düzeyi en düşük yirmi ili kapsayan hedefli bir
sosyal politika aracıdır. Bu yönüyle düzenleme, kamu kaynaklarmm bölgesel eşitsizliklerin
azaltılması amacıyla öncelikli ihtiyaç alanlarına yönlendirilmesini hedeflemektedir. Kapsamın
sınırlı tutulması sayesinde kamu maliyesi üzerindeki etkinin yönetilebilir düzeyde kalacağı,
buna karşılık temel yaşam giderlerinin azaltılması, yerel ekonomik faaliyetlerin desteklenmesi
ve bölgesel kalkınmamn güçlendirilmesi bakımından önemli sosyal ve ekonomik faydalar
sağlayacağı değerlendirilmektedir