Teklifi verenlerin neden gerekli gördüğünü anlattığı bölüm (teklif metninden).
Gerekçeyi oku
Anayasa'nın 169 uncu maddesi, Devlete ormanları koruma ve sahalarını genişletme
görevini yüklemekte; ormanların daraltılmasına veya ormanlara zarar verebilecek
tasarruflara karşı açık ve güçlü anayasal güvenceler getirmektedir. Bu hüküm, ormanların
yalnızca ekonomik değeri bulunan taşınmazlar değil; iklim sisteminin, su kaynaklarının,
biyolojik çeşitliliğin, tarımsal üretimin, afetlere karşı doğal korumanın ve gelecek
kuşakların yaşam hakkının vazgeçilmez unsuru olduğunun anayasal kabulüdür. Bu nedenle
orman hukukunda yapılacak her düzenleme, kısa vadeli ihtiyaçlardan veya idari takdirden
değil, kamu yararı ve ekolojik sürdürülebilirlik ilkelerinden hareketle değerlendirilmelidir.
6831 sayılı Orman Kanununa 2018 yılında, 7139 sayılı Kanun kapsamında eklenen
Ek Madde 16'da belirli şartları taşıyan alanların Bakanlar Kurulu Kararı ile orman sınırları
dışına çıkarılabilmesİne imkân tanımaktadır. Düzenleme, hükümet sistemi değişikliğiyle
Bakanlar Kurulu kaldırıldığı için yetkiyi Cumhurbaşkanı Kararına bırakmıştır.
Uygulamada bu düzenleme, kesinleşmiş orman kadastrosunun idari kararla
değiştirilebilmesine olanak sağlayarak Anayasa'nın 169 uncu maddesiyle güvence altına
alınan koruma rejimini zayıflatmakta, ormanların korunması yerine daraltılmasına yönelik
yeni bir istisna alanı oluşturmaktadır.
Bir alanın üzerindeki ağaç örtüsünün zayıflamış olması, o alanın orman niteliğini
ve ekolojik değerini bütünüyle kaybettiği anlamına gelmez. İnsan müdahalesi sonucu
bozulan pek çok alan, bilimsel rehabilitasyon ve restorasyon çalışmalarıyla yeniden orman
ekosistemine dönüştürülebilecek niteliktedir. Bu nedenle orman sınırlarının
belirlenmesinde yalnızca mevcut kullanım değil, ekosistem bütünlüğü, biyolojik çeşitlilik
ve yeniden ormanlaştırma potansiyeli esas alınmalıdır.
Türkiye'nin orman politikalarındaki geçmiş uygulamaları, istisna olarak getirilen
düzenlemelerin zaman içinde kalıcı ve geniş kapsamlı rejimlere dönüştüğünü
göstermektedir. 2/B uygulamalarının yıllar içinde giderek genişlemesi, yeni beklentiler ve
yeni talepler doğurmuştur. Ek Madde 16 da benzer şekilde, 19/4/2018 tarihli ve 7139 sayılı
Kanunun yürürlüğe girdiği 28/4/2018 tarihine kadar oluşan fiili kullanımları hukuki sonuç
doğurabilir hâle getirerek orman alanlarında işgal, kaçak kullanım ve yapılaşmanın ileride
yasallaştırılabileceği yönünde beklenti oluşturmaktadır. Bu durum, ormanları korumakla
yükümlü kamu otoritesinin caydırıcılığını zayıflatmaktadır.
Orman ekosistemlerinin karşı karşıya bulunduğu en önemli tehditlerden biri de
parçalanmadır. Enerji, ulaşım, altyapı ve farklı kamu yatırımları nedeniyle verilen izinler
sonucunda orman bütünlüğü giderek bozulmaktadır. Büyük orman bloklarının küçük ve
birbirinden kopuk parçalara ayrılması; karbon tutma kapasitesini azaltmakta, biyolojik
çeşitliliği olumsuz etkilemekte, yaban hayatı koridorlarım kesintiye uğratmakt.
ormanların kendini yenileme gücünü zayıflatmaktadır. İklim krizinin deri
üi
>-
günümüzde bu parçalanma, yalnızca çevresel değil aynı zamanda ekonomik ve toplumsal
bir risk hâline gelmiştir.
Son yıllarda orman yangınlarında yaşanan belirgin artış da bu riskleri açık biçimde
ortaya koymaktadır. Son yüz yılda yıllık ortalama orman yangım sayısı yaklaşık 1.455 iken
Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten sonraki yıllarda bu sayının 2.44l'e yükselmesi, iklim
değişikliğinin etkilerinin yanı sıra ormanlar üzerindeki insan baskısının da arttığını
göstermektedir. Orman içi ve bitişiğindeki yeni yerleşimler, ulaşım koridorları ve altyapı
yatırımları yangın riskini artırmakta; sel, taşkm, heyelan ve kuraklık gibi afetlerin etkilerini
de ağırlaştırmaktadır.
Ek Madde 16'nın uygulamasının yalnızca geçmişten kaynaklanan yerleşim
sorunlarını çözmekle sınırlı kalmadığı; konut, sanayi, sağlık tesisi ve benzeri yatırımlar
bakımından da kullanılabildiği yönündeki değerlendirmeler, kamuoyunda haklı kaygılar
doğurmaktadır. Orman sınırları dışına çıkarılan alanların daha sonra satış, tahsis veya imar
uygulamalarına konu olabilmesi, kamu yararı yerine arazi rantını önceleyen sonuçlar
doğurma riskini taşımaktadır.
Hukuk devleti ilkesinin gereği olarak, uzun ve teknik süreçler sonunda kesinleşmiş
orman kadastrosunun yürütme organının tek taraflı idari kararıyla değiştirilebilmesi kabul
edilemez. Ormanların korunmasında esas olan; fiili işgalleri ve kaçak yapılaşmayı
sonradan meşrulaştırmak değil, bunları önleyici ve caydırıcı politikaları güçlendirmektir.
Devletin anayasal görevi, orman alanlarını daraltmak değil, korumak ve geliştirmektir.
Bu Kanun Teklifi ile 6831 sayılı Orman Kanununun Ek 16'ncı maddesinin
yürürlükten kaldırılması; ayrıca bu madde kapsamında daha önce Cumhurbaşkanı Kararı
alınmış olmakla birlikte üzerinde fiilen kalıcı yapılaşma bulunmayan, tapuda üçüncü
kişiler adına tescil edilmemiş ve kamu yararı bakımından tamamlanmış bir kullanım
oluşmamış alanların yeniden orman vasfıyla Hazine adına tescil edilerek yönetilmek ve
işletilmek üzere Orman Genel Müdürlüğüne tahsis edilmesi öngörülmektedir.
Teklif ile orman sınırlarının idari kararla daraltılmasına imkân veren istisnai
mekanizma ortadan kaldırılmakta; orman kadastrosunun hukuki kesinliği
güçlendirilmekte; ormanların parçalanmasının, yapılaşma baskısının ve rant beklentisinin
önüne geçilmesi amaçlanmaktadır. Böylece Anayasa'nın 169 uncu maddesinin lafzına ve
ruhuna uygun olarak Devletin ormanları koruma ve sahalarını genişletme yükümlülüğünün
güçlendirilmesi amaçlanmaktadır.