Teklifi verenlerin neden gerekli gördüğünü anlattığı bölüm (teklif metninden).
Gerekçeyi oku
Ormanlar yalmzca ağaç topluluklarmdan ibaret değildir. Orman; toprağı, suyu, havayı, iklimi,
biyolojik çeşitliliği, yaban hayatım ve insan yaşamını birlikte var eden bir ekosistemdir.
Ormanların korunması, halk sağhğımn, gıda güvenliğinin, su varhklanmn, iklim adaletinin ve
gelecek kuşaklarm yaşam hakkımn temel koşullanndan biridir.
Ormanların iklim krizine karşı en önemli doğal savunma alanlarmdan biri olduğu bilimsel bir
gerçektir. Ormanlarm tahribi; su döngüsünün bozulmasına, toprağın çoraklaşmasına, erozyon
ve sel riskinin artmasına, tarımsal üretimin zarar görmesine, sıcaklıkların yükselmesine ve
biyolojik çeşitliliğin azalmasına neden olmaktadır. Bu sonuçların yükü ise toplumun bütün
kesimleri arasında eşit biçimde dağılmamaktadır. Suya, sağlıklı gıdaya, temiz havaya ve
güvenli yaşam alanlarına erişim olanakları sımfsal konuma göre farklılaşmakta; ekolojik
yıkımm bedelini en ağır biçimde işçiler, emekçiler, yoksullar, küçük üreticiler ve orman
köylüleri ödemektedir.
Ne var ki Türkiye'de, özellikle AKP iktidan döneminde, orman hukuku ormanları koruyan bir
rejim olmaktan giderek uzaklaştırılmış; sermaye birikiminin, eneıji ve maden yatırımlarımn,
turizm projelerinin, imar politikalanmn ve merkezi idarenin keyfî kararlanmn hizmetine
sokulmuştur. 6831 sayılı Orman Kanunu, ormanları koruyan kamusal bir kanun olmaktan
çıkarılarak sermayenin değişen ihtiyaçlarına göre sürekli yeniden şekillendirilen bir "kullanım
kanımu"na dönüştürülmüştür.
Bu sürecin en kritik dönemeçlerinden biri, 6831 sayılı Orman Kanunu'na 2018 yılmda eklenen
Ek 16. maddedir. Bu maddeyle, sımrları Cumhurbaşkanmca belirlenen alanların Orman Genel
Müdürlüğünce orman sınırlan dışına çıkanlmasmın önü açılmıştır. "Bilim ve fen bakımından
orman olarak muhafazasında hiçbir yarar görülmeyen", "fiilen orman vasfı taşımayan", "taşlık,
kayalık, verimsiz" veya "yerleşim yeri oluşturulması uygun" gibi sınırlan belirsiz ifadeler,
orman alanlarımn imar, yatırım ve sermaye ihtiyaçları doğrultusunda orman rejimi dışına
çıkanlmasmın hukuki dayanağı hâline getirilmiştir.
Bu, mevcut iktidarın siyasal karakterinin orman hukukundaki karşılığıdır. İktidar, bir yandan
12 Eylül Anayasası'mn antidemokratik mirasım sürdürmekte; diğer yandan aym Anayasa'mn
ormanların korunmasına ilişkin sımrlı güvencelerini dahi sermaye birikiminin önünde engel
gördüğünde aşmdırmaktadır. Ormanlann korunmasma ilişkin anayasal hükümler
Cumhurbaşkam kararlarıyla etkisizleştirilen, istisnalarla delinen ve etrafmdan dolaşılan
kurallara dönüştürülmüştür.
Ek 16. maddenin yürürlüğe girdiği 2018 yılından bu yana art arda yayımlanan Cumhurbaşkanı
kararlan, orman sımrlan dışına çıkarma mekanizmasımn istisnai değil, sistematik biçimde
işletildiğini göstermektedir. Orman alanlanmn Cumhurbaşkam kararlarıyla orman rejimi dışına
çıkarılması, bu alanların daha sonra imar, yatırım, rant ve sermaye kullanımına konu
edilmesinin önünü açmaktadır. Böylece halkın ortak varlığı olan ormanlar, siyasi iktidarm
şirketlere tahsis edebileceği bir arazi rezervi hâline getirilmektedir.
11 Haziran 2026 tarihinde kabul edilen ve 20 Haziran 2026 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanan
7584 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullammı Kanunu ile Çeltik Kanunu ve Bazı Kanunlarda
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun, bu çizginin güncel halkasım oluşturmaktadır. Orman
rejimini doğrudan ilgilendiren düzenlemeler, bir torba kanun içinde kamuoyundan ve etkili bir
toplumsal tartışmadan kaçırılarak yasalaştınimıştır. "İklim değişikliğiyle mücadele", "mülkiyet
sorunlanmn çözümü", "Hazine zaran" ve "kadastro uyuşmazhklarımn giderilmesi" gibi
başlıklar altında sunulan hükümlerle orman hukuku yeniden sermayenin ihtiyaçları
doğrultusunda şekillendirilmiştir.
7584 sayılı KanunTa eklenen Ek 21, Ek 22 ve Ek 23. maddeler ile 2018 yılında getirilen Ek 16,
madde, farklı hukuki araçlarla ormanların kamusal ve ekolojik niteliğini aşındırmaktadır. Ek
16, belirli alanların Cumhurbaşkam kararıyla orman rejimi dışına çıkanimasma; Ek 22, Devlet
ormam olarak sınırlandırılmış bazı taşınmazlardaki özel tapu kayıtlarımn geçerli kabul
edilmesine ve orman şerhlerinin kaldınimasına; Ek 23 ise daha önce sonuçlandırılmış veya
hükmen iptal edilmiş bazı alanlarda yeniden 2/B uygulaması yapılmasına imkân tammaktadır.
Ek 21 ise ormanlann karbon tutma kapasitesini karbon piyasasında fiyatlandınlabilen ve tahsis
edilebilen bir varlığa dönüştürmektedir. Böylece ormanlar bir yandan imar, eneıji, maden,
turizm ve gayrimenkul yatırımları için arazi rezervi; diğer yandan karbon piyasaları için gelir
sağlayan finansal bir araç olarak ele alınmaktadır.
Bu düzenlemelerle orman ekosistemi, birbirinden bağımsız tapu parsellerinin toplamı gibi ele
alınmaktadır. Oysa orman ekosistemi yalmzca ağaçlık kısımlardan oluşmaz. Maki, çalılık,
açıklık, kayalık ve taşlık alanlar, sulak geçiş bölgeleri, yaban hayatı koridorları, toprak yapısı,
su döngüsü ve mikro iklim bir bütün olarak orman ekosisteminin parçasıdır. Bir alanm küçük
olması, taşlık veya kayalık nitelik taşıması, üzerinde yapılaşma baskısı bulunması ya da karbon
piyasası açısından ekonomik değer ifade etmesi, onun orman rejimi dışına çıkarılmasım haklı
kılamaz.
Orman rejimi dışına çıkarılan alanlarm yerine başka yerlerde belirli büyüklükte arazilerin
orman tesis edilmek üzere tahsis edilmesi de ortaya çıkan ekolojik kaybı gidermez. Bir orman
ekosistemi, başka bir yerde ayrılan eş büyüklükteki araziyle ikame edilemez. Toprağın niteliği,
su rejimi, yetişmiş ağaç varlığı, habitat ilişkileri, yaban hayatı koridorları ve bölge halkımn
ormanla kurduğu tarihsel ilişki başka bir bölgeye taşınamaz. Ormanları yalnızca yüzölçümü
üzerinden birbirinin yerine geçirilebilir alanlar gibi gören bu anlayış, doğayı dahi metrekare
hesabına indirgeyen sermaye mantığının sonucudur.
Ormanların kamu mülkiyetinde bulunması da tek başına yeterli değildir. Kamusal mülkiyet,
merkezi idarenin ormanlar üzerinde keyfî biçimde tasarrufta bulunması anlamına gelmez.
Ormanlarm yönetimi; orman köylülerinin, orman emekçilerinin, sendikaların, ilgili meslek
odalanmn, bilim insanlarımn, ekoloji örgütlerinin ve yerel yönetimlerin karar süreçlerine
katıldığı demokratik bir kamusal planlamaya dayanmalıdır. Ormanların korunması için
yürütülecek bakım, yangınla mücadele ve ekolojik restorasyon faaliyetleri güvenceli, sendikalı
ve doğrudan kamu istihdamıyla gerçekleştirilmelidir.
Ormanlar halkın ortak varlığı, tüm canlıların yaşam alam ve gelecek kuşaklara karşı
devredilemez bir kamusal sorumluluktur. "Ormanlar halkındır" ilkesi, yalmzca mülkiyeti değil;
halkm ormanlann yönetimine, korunmasına ve geleceğine ilişkin kararlara katılma hakkım da
ifade etmektedir.
Bu nedenle 6831 sayılı Orman Kanunu'nun Ek 16, Ek 21, Ek 22 ve Ek 23. maddeleri
yürürlükten kaldmlmalı; bu maddelere dayamlarak tesis edilen bütün işlemler bilimsel, hukuki
ve ekolojik incelemeye tabi tutulmalıdır. Orman alanlanmn özel mülkiyet ve sermaye kullammı
lehine tasfiyesine son verilmeli, 2/B uygulamalarını genişleten düzenlemeler ortadan
kaldırılmalı ve ormanlann karbon piyasalanna tahsis edilmesi yasaklanmalıdır.
Orman hukuku sermaye birikiminin ihtiyaçlarına göre değil; ekolojik bütünlük, kamu yararı,
yaşam hakkı ve gelecek kuşakların haklan temelinde yeniden kurulmalıdır. Bımun yolu
ormanlan Saray rejiminin, şirketlerin ve rant politikalarının tasarruf alam olmaktan
çıkarmaktan; kamu mülkiyetini demokratik halk katılımıyla birleştirmekten ve ekolojik yıkımm
maliyetini emekçilere değil, bu yıkımdan kazanç sağlayanlara 5niklemekten geçmektedir.