Teklifi verenlerin neden gerekli gördüğünü anlattığı bölüm (teklif metninden).
Gerekçeyi oku
Türkiye ekonomisi, iktidann uzun yıllardır sermayeyi önceleyen politikaları ve emek
karşıtı tercihleri nedeniyle derin bir kriz sarmalına sürüklenmiştir. Enflasyon, işsizlik, gelir
eşitsizliği, vergi adaletsizliği ve borçluluk artık geçici sorunlar değil, milyonlarca yurttaşın
yaşamını kuşatan kronik bir düzen haline gelmiştir. Bu düzenin bedelini ise patronlar değil,
emeğiyle geçinen işçiler, emekçiler, emekliler ve yoksullar ödemektedir. Türkiye'de ekonomik
çürüme derinleştikçe halkın yoksulluğu da büyümektedir. En temel ihtiyaçlara erişmek her
geçen gün daha zor hale gelirken, ücretler hayat pahalılığı karşısında erimekte, yapılan zamlar
daha işçinin cebine girmeden anlamını yitirmektedir. İğneden ipliğe gelen zamlar, yüksek
enflasyon ve sürekli artan yaşam maliyetleri milyonlarca inşam açlık ve yoksulluk sımrımn
altında yaşamaya mahkûm etmektedir.
Resmî verilere göre, 32 milyon 166 bin, çalışan nüfusun yaklaşık yansı geçimini asgari
ücretle sağlamaktadır. Oysa asgari ücret, çalışma yaşamına yeni adım atan ve herhangi bir
deneyimi bulunmayan işçilere verilmesi gereken en düşük başlangıç ücretidir. Ancak son
yıllarda Türkiye'de asgari ücret istisna olmaktan çıkmış, yaygın ücret haline gelmiştir. 2002
yılında asgari ücret ve altında çalışanların oram yaklaşık yüzde 25 iken bugün bu oran yüzde
50'lere dayanmıştır. Günümüzde yaklaşık 9,5 milyon işçi, asgari ücret civarı ve altında ücretle
yaşamını sürdürmeye çalışmaktadır. Başka bir deyişle 2024 yılı itibanyla tüm özel sektör
işçilerinin yüzde 53,2'si asgari ücret komşuluğunda ücretlerle çalışmaktadır.
Özellikle tekstil, gıda, inşaat, turizm, mobilya ve deri sektörlerinde milyonlarca işçi
asgari ücret düzeyinde ya da bunun altında çalıştırılmaktadır. Kayıt dışı çalışan emekçilerin
durumu ise çok daha ağırdır. AKP iktidarı döneminde asgari ücretle çalışanların oranındaki
yaklaşık yüzde 40'lık artış, ülkenin ucuz emek cennetine dönüştürüldüğünün en açık
göstergelerinden biridir.
Türkiye'de son yıllarda açıklanan makroekonomik veriler, üretim süreçlerinde emek
verimliliği istikrarlı bir şekilde artarken ve bankalar ve sermaye kar rekoru kırarlarken, artı
değeri var eden işçilerin milli gelirden aldığı payın çarpıcı biçimde düştüğünü ortaya
koymaktadır. TÜÎK verilerine,göre. Gayri Safı Yurt İçi Hasıla (GSYH) içindeki işgücü
ödemelerinin payı 2020 yılında %33 seviyelerindeyken, bu oran 2022-2023 döneminde yüzde
25'lere kadar gerilemiştir. Buna karşm sermaye gelirlerini temsil eden net işletme artığınm payı
yüzde 50'lere tırmanmıştır. Son yıllarda emekçilerin milli gelirden aldığı pay düşmeye devam
etmektedir. Son olarak Kurun Global Rich List tarafından açıklanan milyarder sayısının en çok
olduğu ülkeler listesine göre, Türkiye 31 milyarderle 19. sıraya yerleşmiştir. Bu, artan gelir
adaletsizliğinin en açık göstergesidir. Emekçinin daha fazla ürettiği ancak daha az bölüştüğü bu
denklem, reel ücretlerin yüksek enflasyon karşısında erimesi, güvencesiz çalışma koşullarının
yaygınlaşması ve fazla mesailerin karşılıksız kalması gibi emek sömürüsü pratikleriyle
birleştiğinde toplumsal refah makasını daha da açmaktadır.
Dünyanın birçok ülkesinde asgari ücret yalmzca sınırlı bir çalışan kesimini kapsarken
Türkiye'de çalışanların yansının asgari ücretle çalışması başlı başına bir toplumsal adaletsizlik
göstergesidir. Hollanda'da asgari ücretle çalışanların oram yüzde 3, Almanya'da yüzde 6,
Hırvatistan'da yüzde 10, Avrupa Birliği ortalamasında ise yaklaşık yüzde 9 civanndadır. Buna
rağmen Türkiye çalışanlann büyük bir kısmının asgari ücret aldığı ve asgari ücretin alım
gücünün en düşük olduğu ülkelerden biri haline gelmiştir.
Avrupa Birliği İstatistik Bürosu (Eurostat) tarafından yayımlanan 2026 yılı asgari ücret
verilerine göre, Lüksemburg 2 bin 704 Euro asgari ücretle zirvede yer alırken, İrlanda 2 bin 391
Euro, Almanya ise 2 bin 343 Euro ile onu takip etmektedir. Türkiye ise 654 Euro ile bu konuda
Avrupa'nın en alt sıralannda bulunmaktadır.
Türk-îş'in araştırmasına göre, açlık sının 35 bin 174 liraya ulaşırken asgari ücret 28 bin
75 lirada kalmıştır. Başka bir ifadeyle milyonlarca işçi daha ücretini aldığı gün açlık sınırının
altında yaşamaya mahkûm edilmektedir. Yoksulluk smırımn 114 bin 576 liraya ulaştığı
koşullarda asgari ücret, dört kişilik bir ailenin insanca yaşamını sağlayacak gelirin yalnızca
dörtte birine denk gelmektedir. Bu tablo Türkiye'de "çalışan yoksullugu"nun artık istisnai değil,
yaygın bir gerçeklik olduğunu göstermektedir. Üstelik yılın ilk beş ayında asgari ücretlilerin
alım gücü binlerce, 4 bin 663 lira, lira erimiştir. 2003 yılında bir asgari ücretli 12 gram altın
alabiliyorken bugün bir asgari ücretli ancak 4,5 gram altın alabilmektedir. 23 yılda asgari
ücretlilerin 7,5 gram altınının erimesi emek sömürüsünün geldiği noktayı çarpıcı bir şekilde
göstermektedir. Disk-Ar Ücret Kayıpları İzleme Raporuna göre, işçilerin birikimli toplam
enflasyon ve vergi kaybı 2025'in ilk beş ayına göre yüzde 46,8 artmış, işçiler Mayıs 2026'nm
en az 12 gününü vergi, kesinti ve enflasyona çalışmış, ortalama işçi ücretinin vergi ve enflasyon
kaybı (kesinti hariç) 15.537 lira olarak gerçekleşmiştir. Yine Mayıs 2026'da asgari ücretin 1,5
katı ücretlerin yüzde 34,6'sı, 2 katı ücretlerin yüzde 38,3'ü, 2,5 katı ücretlerin 3mzde 39,4'ü ve
3 katı ücretlerin yüzde 41,4'ü vergi, kesinti ve enflasyon sebebiyle erimiştir. Disk-Ar Asgari
Ücret Raporu'na göre, 1974'te kişi başına GSYH'nin yüzde 80,6'sı düzeyinde olan brüt asgari
ücret, 2025'te kişi başına gelirin yüzde 43,6'sına düşmüştür.
Günümüzde resmi enflasyonun dahi yüzde 33'e yaklaştığı, bağımsız araştırmaların ise
çok daha yüksek oranlara işaret ettiği bir ortamda, asgari ücret milyonlarca emekçi için geçim
aracı olmaktan çıkmış, hayatta kalma mücadelesinin sembolü haline gelmiştir. Buna rağmen
iktidar temsilcilerinin asgari ücrete yılda yalnızca bir kez zam yapılacağım açıklamaları
emekçileri yüksek enflasyon karşısında korumasız bırakmak anlamına gelmektedir. Zamların
ve hayat pahalıhgımn aylık olarak arttığı bir ülkede ücretlerin yılda bir kez belirlenmesi
milyonlarca emekçinin enflasyon karşısında bilinçli şekilde yoksullaştırılması demektir.
Bugün Türkiye'de yaşanan ekonomik krizin sebebi kader değil, siyasi tercihlerin
sonucudur. İktidann politikalan sermayeyi korumakta, emeği değersizleştirmekte, işsizliği,
yoksulluğu, borçluluğu ve gelir adaletsizliğini büyütmektedir. Emekçiler her geçen gün daha
fazla çalışırken ürettikleri değerden daha az pay almakta, ülkenin zenginliği belirli bir azmhğm
elinde toplanmaktadır.
Bu nedenle asgari ücret yalnızca asgari ücretle çalışanların değil, tüm toplumun ortak
meselesidir. Çünkü asgari ücretteki her değişiklik milyonlarca yurttaşın gelirim, sosyal
haklarını ve yaşam koşullarını doğrudan etkilemektedir. Asgari ücretin amacı, bütçe disiplinini
korumak ya da vergi gelirlerini artırmak olmamalıdır. Asgari ücretin varlık nedeni, çalışanın
insan onuruna yakışır bir yaşam sürdürebilmesini sağlamaktır. Bu noktada asgari ücret, yeni işe
başlayan ya da en niteliksiz iş gücüne verilen ücret değildir. Asgari ücret; bir çalışanın barınma,
gıda, sağlık, ulaşım ve kültür gibi zorunlu ihtiyaçlanm, günün fîyatlan üzerinden en düşük
düzeyde karşılayabilmesini amaçlayan taban ücrettir.
Bu sebeplerle, asgari ücret açlık sınırımn altında değil, insanca yaşam koşullarını
sağlayacak düzeyde belirlenmelidir. İnsan onuruna yaraşır bir yaşam her yurttaşın hakkıdır.
Ücretler enflasyon karşısında düzenli olarak güncellenmeli, çalışanlar hayat pahalılığına karşı
korunmalıdır. Türkiye asgari ücretliler ülkesi olmaktan çıkanimalı, emeğin hak ettiği değeri
aldığı, gelir adaletinin sağlandığı, insanca yaşamın güvence altına alındığı ve asgari ücretin
senede en az iki kere arttınidığı bir düzen kurulmalıdır.