Teklifi verenlerin neden gerekli gördüğünü anlattığı bölüm (teklif metninden).
Gerekçeyi oku
Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı, hukuk devletinin temel güvencelerinden biridir. Anayasa'nın
19 uncu maddesi uyarınca kişilerin özgürlüğünden yoksun bırakılabilmesi ancak kanunda
gösterilen hâllerde ve kanunun öngördüğü usule uygun olarak mümkündür. Özgürlükten
yoksun bırakmanın hukuki dayanağı kadar süresinin de açık, belirli, öngörülebilir ve etkili bir
yargısal denetime elverişli olması gerekmektedir. Anayasa Mahkemesi de kişi hürriyetine
yönelik müdahalelerde kanuni dayanağın erişilebilir, kesin ve öngörülebilir olması gerektiğini;
özgürlükten yoksun bırakmanın keyfi uygulamalara yol açmaması gerektiğini yerleşik
içtihadında vurgulamaktadır.
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 63'üncü maddesinde, hüküm kesinleşmeden önce
gerçekleşen ve şahsi hürriyeti sınırlama sonucunu doğuran bütün hâller nedeniyle geçirilen
sürelerin hükmolunan hapis cezasından indirileceği düzenlenmiştir. Mahsup kurumu, kişinin
aynı süre nedeniyle birden fazla kez özgürlüğünden yoksun bırakılmasını önleyen ve cezanın
fiilen çekilecek süresinin doğru biçimde belirlenmesini sağlayan temel bir güvencedir.
Ceza yargılamasında farklı dosyalar kapsamında ceza infaz kurumunda geçirilen sürelerin
doğru ve zamanında hesaplanması, kişinin özgürlüğünden yoksun bırakılacağı toplam sürenin
belirlenmesi bakımından hayati önemdedir. Bir kişinin daha önce tutuklu yargılandığı bir
dosyada beraat etmesi, ardından başka bir dosyada yargılanarak ilk derece mahkemesince hapis
cezasına mahküm edilmesi hâlinde; beraatle sonuçlanan dosyada geçirdiği sürenin sonradan
verilen cezadan mahsup edilmesinin talep edildiği durumlarda uygulamada ciddi sorunlar
ortaya çıkabilmektedir.
Sonraki dosyada verilen mahkümiyet kararının istinaf veya temyiz incelemesinde bulunması ve
henüz kesinleşmemiş olması, mahsup talebinin sonuçlandırılmamasına ve kişinin ceza infaz
kurumunda tutulabileceği sürenin hesaplanmamasına gerekçe yapılabilmektedir. Buna karşılık
aynı mahkümiyet kararı, kişinin tutukluluk hâlinin devam ettirilmesinde ve uzun tutukluluk
itirazlarının değerlendirilmesinde belirleyici bir unsur olarak kullanılabilmektedir.
Böylece uygulamada “hükümözlü” olarak adlandırılan kişi, tutukluluğunun devamı bakımından
mahkümiyet hükmünün sonuçlarına tabi tutulurken; önceki tutukluluk sürelerinin mahsubu ve
toplam özgürlükten yoksun kalma süresinin hesabı bakımından hüküm kesinleşmemiş olduğu
gerekçesiyle bu hükmün lehine sonuçlarından yararlandırılmamaktadır. Kişinin aynı hukuki
durumun yalnızca aleyhe sonuçlarına maruz bırakılması, hakkaniyetle ve özgürlük hakkının
etkili biçimde korunması yükümlülüğüyle bağdaşmamaktadır.
Mahsup edilmesi gereken sürelerin hüküm kesinleşinceye kadar dikkate alınmaması, yalnızca
teknik bir infaz hesabı sorunu değildir. Bu gecikme, kişinin hükmolunan ceza kapsamında ceza
infaz kurumunda kalması gereken süreye ulaşmış veya bu süreyi aşmış olmasına rağmen
özgürlüğünden yoksun bırakılmaya devam edilmesi sonucunu doğurabilir. Özgürlükten yoksun
bırakmanın bir gün dahi hukuki dayanağı bulunmaksızın sürdürülmesi, sonradan giderilmesi
güç ve hatta imkânsız sonuçlara yol açmaktadır.
Sorunun somut örneklerinden biri Trabzon Beşikdüzü Ceza İnfaz Kurumunda bulunan Hüsnü
Babat'ın durumudur. Hüsnü Babat hakkında, Kandıra Ceza İnfaz Kurumunda bulunduğu
dönemde kurumda ele geçirilen bir belge gerekçe gösterilerek 6 yıl 3 ay hapis cezası verilmiştir.
Beraatle sonuçlanan bir dosyada ceza infaz kurumunda geçirdiği süreler ile farklı dosyalar
kapsamındaki tutukluluk ve infaz sürelerinin hakkında verilen cezadan mahsup edilmesi
hâlinde cezasının tamamlanmış sayılması gerektiği belirtilmektedir.
Avukatları tarafından mahsup ve tahliye işlemlerinin gerçekleştirilmesi amacıyla gerekli
başvurular yapılmış; ancak mahkümiyet kararının henüz kesinleşmemiş olması ve Hüsnü
Babat'ın hükümözlü statüsünde bulunması gerekçe gösterilerek mahsup işlemleri ile süre
hesabının sonuçlandırılmamıştır. Bu nedenle Hüsnü Babat'ın yaklaşık dört aydır ceza infaz
kurumunda kalması gereken sürenin üzerinde tutulduğu ileri sürülmektedir. Bu örnek, hükmün
kesinleşmesinin beklenmesinin kişi özgürlüğü bakımından doğurabileceği ağır sonuçları açıkça
göstermektedir.
Mahsup işleminin yapılabilmesi için mahkümiyet hükmünün kesinleşmesinin zorunlu olup
olmadığına ilişkin tereddüdün kanun düzeyinde giderilmesi gerekmektedir. Mahkümiyet
kararının kanun yolu incelemesinde bulunması, önceki özgürlükten yoksun kalma sürelerinin
tespit edilmesine ve bu sürelerin hükmolunan cezadan mahsup edilmesine engel
oluşturmamalıdır. Böyle bir hesaplama, kanun yolu incelemesinin sonucunu peşinen
belirlemediği gibi kesinleşmemiş hükmün infazına başlanması anlamına da gelmemektedir.
Düzenleme, kişinin özgürlüğünden yoksun bırakılabileceği sürenin belirlenmesinde lehe olan
sürelerin zamanında dikkate alınmasını sağlamaktadır.
Bu Kanun Teklifiyle, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 63'üncü maddesine “Hükmün
kesinleşmemesi, bu madde uyarınca yapılacak mahsuplaşmaya engel teşkil etmez.” cümlesinin
eklenmesi öngörülmektedir. Böylece hükmün kesinleşmemiş olması gerekçesiyle mahsup
işlemlerinin ertelenmesinin ve kişilerin ceza infaz kurumunda kalmaları gereken sürenin
üzerinde tutulmalarının önlenmesi amaçlanmaktadır.